Ergenekon’un bitmesini kim ister?

Haberin Devamı

Ergenekon Başsavcısı Zekeriya Öz’ün terfi ettirilerek bu görevden alınması üzerine hükümet üyelerinden “Ergenekon soruşturması aksayacak” diyenler çıktığı için -Başbakan “hata yapmışlar” dedi ama onun bilgisi dışında hata yapabilecek babayiğit var mı AKP’de- köşelerde de “o gitti diye bitmesini umanlar var” benzeri yorumlar çıkmaya başladı (bu kişiler bir kez de 12 Eylül darbesi, 27 Nisan muhtırası, Deniz Feneri gibi gerçekleşmiş olayların üstünün örtüldüğünü hatırlatsalar, soruşturulmasını isteseler dişimi kıracağım.) Oysa Türkiye’de yaşayıp da bu soruşturmanın “hangi nedenle olursa olsun” derhal bitirilmesini isteyen kimse olduğuna ben inanmıyorum, tabii haksız yere, hiçbir suç işlemediği halde ve buna emin olarak tutuklanıp mahkum hayatı yaşatılanlar dışında..

Onlar bile hukuksuzluğun bitmesini isterken “gerçeklerin ortaya çıkmasını, suç delillerinin gösterilip iddiaların ispatlanmasını” beklerler.

Oysa, esas onların çektikleri yüzünden bu soruşturma devam etmeli ve “imzasız ihbar mektuplarından başlayıp yazılan kitaplara varana kadar akla hayale gelmedik gerekçelerle içerde biriktirilen yüzlerce insan arasında gerçekten darbe hazırlayan, örgüt kuran kaç kişi olmuş, bu gazeteciler, internetçiler, rektörler hangi darbeyi hazırlamış, hangi örgüte üye olmuşlar” ortaya çıkması gerekir.

ÖZ NEDEN KALMALIYDI?

Ama işte tam da bu noktada; kendinden ve yaptıklarından son derece emin,“adeta elinde şıp diye ortaya koyacağı kesin deliller mevcutmuş gibi ve özel yetkilerinden yararlanarak” bugüne kadarki “soruşturma kapsamı”na karar veren Zekeriya Öz’ün o görevde kalması gerektiği ortaya çıkıyor.

Evet, “yalnız değil, birlikte karar verdikleri” söyleniyor ama hep onun ismi en öndeydi ve havası da öyleydi. Yani bu davayı sonuçlandırma sorumluluğu “o kadar emin şekilde ‘iddianamelerle’ soruşturma yöneten ve karar veren” kişinin olmalıydı. Şimdi örneğin Nedim Şener, Ahmet Şık, Mustafa Balbay, Mehmet Haberal veya başka isimlerin suçsuz olduğu, bir yanlışlık yapıldığı ortaya çıkarsa bunu kim üstlenecek, kim tazmin edecek, yaptırımı ne olacak?
Aynen; cep telefonlarında, CD’lerde, belgelerde değişiklik yapıp “sehven olmuş, pardon” diyen polisler gibi kenara mı çekilecekler? Bulunacak bombalar konusunda “bir gün önce Amerikalılar tarafından ders verilmesi” gibi olayların, çamur altında bulunmasına rağmen “sıfır” olduğu ortaya çıkan mühimmatların, o imzasız mektupların ve telefon ihbarlarının üstü mü örtülecek? Hiç kimse istemez bu soruşturmanın kesilmesini, her şey ortaya çıkmalı, tarihte soru işareti bırakılmamalıdır!

‘HATA OLUR’MUŞ.. YOK CANIM?

