Hakkari’deki operasyonda öldürülen teröristlerden ikisinin Yüksekova’daki cenazesinde çıkan olaylar dün de devam etmiş, Olaylara “20 bin kişinin katıldığı” bildiriliyor. Öte yanda Suriye Lideri Beşar Esad’ın, Fransız “Le Figaro” gazetesine verdiği bir röportajda “Suriyeli muhaliflere verdiği destek nedeniyle Başbakan Erdoğan’ı Kürt kartıyla cezalandırmanın hesaplarını yaptığı” ortaya çıkmış.
EN FAZLA GAZETECİNİN HAPSEDİLDİĞİ ÜLKE
Le Figaro, yayımlanan bir diğer haberinde ise “son KCK tutuklamaları”ndan söz edilirken “üniversitede ücretsiz eğitim isteyen gençler ve gazetecilerin de hapse atıldığı” hatırlatılarak “Hapiste en fazla gazeteci olan ülkenin Türkiye olduğu ve bu durumun Avrupa Komisyonu’nun son raporunda da ‘kaygı verici’ olarak değerlendirildiği” vurgulanmış. Öğrenciler ve gazetecilerin tutuklanması görüldüğü gibi her konunun içinden çıkıyor ve “Türkiye’deki ciddi hukuk yanlışları, demokrasi eksikleri” dikkatlerden kaçmıyor.
Dönelim Esad’ın “Başbakan Erdoğan’a ceza olarak Kürt kartını seçmesi”ne.. Kürt kartı lafını herhalde kasıtlı olarak yanlış kullanmış, açıkça “PKK kartı” demek istemediği için. Zira PKK’yı tüm Kürtlerle özdeşleştiremeyeceğini kendisi de iyi biliyor, nitekim yıllarca terör örgütünü Suriye’de beslemesine rağmen, Başbakan Erdoğan’la sıkı fıkı görüştükleri günlerde “PKK terörü konusunda Türkiye’ye karşı olumlu tutum” içindeydi.
TÜRKİYE CEZALANACAK
Cumhurbaşkanı Gül de İngiliz Financial Times gazetesine yaptığı açıklamada bu nedenle “Esad’ın geçmişte PKK’yı koruma hatasını yaptığını, aynı hataya düşmeyeceğini umduğunu” söylemiş. Ama ne söylenirse söylensin bir süredir Esad “Erdoğan’ı cezalandırmak” için PKK’ya destek vereceğini sık sık ve hiç de çekinmeden dile getiriyor ki bunu yapmaya uzun süre önce başlamış olması büyük ihtimaldir.
Ama böyle durumlarda başbakanlar tek başına cezalandırılmış olmazlar, sonuç tüm ülkeyi etkiler. Nitekim burada da; terör saldırılarında canını kaybedecek kim bilir kaç genç ve aileleri de, onların acısını aylarca yüreğinde taşıyacak toplum da cezalanacak. O zaman vatandaş olarak şu noktaya geliyorsunuz; “Tamam anladık en yakın ülke biziz ama Ortadoğu politikasında söz sahibi olacağız diye, ABD bu konuda sırtımızı sıvazlayıp duruyor diye ilk adımları bizim atmamız çok mu şart? Muhaliflere desteği neden ABD ile AB ülkeleri vermiyor da biz, zaten terörle başı fena halde belada olan ve Suriye’nin daha önce PKK’ya yardımlarını da bilen ülke öne atılıyor?”
Esad’ın “PKK terörüne destek vermesini önlemek için” tüm yollar denenmelidir, karşılıklı polemiklerle, kafa tutmalarla çözülecek mesele değil bu!
N.Ç. kararını verenler halkın karşısına çıksın!
Adalet Bakanı Sadullah Ergin, tüm yurtta büyük tepki yaratan “Yargıtay’ın çocuğun rızası olduğuna ilişkin N.Ç kararı”ndan sonra yaptığı açıklamada “Eski Türk Ceza Kanunu” uygulandığı için, olay 13 yıl önce olduğu için bu kararın çıktığını” söylemişti. Gerçekten de bu çağdışı, iğrenç yasa uzun yıllar mücadeleden sonra 2005 yılında değiştirildi.
