Dün, İstanbul'da yaşayan bazı Ermeni tanıdıklarımla konuştum, hepsi Türkiye'yi köşeye sıkıştırmak isteyen "soykırım iddiasının kabulü" gayretlerinden ve bazı Türk yazar ile profesörlerin bu gayretlere arka çıkmasından son derece rahatsız, Ermeni diasporasına da kızıyorlar.
"Hayır" diyorlar, "soykırım değildi, biz asıl kavganın Kürtlerle Ermeniler arasında olduğunu, onların birbirlerini sevmediğini biliyoruz. Çıkarılan isyanları, geçen çatışmaları biliyoruz ve hepimiz Türkiye'nin ve bizim rahatımızı kaçıran bu çabalardan çok rahatsızız. Türklerle Ermeniler yüzyıllarca birlikte yaşadılar. Bunu yapanların tek amacı var; bu ülkeye zarar vermek!"
Bu sözlerden sonra benim "Ermenistan masaya otursa gerçek ortaya çıkar ama..." diye başladığım cümle yarım kalıyor:
"Gelmez" diyorlar, "Gelmez, çünkü o da biliyor aslında gerçeği..." Sonra "Hem biliyor musun" diye ekliyorlar "Ermeniler bir tek Türklerle bu kadar iyi anlaşabilir ve birlikte mutlu yaşayabilir."
Ermeni vatandaşlarımız bunu söylerken bizim bİr takım aydın(!)ımızın hararetle Türkiye'yi kötülemeleri, tarihi araştırmadan yanlış rakamlar vermeleri çok acı.
Oktay Ekşi dünkü yazısında TTK Başkanı Yusuf Halaçoğlu'nun açıkamalarını verdi. Halaçoğlu "Köşe yazarlarımızı yeterince bilgilendirmediğimiz anlaşılıyor", "Daha bir ay öncesine kadar medyamız Ermenilerin soykırım iddialarına bu kadar hassas davranmıyorlardı" gibi sözler de söylemiş. Oysa ben ve birkaç yazar en az son 5 yıldır bu konuyu sık sık gündeme getirdik. İddianın Amerikan eyaletlerinde ve bazı Avrupa ülkelerinde arka arkaya kabul edildiğini, Dışişleri'nin müdahale etmesi gerektiğini söyledik. Arşivlerden ve mevcut yerli, yabancı belgelerin, kitapların çoğundan olayları defalarca, rakamlarıyla verdik (Arşiv bana yıllar önce Başbakanlık tarafından ciltler halinde gönderilmişti.)
O yıllar zarfında Türk Tarih Kurumu'nun sesi bugünkü gibi çıkmadı... Kurum, Latife Hanım'ın anılarının yayınlanması ile meşgul olduğu sırada bile "Bırakın bunları, asıl konu Ermeni iddiaları" diyerek uyardık. Bugünkü çıkış o günlerde yapılsaydı durum çok daha farklı olurdu.
Bazı meslektaşlarımızın dediği gibi "Bugün Türkiye'ye pompalanan yapay bir gündem" değildir soykırım iddiası. Tam aksine, senelerdir "Geliyorum, hazırlanın" diye bize işaretler gönderen bir olaydır.
Nazan Moroğlu; TTK "Amerikan, İngiliz, Fransız, Rus belgelerini" çıkardığında yabancıların şaşırdığını, bunları bilmeden konuşan profesörlerin, yazarların da okuması gerektiğini bildiren bir 'mail' ile birçok bilgi göndermiş.
Okumaları gerekiyor gerçekten... Yabancılardan önce onların okuması gerekiyor. Moroğlu'nun dediği gibi "Halep oradaysa, arşın burada. Türk Tarih Kurumu da 'hemen şurada.' Kapısı da herkese açık!"
Dava arkadaşlarım! (2)
Bu yıl Türk kadınları Dünya Kadınlar Günü'nü daha mutlu kutlayacağız, çünkü her ne kadar yeni TCK'nın uygulaması henüz başlamadıysa da, Nisan ayından itibaren başlayacak ve kadınlara karşı suç işleyenlerin ağır şekilde cezalandırılması mümkün olacak...
Türk Ceza Kanunu değişiklikleri sırasında yasa hazırlayan iki profesör tarafından bana açılan davaların çoğunu kazandığımı biliyorsunuz. Bu kazançta büyük rolü olan siz değerli okurlanma, beni duruşmalarımda gönüllü olarak savunan Türkiye'nin kadın hukukçularına (bana "TCK yol arkadaşım" diye hitap eden sevgili Türk Kadınlar Birliği Başkanı Avukat Sema Kendirci, eski Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Avukat Önay Alpago, İstanbul Barosu Kadın Haklan Komisyon Başkanı Avukat Aydeniz Alisbah Tuskan, Türkiye'de kadın hareketinin öncülerinden Avukat Hülya Gülbahar ve Avukat Canan Arın'ın şahsında), Kadın Hakları Derneği Genel Başkanı Avukat Gönül İşler'e ve desteklerini esirgemeyen ÇYDD Başkanı Türkân Saylan ile tüm STK'lara bir kez daha sonsuz teşekkürlerimi iletiyorum. Dava Türkiye'nin davasıydı ve bu saygın isimlerin hepsi benimle birlikte Türkiye adına ortaya çıkmışlardı.
Haklılığımızı, kanun tasarısında kadın ve çocuk haklarıyla ilgili maddelerin neredeyse tümüyle değişmesi açıkça ortaya koymuştur sanıyorum.
Türkiye'de feminist hareket başladığında, bu hareketi destekleyenlerin çoğu "kadın haklarına, özgürlüğe" farklı açılardan yaklaşırken ben uzun yıllar kadının haklarına ancak yasalarda yapılacak değişikliklerle kavuşabileceğine inandım ve hep bunu savundum. Medeni Kanun'da ve TCK'da değişiklik sürecini yazdığım yazılarla elimden geldiğince hızlandırdım. İşte, kadın ve çocuklara yapılan çağdışı haksızlıkların önlenmesi için yaptığım çalışmalar nedeniyle her yıl 8 Mart'ta ülkenin her köşesinden konuşma davetleri alıyorum. Bu yıl, geçen senelere oranla çok daha fazlaydı davetler... 11 ve ilçe belediyeleri, barolar, sivil toplum kuruluşlarından 8 Mart tarihi için gelen çağrıların çoğuna, aylar önceden verdiğim bir söz nedeniyle olumlu cevap veremedim. Zaten aynı günler içinde İstanbul, İzmir, Adana, Ankara, Konya ve birçok ilde yapılan toplantılara yetişmek, bir yandan da yazmak mümkün olamıyor. Hepsine teşekkür ederek, başarılar diliyorum. Gönlüm hep onlarla...
Ermeniler de kızıyor!
Dün, İstanbul'da yaşayan bazı Ermeni tanıdıklarımla konuştum, hepsi Türkiye'yi köşeye sıkıştırmak isteyen "soykırım iddiasının kabulü" gayretlerinden ve bazı Türk yazar ile profesörlerin bu gayretlere arka çıkmasından son derece rahatsız, Ermeni diasporasına da kızıyorlar
Haberin Devamı

