“Eve dönüş” oldu “geri dönüş

Haberin Devamı

PKK’lı teröristlerin dönmesinden sonra yaşanan gelişmelerle ve Öcalan’ın son açıklamalarıyla ilgili dünkü yazım; ‘Ortada çok ciddi bir hata var, hükümet iyi düşünmek ve derhal yöntemini gözden geçirmek zorunda. Bu iş daha fazla sarpa sarmadan’ cümleleriyle bitmişti.

Aslında tabii başbakanların ve diğer hükümet üyelerinin kendilerini eleştiren medyayı düşman görerek susturmaya çalışmak yerine eleştirilere kulak vermeleri çok daha akıllıcadır. Bağımsız ve dürüst, çıkar uğruna siyasi yağcılık yapmak yerine gerçekleri dile getiren basın sadece topluma değil iktidarlara da gereklidir.

Zira el etek öpen, en ufak eleştiri getirmeden siyasi gücün her uygulamasını alkışlayan dalkavuklar ve aynı kafadaki gazeteciler aynı zamanda o iktidarların da hataları, gerçekleri görmesini engeller.

Basının “ayna” olma işlevi çift yönlüdür yani... Yazarlar, medya mensupları her gün kendilerine gelen yüzlerce mektup ve internet yorumunda toplumun duygularını siyasetçiden de önce anlama ve anlatma imkânına sahiptir. Tabii bu duyguları dürüstçe yansıtacak yürekleri de varsa...

İşte “Kürt açılımı” şeklinde, daha baştan, ismiyle etnik, ırkçı bir ayırım yapılarak başlayan açılımın ne olduğunun ipuçları bile TBMM’de, toplumda, medyada tartışılmadan, muhalefet tepkilerine kulak tıkanarak (ve sadece DTP ile, Barzani ile veya The Economist’in de yazdığına göre direkt PKK ile konuşup anlaşarak) yapılan “34 teröristin gelişi, karşılanışı ve serbest bırakılışı” olayının yarattığı son tablo da bunun en açık kanıtıdır. Kendine “liberal, demokrat” tanımlarını yakıştıran ve son zamanlarda bu tanımların anlamına “iktidara yağ çeken” şeklinde bir yenilik (!) katanlar “Bu yöntemde hata var, hukuka aykırı olduğu gibi toplum vicdanını, onurunu zedeleyen adımlar atılıyor, toplum gerildi, dikkat” diyenlere “düşmanlık cephesi”nden “terörden nemalananlar”a kadar hakaretler sıralamaktan çekinmediler. Teröristbaşı Öcalan’ın “Ben örgütün sadakatini sınamak istedim. Benim de önüm açılmalı, ortak vatan Kürdistan” gibi açıklamaları, devletin önüne tek muhatap olarak PKK’yı sürmesi bile onları uyandırmadı (uyanmak istemeyince zordur).

TEPKİLER HIZLA ARTINCA...

Oysa “TBMM’ye gideceklerini” açıklayan şehit ailelerinden “Yeter artık bu kadarına tahammül edemeyiz, biz de mi dağa çıkalım” diye yağan sayısız tepkiye kadar birçok işaret yaratılan toplumsal tepkinin büyüklüğünü anlatmaya yeterdi.

Şimdi Başbakan Erdoğan “Avrupa’dan yeni PKK’lı grubun gelişinin ertelendiğini, çünkü Habur’dan giriş yapan 34 PKK’lının halkta ciddi bir rahatsızlık yarattığını” söylüyor ve “DTP bunu siyasi ranta çevirmek istedi” diyor.

Olayın toplumda yarattığı ciddi rahatsızlığı nihayet görmüş, anlamış olması yine de iyi ama terör uzmanı Ercan Çitlioğlu’nun “Toplumu

Türk-Kürt diye ayrıştırmak tehlikelidir, her an çatışmalar çıkabilir” diyerek haftalar önce uyarmaya çalıştığı tehlike başlamış görünüyor.

Elazığ’da DTP’lilerin basın açıklaması yapmak istemesi üzerine ellerinde Türk bayrakları taşıyan ve “Bu ülkeyi böldürtmeyiz, Türk-Kürt kardeştir, kahrolsun PKK” sloganları atan bir grupla çatışma çıkmış. Demir trafik levhalarını söken gruplar bunlarla birbirine saldırmış.

Umarız bununla kalır ve başka gerginlikler de yaşanmadan bu hatalı gidişten dönülür. Eğer demokratik sistem doğru çalıştırılsa, ciddi kararlar “tek adam” anlayışıyla ve çoğunlukla seçime endeksli olarak alınmasa, eğer medya olması gerektiği gibi özgür, bağımsız ve ilkeli olabilse bugünkü sorunların hiçbiri yaşanmazdı.

Herhalde Türkiye’deki kadar “sil baştan” yapılan bir başka ülke zor bulunur. Bugün Her Açıdan’da bunları tartışacağız, saatlerinizi bir saat geri almayı unutmayın.

DİĞER YENİ YAZILAR