Sevgili arkadaşlar, sevgili millet eğer “Bu memlekette her şeyi duyduk, her şeyi gördük, eksik bir rezalet, bir skandal kalmadı” diyorsanız yanılıyorsunuz... Daha çook var, çok.
Adalet Bakanlığı YARSAV (Yargıç ve Savcılar Birliği) Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu aleyhine soruşturma başlattı. Gayet beklenen bir durum, çünkü Eminağaoğlu “yargının (yüksek yargı dışındaki), yargıç ve savcıların Adalet Bakanlığı baskısında olduğunu, yargıya asla bağımsız denemeyeceğini” anlatan, cumhuriyete ve adalete saygılı bir hukukçu... Suçlandığı konulardan biri de “Aç, susuz, yorgun alınan ifadeler geçerli olmaz” demiş olması... Bu konuyla ilgili bir telefon konuşması yaparken YARSAV Başkanı çok akıl almaz bir olayı daha anlattı dün.
Türk Ortodoks Kilisesi Basın Sözcüsü Sevgi Erenerol’da (uzun süredir tutuklu) bulunan bir belge “Kurtuluş mücadelesini Osmanlı’ya karşı terörist mücadele, Atatürk’ü ise terörist” olarak gösteriyormuş. Bu bilgi ve belge 1. Ergenekon İddianamesi’nin 40-41’inci sayfalarında, 2. iddianame’nin ise 31’inci sayfasında yer almış.
Eminağaoğlu; “Eğer ilk iddianamedeki belge gerçek kabul edilmeseydi, ikincide buna yer verilmezdi ve Sevgi Erenerol için ‘Atatürk’e hakaret’ten de işlem yapılması gerekirdi. İkincide yer veriyor ve işlem yapmıyorsa ‘Savcı bunu gerçek kabul ediyor’ demektir. Atatürk’ün Ergenekon’un tarikatvari yapısı içinde yer aldığı ve hatta bu yapının başı olduğu iddiası da yakında ortaya çıkarsa şaşırmamak gerekir” diyor.
Nasıl, muhteşem değil mi?
Hani bir milletvekili “gelecek dalgada Anıtkabir’e gidecekler herhalde” dediğinde gülmüştük ama gülmemek lazımmış demek ki... Ve Atatürk’ü bile “Ergenekoncu, terörist” diye iddianamelere koyabiliyorlarsa, cesaret bu boyuttaysa ÇYDD ve Türkan Saylan’a yapıştırılan iddiaların da hiç şok yaratmaması gerekiyor demek ki...
Asıl şoku sona saklıyorlar galiba, bekleyin daha “büyük önder, bu ülkenin, cumhuriyetin kurucusu, dünyanın saygıyla andığı Mustafa Kemal” var sırada!
“Adli Tıp”a da dokunulsun. Hemen!
Vakit yazarı Hüseyin Üzmez’in 14 yaşındaki kız çocuğa, hem de maddi olarak kendisine bağımlı bir ailenin çocuğuna (suç ve cezası bu durumda artıyor) tecavüzü davası da Deniz Feneri gibi hiç bitmeyecek bir dava biliyorsunuz.
Ne zaman biter, ancak Adli Tıp “Bırakın çocuğun tecavüzden etkilenmiş olmasını, onun ve ailesinin hayatının kararmasını, hepsi bu tecavüzden topluca memnun olmuşlardır. Sanık ödüllendirilmelidir” şeklinde bir rapor verdiği zaman...
Bu raporun elde edilmesi için gereken her şey yapıldı, Adli Tıp Kurumu hallaç pamuğu gibi atıldı. Ama işe bakın ki Adalet Bakanı’nın “oluruyla” atanan çocuk psikiyatristi Doç. Dr. Ayten Erdoğan da dün çocuğu muayene edip rapor verecekken (zavallı mağdur kız bir de bu sıkıntıya sokuluyor, 3 günde bir muayene, aynı olayı tekrar yaşatma) istifa etti.
Hem de Adli Tıp Kurumu’nu “Yine aynı raporu verecekler. Bu koşullarda sağlıklı rapor çıkarmak zor” diye suçlayarak...
Bu ne demektir? Mağdur çocuk B.Ç’ye verilen avukat bile “mağduru değil, sanığı koruyan” konuşmalar yaparken Psikiyatrist Doktor’un Adli Tıp için de bunları açıklaması “dehşet verici” değilse nedir?
AKP iktidarını yönetenler (son olarak Milli Eğitim Bakanı Çelik) ve yağcıları devamlı “Hiç kimse dokunulmaz değildir” deyip duruyorlar. Millet ise “Hiçbir AKP’liye dokunulduğu, hiçbir tarikat veya cemaate dokunulduğu ya da denetlendiği görülmedi” diyor.
Buna “Hüseyin Üzmez ve Adli Tıp” da dahil.
Haydi göstersinler gerçeği millete, Adli Tıp yalan rapor mu veriyor sorgulansınlar.
Hem de derhal, bekliyoruz!

