Çocuk yaşlarımda bol miktarda çizgi roman okumanın da etkisiyle 2000 yılında bir başka gezegende olacağımı düşünürdüm.
Cem Yılmaz’ın G.O.R.A filmindeki gibi binalarda yaşayacak, gümüş rengi tulum ve çizmelerle dolaşacaktım. Tabii yalnız benim için değil tüm insanlar için geçerliydi bu...
Teknolojinin her şeyi mümkün kıldığı, istediğimiz zaman sırtımızdaki mekanizmalarla uçacağımız bir dünya.
Sadece uçma kısmı gerçekleşti. Türkiye’de gerçeklerle bir ilgimiz yok, hepimiz uçuyoruz. Özellikle de biz kadınlar, çok yönlü uçuş içindeyiz... Birçok hayal kuruyor, yıllarca yasaları değiştirmeye uğraşıyor, Meclis’te erkek sayısının hiç değilse üçte birine sahip olmayı umuyor sonra eski tas, eski hamam kaldığımızı görüp bu kez kafa üstü uçuyoruz.
Çıkarılmasını başarsak da uygulanmayan yasalar nedeniyle kadınlar yine her türlü haksızlıkla, şiddetle yüz yüze...
Dayağı yiyen, cinayetlere kurban giden yine onlar.
Malın, mülkün ülke genelinde yine yüzde 80’den fazlası erkeklere ait...
İşe alınırken yine erkekler daha çok tercih ediliyor ve daha iyi ücretlerle başlıyorlar.
Ve Meclis’te 2007 yılında kadın oranı yine yüzde 4,5’tan az (1935’te yüzde 4,5 ile dünya 2.si idik, bugün 167. sıradayız.)
Sonra da bakıyorsunuz sanki bu durumların sebebi kendileri değilmiş gibi ortaya çıkıp oy uğruna “kızların okuma hakkı”nı savunuyorlar.
Çalıştırmayacaksanız, siyasete girmelerine izin vermeyecekseniz bu gayret niye?
Yazımı yazdığım dakikalarda -saat 17.00’den sonra da epeyce beklememe rağmen- henüz partilerin aday listeleri tam olarak belli olmamıştı. Umarım bu kez yanılırım ama ben yine liste başlarına genel olarak erkek adayların oturtulacağını sanıyorum (şu ana kadar görüldüğü kadarıyla öyle...) Olsa olsa, en iyi ihtimalle 50 kadın milletvekili girecektir; yüzde 9...
Buyrun bekleyin bir 20 yıl daha belki yüzde 20’ye çıkarsınız. Bu defa “bıyık” takarak girdiniz, bakalım daha neler takacaksınız, bir görsünler ondan sonra!!
Ayrıca bazı partiler kadınları yine vitrin olarak kullanacaklar, sonra da bir kenara itiverecekler. Koca kabinede tek kadın bakanla... Kadın milletvekilleri kürsüye bile çıkamıyorlar. Konuşan kaç kadın gördük şimdiye kadar? Bu onların beceriksizliği midir acaba yoksa “Bırak bacım ne yapacaksın konuşup da, otur oturduğun yerde” mi denmektedir?
Benim eski kadın vekillerden duyduğum kadarıyla ikincisi...
DENİZ BAYKAL YALANLAMADI!
Serdar Turgut son günlerde kadınların siyasete girmesi ile ilgili iki yazı yazdı, kadınları budala veya tehlikeli gösteren (ve bana Kadınların Medya İzleme Grubu MEDİZ tarafından gönderilen) iki yazı.
Biri Dünya Bankası Başkanı Wolfowitz’in kız arkadaşına iyi bir konum sağlamak için kariyerini tehlikeye attığını, diğeri ise kadınların trafikte veya çantalarının içinde bile yön bulamadıklarını anlatıyor. “Kadın meselesi üzerine” başlıklı olanında neredeyse Irak savaşına bile Wolfowitz’in kız arkadaşının neden olduğunu söyleyerek partilerin listelerine kadın aday doldurmasına ciddi bir tepki gösteriyor meslektaşımız.
Amerika’da yıllarca yaşayıp da bu anlayışı koruyabilmek doğrusu özel bir yetenek ister.
Ayrıca şunu söylemeden geçemeyeceğim; Wolfowitz eğer büyük bir savaş plânında veya kariyerinin geleceğinde kız arkadaşından bu kadar etkilenmişse burada suçlanacak olan kendi budalalığıdır, kadının tehlikesi değil.
Turgut, yazıyı yazarken Baykal’a danıştığını, onun da bu konuda bir yazıyı desteklediğini belirtiyor.
Haydi Serdar Turgut 21. yüzyılda görülmemiş bir kadın korkusu veya kadın nefretiyle görüşlerini anlattı diyelim, Deniz Baykal’ın yazı yayımlandıktan sonra itiraz etmesi gerekmez miydi?
Bence gerekirdi... Üstelik “Atatürk’ün partisi” olduğu tekrarlanmakla birlikte kadın kotası koymayı reddederek ve üstelik 3 bin YTL aday başvuru ücreti isteyerek tepki toplamış bir partide...
Yarın adayları öğrendikten sonra devam edeceğim.
Erkek demokrasiden gerçek demokrasiye!
Haberin Devamı

