Eşinle git!

Bu kez de Cumhurbaşkanı Sezer'in Cumhuriyet'in 80. yılı resepsiyonuna sadece eşinin türbansız olduğu bilinen AKP milletvekillerine "eşli" davetiye göndermesi ortalığı karıştırdı

Haberin Devamı

Bu kez de Cumhurbaşkanı Sezer'in Cumhuriyet'in 80. yılı resepsiyonuna sadece eşinin türbansız olduğu bilinen AKP milletvekillerine "eşli" davetiye göndermesi ortalığı karıştırdı.

Her kafadan bir ses çıkıyor, bu arada davetiyelere "Resepsiyonda Genel Kurul kuralları geçerlidir şeklinde bir not konsa daha iyi olurdu" gibi son derece akılcı çözümler önerenler oldu.

Cumhurbaşkanı Sezer'in bundan sonraki davetler için gerçekten de daha uygun bir çözüm bulacağına inanıyorum. Zaman içinde sabır ve dikkatle çözülemeyecek mesele yoktur.

Benim vurgulamak istediğim nokta ise eşi türbansız milletvekilleri ile ilgili. Arka arkaya "Ben eşimi götüreceğim, isterlerse içeri almasınlar" şeklinde açıklamalar yapıp duruyorlar. Gurur duyduğumuz Cumhuriyet'in 80. kutlama gününe bu tür gerginliklerle gölge düşürmeye gerek yok.

Cumhurbaşkanlığı Köşkü'nde yapılan bir resepsiyonda hiç kimse eşi ile gelen bir milletvekiline -kurallara uygun gelinmişse- listeden bakarak "Siz eşsiz davet edilmiştiniz" demez. Bu olacak şey değildir. O zaman neden sessiz sedasız birlikte gitmek yerine bunu bir şov ve gerginlik nedeni yapıyorlar?

Yabancı gazete ve dergilere malzeme, konu çıkarmak için mi? (Yerli olanlar zaten durumdan pek memnun.)

Bir de küçük hatırlatma (tekrar, yine, yeniden); Atatürk döneminde yapılan resepsiyonlarda isteyen kadınlar şık şapkalar, tayyörler ve kalınca çoraplar da giymişler. Fotoğraflarda, filmlerde görüyoruz.

Şu anda makyajlar, sandaletler, her türlü renkli kıyafet ve takı mevcut, tek sorun saç olduğuna göre türban yerine şık bir şapkayla saçlarını örtmek neden mümkün değil?

Diyanet İşleri Başkanı ve birçok din uzmanı Kur'an'da saç örtme lafının geçmediğini, bunun yorumla getirilmiş olduğunu tekrarlayıp duruyorlar. Haydi onlara inanılmıyor, bari ortada bir çözüm bulunsa ya... Bu gerginlikten, kavgadan ne zaman bıkacağız biz?



Ah bu Selahattin Duman!
Yakınmamın sebebi bir yazısında Vatan Gazetesi yazarlarından kurtuluş metodlarını açıklarken herkese birer ikişer kurşun, bana ise bir şarjör lâyık görmesi değil. Hani bana gıcığı mı daha fazladır, yoksa dokuz canlı olduğuma inanıyor da "buna bir şarjör ayırmalıyım" diye mi düşündü konusu aklıma geldi doğrusu ama fazla üzerinde durmadım. Sefahattin Duman bu, yaptıklarına, söylediklerine sorgu mu olur...

Kısa süre önce Özkan Ece adlı okurumuzdan gelen 'mail'de gazetelerin okunma ve taşınma kolaylığı açısından "dergi boyutlarında" çıkması, promosyonların sırayla yapılması gibi önerilerin yanında bir şikayet daha vardı onu aklıma getiren. Köşe yazılarındaki yabancı terim ve eski Türkçe kelimeler. Örnek olarak Selahattin Duman'ın yazılarını göstermiş okurumuz. "Bazı kelimeleri sözlük karıştırmama rağmen bulamayınca kızıyorum doğal olarak" diyor.

Bana bir şarjör kurşun ayıran adamdan ne bekliyordunuz yani? öyle anlaşılmaz, eski Türkçe yazılar yazar işte...

Olacağı budur. Şaka bir yana Osmanlı dönemini yaşamış birinin o döneme ait sözcükler kullanması normaldir. (Bu da şaka, arkadaşımız çook genç daha!) Bu tür sözcükler onun yazılarına renk katıyor, itiraf edin anlamadığınız kelimeler olsa bile yazılarını aynı keyifle okuyup bitiriyorsunuz. Ben de ondan çok genç olduğum için bazı kelimeleri anlamıyorum ama okuyorum yine de...

Siz asıl bana yaptığına kulak verin. Bir süre önce kısa bir sohbet yaptık kendileriyle. O kısa sohbette dana etinden, tavuğa, çiftlik balığına kadar aldığımız her tür etin hormonlu olduğunu, insanın kendi yetiştirdiği tavukla doğal yetişmiş balık dışında kasaptan, balıkçıdan alınmış hiçbir ete güvenmemesi gerektiğini öyle inandırıcı bir uzman tavrıyla anlattı ki... O gün bugündür açım. Hani neredeyse ciddi şekilde bahçenin bir köşesini kendisinin yaptığı gibi kümes haline getirmeyi filân düşünüyorum. Zaten bir tavukla balık vardı gönül rahatlığıyla yiyebildiğimiz ondan da etti beni. Kasapta etleri nasıl bir şüpheyle inceliyorsam, daha ağzımı açmadan etlerin ne kadar güvenilir olduğunu anlatmaya başlıyor adamlar. Kısacası, ne söylese, ne yazsa akıllara zarar... Ama gel gör ki vazgeçemiyoruz ondan (Bunları Tuğçe Baran gibi bana da takmasın diye ekliyorum, aramızda kalsın.) Her gün ciddi ve sıkıcı haberlere, yazılara başlamadan önce onun köşesini açıveriyoruz, içimiz açılsın diye...

Bu arada okuyucunun sıkıntısını nasıl ustaca ilettim farkında mısınız? Bunun üstüne hâlâ bana sataşırsa kimin yanında yer alacağınızı biliyorsunuz artik!

DİĞER YENİ YAZILAR