Erbakan'a özel yasa, ya kadınlar?

Dün "Kadın kadının kurdu mudur" başlıklı yazım "Aldatmak erkeklere verilmiş bir hak değildir. Değişiklik isteğini erkek duyuyorsa, zaman zaman kadın da duyabilir ama söz vermiş, yükümlülük altına girmiş kişiler sözlerine sadık kalmak zorundadır. 'Değildir' diyorsanız o zaman dürüstçe açıklar ve ayrılırsınız. Tabii size inanmış insanlara haklarını vererek" paragrafıyla bitmişti

Haberin Devamı

Dün "Kadın kadının kurdu mudur" başlıklı yazım "Aldatmak erkeklere verilmiş bir hak değildir. Değişiklik isteğini erkek duyuyorsa, zaman zaman kadın da duyabilir ama söz vermiş, yükümlülük altına girmiş kişiler sözlerine sadık kalmak zorundadır. 'Değildir' diyorsanız o zaman dürüstçe açıklar ve ayrılırsınız. Tabii size inanmış insanlara haklarını vererek" paragrafıyla bitmişti. Devam ediyorum.

Birçok ülkede bırakın evliliği, beraber yaşayan çiftler bile ayrıldığında tüm mallar eşit şekilde paylaşılıyor.

Türkiye'de bu da erkek siyasetçilerin hilesiyle karşılaştı ve 17 milyon kadın Medeni Kanun'un yeni ve adil mal rejiminden mahrum bırakıldı. Gerçekten, neden erkeklerin çoğu türbanı "kadın hakkı diyerek" kadınlardan daha fazla savunuyorlar da, 17 milyon kadının aile içi şiddete; hakarete, dayağa ve hatta bıçaklı saldırıya bile "sokağa atılmamak adına" susmasına neden olan Mal Rejimi haksızlığına değindiklerini hiç duymuyoruz? Çünkü o, çıkarlarını ilgilendiriyor. Haydi biraz da bu kadın hakkını savunsunlar. 3,5 yıl geçti hâlâ ağızlarına bile alamadılar. Hükümete çağrı yapıyorum; o yasaya şerh koyduran sizdiniz, Erbakan için anında özel yasa çıkardığınız halde bu büyük haksızlığı neden hâlâ düzeltmiyorsunuz ?

Gelen mektuplarda kadınlar bunu ve töre-namus cinayetlerinin neden Hükümet tarafından ciddiyetle ele alınmadığını sorup duruyorlar ve öfkeleri giderek büyüyor, ona göre!

Ne demek istedim...
Karakoyun' başlıklı yazımda Mehmet Ali Erbil'in yaptığı ciddi canlı yayın hatasından söz etmiştim. Yazıda konuya 'farklı bir açıdan yaklaşım' vardı; olayda sınırları iyice aşarak 'sınırsızlık' noktasına varılmasına neden olan herkesin aynı sorumluluğu paylaştığını söylüyor ve 'Bugüne kadar her rezalete susan veya gülenler bugün son noktaya varıldığında neden böylesine büyük bir tepki veriyorlar' sorusunu soruyordum.

Bana hak veren okurlanm yanında çok az sayıda "Mehmet Ali Erbil'i koruduğumu" ve hatta bunu "kişisel dostları korumak" adına yaptığımı söyleyenler oldu. Bir meslektaş olarak Erbil'i elbette tanıyorum, hem de uzun yıllardır ama beni iyi tanıyanlar da "görüş bildirirken, yorum yaparken hatır gönül dinlemediğimi" iyi bilirler. Bu yüzden ne dostluklar bitmiştir yıllar içinde...

Doğru zemine oturmuş tartışmalarda "o kişi", "bu kişi" yoktur, olaylar ve dürüst değerlendirmeler vardır. Burada da aynı durum söz konusudur.

Ekranların ne hale geldiğini, kanal yönetimlerinin gözünü sadece "reyting ve reklâm"a dikerek karar verdiğini aylardır, yıllardır yazıyoruz. 15 yıla yakın bir aradan sonra tekrar televizyon programı yapma kararımın nedeni bile buydu.

Mevcut durumun değişmesini yıllarca bekledikten ve giderek daha da kötü hale geldiğini gördükten sonra "kaliteden hiç ödün vermeden", "kadın kimliğini ön plâna çıkarmadan", "dedikodu çizgisindeki isimlere, olaylara ve konuşmalara yer vermeden" de reyting yapılabileceğini gösterme isteğiydi ve bu da görüldü. Ama biz bu gayretin içindeyken, her türlü kolay yola sapan, kavgayla, küfürle, seviyesizlikle ekranları işgal eden ve emirlerine geniş kadrolar verilip her türlü kolaylık sağlandığı gibi bu programlar için bir servet kazananlar hâlâ baştacı durumunda...

Yalnız kanallarda değil izlenme oranında da... O zaman 'Buyrun tepe tepe kullanın, hayrını görün' demekten başka ne kalıyor? 'Neden Mehmet Ali Erbil'in olayına kızıyorsunuz, bugüne kadar her skandala susan veya gülen, farklı hiçbir tepki vermeyen siz değil misiniz' demekten başka ne kalıyor?

Dün benimle aynı görüşü paylaşan bir yazıda "Mehmet Ali Erbil biter mi" başlığıyla Ahmet Hakan tarafından yazılmıştı. Bir paragrafı şöyleydi: "Yapılan densizliklerin ve rezilliklerin fark edilmesi için, ancak 'indirilen pantolon ve ortaya çıkan yalın ayıp' durumuyla karşılaşılması gerekiyorsa... Bilin ki: Mehmet Ali bitmez, bitmeyecektir."

Bütün olayların birkaç gazetecinin gayretiyle çözülebileceğini zanneden ve sessiz sedasız köşesinde oturup ekran rezaletlerine, siyasi rezaletlere susanlar hiç değilse suçlayarak rahatlama huylarından vazgeçmeliler. Bu da pek "kolaycılık" oluyor zira!

(Not: "Göğüs ile cinsel organı aynı kefeye mi koyuyorsunuz" diyenlere ben de 'kadın bikinisinin neden iki parçası var' sorusunu soracağım.)

DİĞER YENİ YAZILAR