Eşit Haklar Bakanlığı!

Haberin Devamı

Bu ülkede Erkekten Sorumlu Bakanlık yok ama Kadından Sorumlu Bakanlık var, neden acaba hiç düşündünüz mü?

Çünkü efendim erkeklerin kadınlara göre çok daha az sorunu var, onun için de kadınların erkeklere göre daha çok yardıma, desteğe ihtiyacı var. Örneğin; kadınlar daha çok şiddet görüyor, kadınlar daha az kazanıyor, daha az istihdam ediliyor, üst düzey görevlere daha az getiriliyor, okula gönderilmeleri bile bir erkeğin (babanın) iznine bağlı olabiliyor, eşleri bile bir erkek (baba) tarafından seçilebiliyor, Meclis’e girmelerine bile erkekler karar veriyor (ve onları ancak Meclis’in yüzde 4 oranında tutuyor)... Ve daha aklınıza ne gelirse...

Meselâ Türkiye’de gayrimenkullerin yüzde 90’ına erkeklerin sahip olması gibi. Evli kadınların yarısının hâlâ Medeni Kanun Mal Rejimi’nden yararlanamaması ve parti liderlerinin hepsi erkek olduğu için hâlâ hiçbir partinin seçim bildirgesinde “bu haksızlığı düzelteceklerine dair” bir sözün bulunmaması gibi... (Aslında ne kadar kaçsalar da bundan uzun süre kaçamayacaklar. Kadın haklarına saygılı olmak birkaç tane vitrin kadın milletvekili adayı çıkarmak değildir. Kadınlar Medeni Kanun’un peşindeler.)

İşte bütün yukarda saydığımız nedenler dolayısıyla bir “Kadından Sorumlu Bakanlık” var. Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği (TÜKD) öncelikle kadınları ikinci sınıf vatandaş gibi gösterdiği için Bakanlığın adının Eşit Haklar Bakanlığı olarak değişmesini istiyor.

İçinde “kadın” kelimesinin olduğu bunca yıldır kadına pek fazla yararı dokunmadığına (onun görevlerinin çoğunu da kadın örgütleri üstlendiğine) göre değişmesi çok iyi olur. Belki “Eşit Haklar” ismi erkeklere sık sık eşit olmayanları, haksızlıkları hatırlatır.

TÜKD ikinci olarak bundan sonra Bakanlar Kurulu’nda göstermelik tek tük kadın bakan yerine en az yüzde 25’inin kadın olmasını ve özellikle de Milli Eğitim, Sağlık, Kültür ve Turizm, Çalışma ve Sosyal Güvenlik gibi icrai bakanlıklarda kadın bakanlara yer verilmesini talep ediyor.

Dışişleri, Ulaştırma, Bayındırlık gibi bakanlıkları neden eklememişler anlayamadım, bence bunlar da kadınların çok daha iyi yönetebileceği bakanlıklardır. (Bkz. Condolezza Rice, hatırlayınız Madeleine Albright...)

Aslına bakarsanız Türkiye’de o kadar akıllı, bilgili, öyle çalışkan kadınlar var ki (örneğin hukukçu kadınlar) hemen her görevde en az erkekler kadar başarılı oluyor ve bu başarıyla erkekleri korkutuyorlar. Onun için TÜKD’nin istekleri artık bütün Türk kadınlarının hakkı ve isteğidir.

Bakanlar Kurulu’nun yapısı mutlaka değişmelidir. Seçim öncesi “Kadınlara önem verdiklerini” tekrarlayan ERKEK liderler şimdiden buna kafa yormaya başlasalar çok iyi olur!

Töre canileri mutluymuş!

Cuma günü Radikal’de çıkan bir haber töre cinayetlerinin kendisinden de daha “tüyler ürpertici bir Türkiye gerçeği”ni gösteriyordu.

Dicle Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mazhar Bağlı ve 8 kişilik ekibi töre cinayeti suçluları ile ilgili bir analiz projesi için 25 cezaevi gezmiş, 12 tutuklu ile görüşmüşler.

Ortaya çıkan sonuca göre töre katilleri işledikleri cinayetler için pişmanlık duymadıkları gibi toplum baskısından kurtuldukları ve cezaevinde diğer mahkûmlardan saygı gördükleri için gayet de mutlularmış.

Ayrıca aralarında üniversite mezunları bile varmış.

Türk halkı bu töre vahşetinin nice örneklerini duydu; bir şüphe veya dedikodu nedeniyle öldürülen çocuk yaşta kızların haberlerini dehşetle okudu.

Şimdi bu çağdışı olaylara neden olanların bir de üstelik gurur duymasının, utanç verici rahatlığının da sorumluları olmalı değil mi? Toplumu televizyonlar ve her türlü imkânla sürekli eğitmeyen, cinayet işlemenin -hangi sebeple olursa olsun- en büyük suç ve günah olduğunu psikologlar, sosyologlar, hukukçular ve din adamlarının ağzından onlara anlatmayan, köylerde kentlerde çok sayıda kadın sığınma evi açarak ve töre tehdidi altındaki genç kız ve kadınlara bu seçenekleri anlatarak onlara kurtulma şansı vermeyen yönetimler, töre cinayeti işleyenleri ömür boyu hücre hapsine mahkûm etmeyen hakimler sorumludur.

Gerçekten medeni bir ülke olsaydık şimdiye kadar töre sorununu çoktan halletmiş olurduk.

Hiç değilse 21. yüzyıl Türkiyesi’nde bu tablodan yeterince utanmamız ve derhal çözmemiz gerekiyor.

DİĞER YENİ YAZILAR