Bazı köşelerde de “Öz’ün bir kahraman olduğunu ama tabii binlerce sayfalık belge içinde hatalar yapılabileceğini” yazanlar var. Yargı mensubu da herkes gibi görevini yapmakla sorumlu olduğuna göre, “birileri” de onun görevini yaptığına inanıyorsa neden kahraman oluyormuş anlamak imkansız, belki “üstü örtülüveren davaları sonuçlandıran veya bu davada da kanıtları takır takır ortaya koyup ondan sonra tutuklama yapan” bir savcı olsa kutlayabilirsiniz, yapılabilecek şey budur. “Hata”ya gelince.. Yok öyle şey, “iddia adı altındaki varsayımlarla, hoşlanmadıkları yazıları veya kitapları nedeniyle” insanların özgürlüğünü yıllarca elinden alıp, ailesinden işinden ayırıp, “terörist” diye etiketleyerek onuruyla oynayıp, yazdığı kitap taslaklarını bile sildirip sonra da “pardon hata olmuş, çok belge var da” deme hakkı kimsede olamaz. Bir gazetede köşe kapmış olanlar da peşin peşin, aklınca ön alarak böyle bir saçmalığı savunamaz. Varsa eğer, adı “hukuk” bunun “guguk” değil çünkü!

*****


Özel hayatları da esir aldılar!

Neymiş efendim “Türkiye büyüyor”muş. Aynen “suç işleyen bir çocuğun” büyümesi gibi, kim ne yapsın demokrasiye, insan haklarına zerre saygı gösterilmeyen, vatandaşlarını mutsuzluk içinde yaşatan, özel hayatını bile yok eden bir devletin büyümesini.. Ensesi zaten kalın bir zümre dışında zenginleşen de yok zaten neresi büyüyorsa?

Emniyet Başmüfettişi Levent Yarımel’in açıklaması Emniyet’te kurulan bir sistemle tüm Türkiye’deki iletişimin izlendiğini ve şifre verilen polisin bu kayıtları görebildiğini, aynı zamanda cep telefonu sahiplerinin “bulundukları yerlerin” de öğrenildiğini anlattı. Daha önce TİB Başkanı da “Bu bilgiler sayesinde insanların politik görüşlerini ve özel hayatlarını bile ortaya koyabileceklerini” açıklamıştı zaten, ne muhteşem haberler bunlar böyle..

YATAK ODANIZDA DİKKAT!

Bundan böyle yatak odanızda bile dikkatli konuşun, her hareketinizi kontrol edin, maazallah bunlar adama o özgürlüğü bile tanımazlar. Ama olsun AB’ye gireceğiz ya “medeni ve de demokrat” sayılırız nasılsa, ah bir yuttursak .. Anayasa’ya, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırıymış boşver, diğer yapılanlar çok mu uygun? Şaka yapılacak hali yok, bu skandalın sorumlusu olarak kimi suçlamak gerekiyor? Emniyet’te ayyuka çıkan keyfi ve yasa dışı işlemlerin sorumlusu kimdir, Vali ve İçişleri Bakanı, Hükümet açıklama yapmalı değil midir?

Tabii ki öyledir ama ben yine hemen yepyeni bir flaş olayla unutturulacağını hissediyorum, umarım utandırırlar !

*****


Kendini ihbar edenler !

Ahmet Şık’ın henüz yayınlanmadan yok edilmek istenen kitabı nihayet Türkiye’de “basın ve insan haklarına saldırı”nın simgesi oldu. TBMM’de Oktay Vural’ın sorduğu “internetten kitabı indirenler, okuyanlar da örgüte yardım suçu işlemiş sayılır mı” sorusundan sonra “kitabı okudum, bu örgütsel dökümanın yayılmasına da yardımcı oluyorum. Yasal işlemlere hazırım” diyerek İstanbul Başsavcısı’na kendisiyle ilgili suç duyurusunda bulunanlar çıkmaya başladı..

Olay komediye döndü yani.. İşte kendini pek kurnaz, milleti de sonsuza kadar suskun kalır sananlar sonunda bu duruma düşerler, fırsatçılığın sonu yok ama evliya sabrının bile vardır!

DİĞER YENİ YAZILAR