Diyelim ki Erdoğan iktidarın başı değil de ana muhalefet partisinin başıdır ve Ergenekon soruşturması ve bu soruşturma nedeniyle ‘hukuksuz olduğu dünya ülkeleri tarafından da dile getirilen tutuklamalar’ da aynen yapılmış olsun.. Bugünkü tablo.. Ve dün gazetelerde okuduğumuz; Emekli Korgeneral Engin Alan için söylediği sözleri bir başka başbakan söylemiş olsun.. Acaba Tayyip Bey nasıl cevaplar verirdi?
Keşke kendisine TV’de sormak mümkün olabilseydi ama özellikle dünkü o sözlerden sonra buna cesaret edecek babayiğit çıkabilir mi, çok şüpheli hatta imkansız.. Şüphesiz bir şey varsa o da Başbakan Erdoğan’ın o durumda “İşte olayı kendi ağzınızla anlattınız, şimdi açıklayın bakalım, bu general ve diğer Ergenekon tutukluları söz konusu davadan dolayı mı içeri atıldılar, yoksa sizin kişisel husumetinizden dolayı mı” sorusunu kaçırmayacağıdır.
AYAĞA KALKMADI DİYE..
2004 yılında Çanakkale’deki törende kendisini karşılarken ayağa kalkmadığı için Engin Alan’a duyduğu kızgınlığı hala aynen muhafaza ettiği görülen Erdoğan “Kalkması gerekir, kalkmadığı takdirde bedelini öder. Bedelini de ödedi” demiş. Büyük ihtimal ki okuyan herkes benim gibi “herhalde yanlış görüyorum, başka bir şey kastetmiştir” benzeri düşüncelere kapılmıştır zira inanmak kolay değil.
Bırakın bu sözlerin sadece “Öcalan’ı Türkiye’ye getiren General” olarak tanınan Engin Alan’ın tutukluluğu için değil, bütün tutuklular için “bu durumda onlar hangi nedenle, hangi kızgınlığın karşılığı olarak tutuklandılar” sorusunu yaratacağını.. Bir nedenle tutuklanmasına karar verilmişse “bir başka nedenin de kolayca bulunacağı” şüphesini yaratacağını... Yargıya karşı zaten esaslı şekilde zedelenmiş olan güven duygusunu iyice yok edeceği kesindir.
MESAJ NE?
Ve tabii topluma verilen mesaj da en az bunun kadar önemli.. Maalesef bu; bir demokraside asla olmaması gereken ve gerçek demokrasilerde görülmemiş bir mesajdır; “Beni kızdıran herkes yıllar sonra bile olsa bedelini öder”..
Keşke “herhalde yanlış görüyorum” düşüncesi doğru çıksaydı, keşke bir yanlışlık olsaydı. Engin Alan’ın ayağa kalkması iyi olurdu, kalkmamasına sitem edilse anlaşılabilirdi ama ödüller alacak görevler başarmış bir generalin çok ciddi bir suçlamayla; terörist suçlamasıyla karşılaşarak “bedel ödemesi”nin, bununda açıkça dile getirilebilmesinin anlaşılır hali yoktur.
Üzücü bir Türkiye tablosudur!
Silivri-Kandil meselesi!
O kadar çok konuda soru işaretleri var ki hangisine bakacağını şaşırıyor insan.. Örneğin, katilleri-çocuk tecavüzcülerini müebbet hapse mahkum etmesi gerekirken serbest bırakan bir yargının “darbe yapacaklardı” iddiasıyla insanları “iki kez ağırlaştırılmış müebbet hapse” mahkum etmesi..
Ölçüsü nedir bu müebbet hapis cezasının, hakimler anlatsa da öğrensek.. Sonra; haydi ‘babası tam üç kez bilfiil darbe mağduru olmuş, cezaevinde yatmış’ biri olarak buna hiç değilse benim ‘doğru ölçü’ dediğimi farz edelim, o zaman da “peki olmamış darbeye bu ceza verilebilecekse, olmuş 12 Eylül darbesi neden tarih önünde mahkum edilmiyor? 27 Nisan muhtırası seçim propagandası olarak, orduya karşı toptan sözlü suçlama olarak kullanılıyor da (tek başına, keyfi şekilde Genelkurmay Başkanı tarafından yazılmış muhtıradır ama tabii ki orduyu bağlar) neden mahkum edilmiyor” soruları geliyor aklıma yine.. Bu nasıl yargı, nasıl ölçü demez misiniz?
Son konu; Başbakan’ın konuşmalarında PKK ile ilgili olarak yeni ortaya çıkan “Silivri-Kandil senaryosu oynanıyor” sözü..Öcalan “kendileriyle devletin olumlu görüşmeler yaptığını” tekrarlayıp durdu ama “Silivri’dekilerle görüştüklerini” hiç söylemedi bugüne kadar.. Yoksa görüşüyor da (!) duyulmadı mı? Yakında, referandum öncesinde yapıldığı gibi “Kandil-muhalefet partileri senaryosu” da gelir mi arkadan diye merak ediyor insan, ondan soruyorum.
Verin tecavüzcünün cezasını!
Tabii dede yaşındaki çocuk tecavüzcüleri, 25 ya da 60 kişilik çocuk tecavüzü vahşetinin suçluları serbest bırakılırsa.. Ensest denen aile içi tecavüz canavarlığını kendi çocuklarına yaşatan ahlaksızlar en ağır ceza verilmesi gerekirken cezasız bırakılırsa, 16 yaşında da vahşete yeltenenler çıkar, her yaşta da..
Gaziantep’te 5 yaşında bir kız çocuğu 16 yaşındaki suçlu taerafından tecavüğz edilip öldürüldü. Ailesi de onunla birlikte öldü, unutmayın. Katil yakalandı, şimdi kim bilir ne hafifletici nedenler, yaş unsuru vs girecektir işin içine. Hukukun işlediği ülkelerde bu suçlular kaç yaşında olursa olsun toplumdan uzak tutulur ve en az 25-30 yıl dışarı çıkamaz.
Tecavüzcülerin cezasının verilmesi için hükümet yetkililerinin, Adalet Bakanı’nın, Kadın ve Aile Bakanı’nın konuştuğunu duymak istiyoruz artık. Bu vahşet, küçücük çocukların işkenceyle yok edilmesi seçimden de önemli değil mi yani?

