İşimiz zor bizim, kadın yazarların işi zor... Ciddi ülke ve toplum sorunlarıyla ilgilenecek birikimi ve isteği olanların işi özellikle zor... Havadan, sudan, aşktan, evden, arkadaştan söz etsen "işte kadınların işi bu, onlar hafif konulan yazsınlar" deniyor, önemli siyasi ve sosyal konularda yazanlara ise "Kadınlar erkek yazarlardan bile erkeksi çıktı"...
Ne yapsın kadın yazar? Bu ve benzeri çarpık anlayışlar yüzünden yıllar boyu kadınların her meslekte geri bırakılmış olması, onlarla ilgili her kararı erkek yöneticilerin vermesi, istediklerini kolayca zirveye çıkarıp istediklerinin yolunu tıkaması, siyasette ise "kadının lâfının bile edilmemesi apaşikâr ortadayken kendi hemcinsleri arasında bile erkek yazarların ağzıyla tepki gösterenler çıkarsa ne yapsın?
Buna en iyi cevabı sanıyorum basında ilk kez "kadın genel yayın yönetmeni" olma fırsatını elde eden Nurcan Akad verir.
Bin türlü mücadeleyle o konuma geldikten sonra bir kadın olarak yerini koruyabilmenin zorluğunu, çektiği sıkıntıları, yapılan ayak oyunlarını ancak o anlatabilir. Gördüğüm kadarıyla pek güzel anlatıyor da...
Ben ve eminim benzer çizgisi olan meslektaşlarım bunları duyarak, yaşayarak sonunda, kulakları tırmalayan ve motivasyonu zedeleyen böyle tepkilere "kendine yetecek kadar kadınsı özelliği çok şükür olan bir erkeksi kadın yazar" umursamazlığıyla yaklaşıyor, aynı yolda devam gücü buluyoruz kendimizde.
Bugüne kadar erkek alanı olarak belirlenmiş bir alanda, erkek konularına(!), toplum sorunlarına cinsiyetsiz yaklaşım, kadın konularına da elbette kadın gözüyle yaklaşım...
Doğrusu da bu zaten!
Onun koltuğuna mı oynuyor?
Şimdi erkeksi kadın yazarınız dün yazdığı konuya dönmek istiyor izninizle... Meclis Başkanı Arınç'ın durup dururken gergin ortam yaratan ani çıkışlarından söz etmiştik. Şu ana kadar konuştuğum, konuya kafa yoran kişiler arasında bu beklenmedik, ortamı geriveren çıkışlara birçok farklı neden gösterenler oldu. Bazıları, özellikle başbakanın "onunla ilgili sorulara benim gündemimde bunlar yok" cevabını vermesinden sonra daha da anlam kazanıyor.
Acaba Başbakan'ın "Annç'ın konuşmalarının içeriğinden" hiç haberi mi olmuyor?... Biliyor da parti içinden sözü olay yaratacak birilerinin bu konulan gündeme getirmesine mi susuyor?..
Yoksa... Yoksa Tayyip Bey'in, Meclis Başkanı'nın konuşmasından sonra iyice asılan yüzünün de düşündürdüğü soru mu; Bülent Arınç onun koltuğuna göz dikmiş durumda mı?
Ya o da cumhurbaşkanlığına aday olacak ve parti içinde "daha radikal bir görüntü sunarak" güç kazanmaya çalışıyor... Veya Tayyip Erdoğan'ın cumhurbaşkanı adaylığı söz konusu olursa kendisi de parti genel başkanı (mümkünse başbakan) olmak istiyor.
Zaten Meclis Başkanlığına gelmesi de Erdoğan'ın isteği hilâfına ve hatta "inadına" olmamış mıydı?
Düşünebiliyor musunuz:
İnadına başbakan...
İnadına cumhurbaşkanı...
Ve insanlar iş, aş, refah, huzurlu yaşam beklerken inadına iki günde bir karıştırılan Türkiye...
Ayıkla pirincin taşını ayıklayabilirsen...
Ne şans varmış bizde de!
Not: Dün Emile Zola'nın "Sonsuza kadar aldanacağız" sözünü yazmıştım. Bu gidişle biz de sonsuza kadar aldanıp duracağız galiba...
Ne demişler?
Denetlendiği zaman sevinen eleştirildiği zaman gülenlere büyük adam denir
Cemil Sena ONGUN
Erkeksi kadın yazar ve aldatmacalar...
İşimiz zor bizim, kadın yazarların işi zor... Ciddi ülke ve toplum sorunlarıyla ilgilenecek birikimi ve isteği olanların işi özellikle zor...
Haberin Devamı

