Pazar günü yazdığım 'yine başörtüsü aldatmacası' başlıklı yazıda Emine Erdoğan'ın ağabeyinin zoruyla, Merkez Bankası'na başkan adayı olarak atadıkları şahsın eşinin de "kocası Banka'da üst düzey göreve geldikten sonra" tesettüre girmelerinden söz etmiş ve 'Kadının başörtüsünün erkek sorunu haline gelmesi elbette tartışılır' demiştim.
Başbakan hâlâ milleti enayi yerine koyarak "Eşinin başı açık olan... Kapalı olan" tartışmasını sürdürüyor. Neden yapıyor bunu? Çünkü o enayi yerine koyarken, birilerinin de "gerçek enayi" gibi bu aldatmacayı yutacağını deneyimlerinden biliyor.
"Din, iman, Kur'an, inanç" üzerinden yaptınız mı siyaseti bu millet yutuyor... Sanki Erbakan türban istismarına başlamadan, AKP de bayrağı ondan devralıp aynı istismarı sürdürmeden önce bu ülkenin kadınları Müslüman değildi. Sanki Kur'an onlar ortaya çıkınca okunmaya başlandı... Sanki Nur Suresi'ni kimse bilmiyordu da onlar öğretti veya hatırlattı.
Zenci-Beyaz ayrımı
Ve sanki onlardan önce eşi başörtülü hiçbir bürokrat veya siyasetçi yoktu, Emine Erdoğan'ın, Hayrünnisa Gül'ün, Merkez Bankası Başkan adaylarının eşinin Müslümanlığı örtünmeden önce sayılmıyordu...
AKP bir yandan Kur'an'ın sık sık hatırlattığı "harama el uzatmak" günahını işleyenleri, 70 milyonun hakkına el uzatanları cansiperane korurken, öte yanda cami açma ve türban savunma şovlarıyla sadece insanların dini duygularını değil, Kur'anı ve Müslümanlığı da siyasete alet ediyor, kullanıyor.
Bugün artık erkeklerin eşleri "kocalarının yükselmesi hatırına türbana girerek" kadın üzerinden siyasete destek verir hale getirildiler.
Eğer her dinden, inançtan olan vatandaşa aynı özgürlüğü sağlayan, insanlan kendi alanı içinde tümüyle serbest bırakan laiklik ilkesi üzerine yemin ederek Meclis'e girmiş olan Erdoğan ve arkadaşları türban istismarını sürdürmeselerdi buna gerek kalmayacaktı.
Tarih önünde lanetle anılacak birileri varsa o da Türk toplumuna ve özellikle Türk kadınına bunu reva görenler, İslâmi rejimle yönetilen ülkelerde bile olmayan bir zenci-beyaz (türbanlı-türbansız) tartışmasını diline dolayıp, gündeme taşıyanlardır. 21. yüzyılda Türkiye'ye türban tartışması yaptıranlar bundan sonraki kuşaklar tarafından lanetle anılacaklar.
Bay Erdoğan "Eğer türbanlılar zenci ise eşi türbanlı olan yüzlerce AKP milletvekili ve kendileri bu mevkiye nasıl bu kadar sorunsuzca, özgürce çıktılar" sorusunu da cevaplamak zorunda...
Ve tabii bunu sağlayan laik-demokratik rejime de teşekkür etmek!
Yalın, Avşar ve Eurovision
Star'da Pazar günleri canlı yayın "Her Açıdan" programını yapıyorum (ve artık biliyor olmanızı bekliyorum, rica edeceğim)... Öğleye doğru 11.40 ta başlayan programda toplumsal sorunlarımızı tartışıyor, çözümüne katkıda bulunmaya çalışıyor ve bu arada mümkün oldukça sanata ve sanatçılanmıza da yer vermeye çalışıyoruz.
"Her Açıdan" ın 19 Mart konukları Ahmet Altan ve Yalın'dı... Uzun süredir ekranda görünmeyen Ahmet Altan'la kitapları, yazıları, çeşitli konulardaki görüşleri hakkında zevkli bir sohbet yaptık, zaman olsaydı "ağır siyaset" e de girer ve genellikle farklı görüşlere sahip olduğumuz için sıkı bir çekişme gerçekleştirirdik ama şimdilik olamadı. Yine uzun zamandır ekrana çıkmayan, zamanının çoğunu üniversite eğitimi için Londra'da geçiren Yalın ise hayranlarının kilitlediği telefonlar bekleye dururken üç şarkılık muhteşem bir konser verdi.