Böylesine açık seçik, 12 yaşında çocuğa 26 kişinin tecavüzü gibi dehşet bir olayın kararı için “13 yıl beklenmesi”, o arada zavallı çocuğun kim bilir kaç kez Adli Tıp muayenelerine sokularak aynı olayın ona tekrar tekrar yaşatılması başlı başına bir hukuk cinayeti dir. Bu olayın aynısını Hüseyin Üzmez tecavüzündeki çocuk ve ailesi de yaşadı, mağdurlar perişan oldu, tecavüzcü serbest bırakıldı. Yani çocuk tecavüzcülerinin arkası sağlamsa kurtulduğu net ve açık.
NEDİR BU, TECAVÜZCÜLERİ Mİ KORUYACAKLAR?
Ergin “eski yasayı” neden göstermiş ama daha önce değindiğim gibi TCK değiştikten sonra Osmaniye’de yaşanan bir çocuk tecavüzünde yine “çocuğun rızası var” denerek suçluya verilen mahkumiyet kararı bozulmuş. Demek ki bu kararları “değişen ve çağdaş hale getirilen yasalar” bile engelleyemeyecek. Ne yapacağız bu durumda, ne öneriyorlar?
Halk, sivil toplum kuruluşları, üniversiteler (son olarak Ankara Üniversitesi’nin kuruluş yıldönümünde öğrencilerin Yargıtay Başkanı ile üyelerine gösterdiği tepki, aferin onlara) ayakta, ne yapsınlar, toplumu mu susturacağız, çocuk tecavüzcüleri salınıverirken? Hiçbir ülkede ne millet, ne hukukçu, ne de siyasetçiler böyle skandal kararları kabul etmez, susmaz.
HADIM TEKLİFİNİ YASALAŞTIRIN!
Yargıtay 14’üncü dairesinin bu kararı, “N.Ç’nin tecavüzlerde rızası olduğu” gibi asla kabul edilemez kararı tekrarlanamasın diye Kadın ve Aile Bakanlığı (bu isim doğrudur) ile Adalet Bakanlığı “TCK’da değişiklik” çalışmalarını hızlandırmış. Okuduğum kadarıyla “çocuğa saldırının ‘sarkıntılık’ düzeyinde kalması halinde” verilecek ceza ve “tecavüzün gerçekleşmesi halinde” verilecek ceza çok az..
Birinci durumda da “toplum ve çocuklar için tehlikeli bir suçludan” söz ediliyor. Onun cezası 2 yıldan başlayamaz. Tecavüzün cezası da 12 yıldan başlayamaz. Bu cezaların indirile indirile nasılsa en hafif hale getirileceği görüldü, en ağır cezaları koymaya mı korkuyoruz? O çocukların ve ailelerinin yaşadığı cehennem azabının, tedavisi olmayan travmaların karşılığı bu mudur?
AİLE İÇİ SAPIKLAR
Geçen dönem Komisyon “hadım yasası”nın uygulamaya konacağı konusunda ümit vermişti, öncelikle çocuklara pis ellerini uzatan sapıkların, “aile içinde kendi çocuklarına saldıran sapık babaların, ağabeylerin” bir defada, en radikal çözümle hadım edilmesinden daha uygun bir yöntem bulunamaz.
Hele de Türkiye gibi “en açık çocuk saldırılarına bile mahkemelerin hafifletici neden bulabildiği” bir ülkede ( Nasıl da yargıya güveni sıfırlayan ve görevden alınmaları gerektiğine bile inandıran bir hata bu!).. Hadım edilsinler de sonra “az hapis cezası” verilsin. Önce çocuklar korunsun. Bakın o alçak yüzsüzler “hadım”ı duyunca nasıl duracaklar.
TV’DE KARŞILAŞMA!
Kendilerinin doğru kararı verdiğini savunan mahkeme ve Yargıtay başkanları ile üyeleri için de bir çözüm var. Madem ki haksızlığa uğradıklarını iddia ediyorlar, TV’de halkın karşısına çıksınlar ve anlatsınlar haklılıklarını.. Mesela, cesaretleri varsa “Genç Bakış” gibi bir programda anlatsınlar. Ama yapabileceklerini hiç sanmıyorum.
Böyle bir haksızlığa, adaletsizliğe karşı çıkmak için hukukçu olmak gerekmiyor, her insan karşı çıkar buna. Kaldı ki bütün baroların ve hukukçuların tepkilerini de duymuş olmalılar.. Yine de, varsa cesaretleri izlemek isteriz şu haklılıklarını, belki milyonlarca insan yanılıyordur!

