Arkasının geleceği belliydi; önce gündemden bir türlü düşürülmeyen, toplumun ve basının en önemli konusu haline gelen "siyaset arası din"le kaybolan popülarite kazanılacak arkadan asıl amaç gelecekti.
"CHP'yi sallama" misyonu...
Bu "misyon" kelimesi önemlidir. Zira çok değil iki yıl önce, Kemal Derviş'in tam "Artık ekonomi düzeldi, makro dengeler oturdu, Türkiye bir genel seçimi kaldırabilir" sözüyle ortaya çıkması sonucunda erken seçim gündeme gelmiş, alelacele hiçbir hazırlığı olmayan bir seçime gidilmişti.
Geçen hükümet döneminde atılan ekonomik ve siyasi adımların sonucu alınmadan yapılan seçimde o sonuçlar da bir başka hükümetin "başarısı" olmuştu.
Yine o sıralarda, kurulacak yeni bir partiye katılacağı mesajını vererek bazı milletvekillerinin perilerinden ayrılmasına neden oldu Derviş. Ve son anda, "yeni bir parti" umuduyla yüzlerce kişinin katılmaya hazırlandığı (ve katıldığı) bir sırada herkesi yüzüstü bırakarak "kolay yolu" tercih etti. O partiden ayrıldı,kurulma aşamasındaki partiyi de kendisi ile yola çıkan siyasetçileri batırdı, CHP'ye girdi.
Bu olaydan kısa süre sonra karşılaştığımız bir toplantıda ona 'Bizi hayal kırıklığına uğrattınız Sayın Derviş' dediğimde şu cevabı vermişti:
"Siz (ben ve birçok kişi) insanlara bir misyon yüklüyor ve o misyonu gerçekleştirmelerini bekliyorsunuz. Ben o kişi değilim. Ekonomistim ve ekonomi konusunda katkıda bulunmak istiyorum."
Son günlerde yine fikir değiştirdi ve ekonomi dışındaki faaliyetlerine döndü. O zaman amacı hükümetin dağılması ve erken seçimdi, bugün ise CHP'nin dağılması.
Bu kez dağılma "ortadan kalkma" anlamında değil ama yeni çıkışının partiyi kökünden sallama, kaynatma konusunda nasıl bir "tetikleyici" olacağını sanıyorum yakında göreceğiz.
CHP'nin kendini yenilemesi, iç kavgalardan kurtulması, yönetim sorununu gidermesi gerekiyor. Bunları biz de yazdık ama partinin kendi milletvekillerinin bu tür çıkışlarını samimiyetsiz buluyorum ben.
Ne zaman biri, bir partide böyle ani, radikal çıkışlar yapsa yeni lider adayı o oluyor. Benzerlerini çok gördük ki Tayyip Erdoğan'da Erbakan'la aynı şeyleri yaşayarak ortaya çıkmamış mıydı?
Bu partilerin kendi grupları, grup toplantıları var. Sorunları içlerinde çözmeleri gerekirken neden millete çözdürüyorlar? Neden liderlerini veya iç meselelerini de vatandaş "gündem olarak" taşımak zorunda kalıyor? Bu nasıl bir siyaset etiği, alışkanlığıdır?
Kemal Derviş'in "Lider güvenilir olmalıdır" sözüne gelince... Haydi geçmiş hatalarını bir yana bırakalım, son konuşmalarıyla kendisi bu tanıma uyduğuna inanıyor mu acaba?
Durum bana "Bak şu konuşana" filmini hatırlatıyor da!
Hediye tartışması sürüyor!
Dün yazdığım düğün ve hediyeler başlıklı yazıda Kapalıçarşı esnafının Başbakan'ın düğünüyle ilgili olarak anlattıklarını aktarmıştım. Düğün için alınan takıların 3000 dolardan başladığını söyleyenler vardı.
Ben de '2 bin kişi takı takmış olsa siz hesaplayın kaç milyon dolar eder' demiştim. Yazı çıktıktan sonra telefonlar durmak bilmedi.
Okurlarımız; böyle düğünlerin daha önce hiç görülmediğinden, binlerce kişilik "takı kuyrukları" nın kabul edilir bir durum olmadığından tutun da bu hediyelerin "hazineye ait olması" gerektiğine kadar çeşitli görüşler, tepkiler bildirdiler.
"Kaç bin kişi, kaç liralık takı taktı bilmiyoruz"... "Altın yanında pırlanta, elmas var mıydı onu da bilmiyoruz. Ama gelen hediyelerin toplamının en az birkaç milyon dolardan başladığı da ortada."
"Mal varlığı sorularına bundan böyle oğlundan, kızından borç aldığı altınlarla cevap vermesi daha kolay olacak Sayın Başbakan'ın."
"Acaba partisinden bir milletvekilinin çocuğunun düğünü olsa aynı miktarda hediye gelir miydi? Yani gelen hediyeler Erdoğan ailesine mi yoksa mevkiye mi gelmiştir?"
Bunların hepsi okurların merak ettiği konular. Aile ve dostlar arası, normal bir düğün olmadığına, zenginler, sanatçılar, içerden ve dışardan siyasetçilerin katıldığı "halka açık" bir düğün olduğuna göre, keşke hediyelerin tutarını açıklayarak merak içindeki toplumu rahatlatsalardı. Biz de sorulardan kurtulmuş olurduk.
Eski alışkanlıklar kolay terk edilmiyor bizde!
Arkasının geleceği belliydi; önce gündemden bir türlü düşürülmeyen, toplumun ve basının en önemli konusu haline gelen "siyaset arası din"le kaybolan popülarite kazanılacak arkadan asıl amaç gelecekti
Haberin Devamı