İnsanı tutsak eden duygulu sesi, kendi çaldığı gitan ve piyanoda Volkan Şanda ile birlikte...
Yalın'in her konserde "ayrı bir yaş, ayrı bir doğum günü" esprisiyle kızdırdığı Volkan'ın piyanodaki üstünlüğü tek gitar eşliğinde daha da çok ortaya çıktı, onları bir çok konserde izlemiş olduğum halde öylece kendimden geçip şarkılara en üst perdeden eşlik etmişim. Gerçekten olağanüstü bir ikili...
Programda Eurovision'u da konuştuk ve ben aynı şeyi söyledim; Yalın, bırakın her şarkısının bir diğeri kadar başanlı olmasını, küplerinin MTV tarafından çalınmasını, sadece "Keşke" şarkısıyla Eurovision'a katılması mümkün olsaydı bu şarkıyı Avrupa'nın da bizim kadar seveceğine hiç şüphem yok.
Türkiye'nin mantar gibi her gün onlarcası çıkan şarkıcılar arasında iki üç tane gurur duyulacak kadar başarılı, üstelik akıllı, ölçülü, saygılı, genç pop müzik sanatçısı var. Besteleri ve şarkılanyla Yalın da bu iki-üç kişiden biri.
Bu nedenle... Beyaz'in programında tek şarkıyı bile söyleyemeyen, sesinin yetmediği yerlerde mikrofonu ağzından uzaklaştırarak "kamuflaj" yapan Hülya Avşar'ın, kendi programının reytingi için büyük kitlelerin hayran olduğu genç yeteneklere dil uzatması oldukça komik kaçıyor doğrusu. Reklâmını buna bağladığı için biraz zor ama bu istismar yönteminden ne zaman vazgeçecek bakalım? Çok antipatik olduğunun hâlâ farkında değil mi bilmem ki?
Keşke bu yıl da beğenilmeyen bu şarkı yerine o yeteneklerden birine şarkı hazırlatabilseydik Eurovision için... Sonradan mazeret aramak zorunda kalmazdık.
Ulusalcılık, milliyetçilik
MHP'de "Bahçeli'nin sağ kolu" olan Mehmet Şandır, Devrim Sevimay'ın yaptığı röportajda "Ulusalcılık diye bir şey yoktur, onun adı milliyetçiliktir. Solcular MHP'li görünmemek için 'ulusalcıyız' diyorlar" demiş.
Oysa Türkiye'de "Ne sağcıyım, ne solcu, ulusalcıyım, ulusalcı" diyen bir çoğunluğun olduğu inkâr edilemez. Bu çoğunluk bazen "sadece mevcut partilere kızdığı için ve 'belki geleceğimizi bunlar kurtarır' diyerek" aynı görüşte olmadığı bir yeni partiye oy verebiliyor, bazen aynı düşünceyle "farklı görüşte olduğu" bir sol partiye...
Kısacası, parti farkı gözetmeden kendisinin ve ülkesinin geleceğini düşünen, geçmişine de saygılı insanlar da yaşıyor bu coğrafyada... Eğer "milliyetçilik" belli bir grubun veya partinin tekelinde değilse, her toplumda görülen bir "ülkesine, soyuna bağlılık" anlamında kullanılıyorsa onlara "milliyetçi" de denebilir tabii...
Bizde "aşk" dahil, "inanç" dahil her kavramı ve her duyguyu birileri tekeline aldığı için çekinmekte haklı insanlar...
Genellemeyelim onun için, "ulusalcılık" da kulağa gayet hoş geliyor!
Enayi isek diyecek yok!
Pazar günü yazdığım 'yine başörtüsü aldatmacası' başlıklı yazıda Emine Erdoğan'ın ağabeyinin zoruyla, Merkez Bankası'na başkan adayı olarak atadıkları şahsın eşinin de "kocası Banka'da üst düzey göreve geldikten sonra" tesettüre girmelerinden söz etmiş ve 'Kadının başörtüsünün erkek sorunu haline gelmesi elbette tartışılır' demiştim
Haberin Devamı

