En zor gün!

Dün Teşvikiye Camii'nin avlusunda değerli dostlarım Bülent ve Oya Eczacıbaşı ile Faruk, Şakir Eczacıbaşı ve ailenin diğer fertlerine başsağlığı dilemek üzere beklerken yanımdakilere "İşte Bülent'in en zor günü" dedim

Haberin Devamı

Dün Teşvikiye Camii'nin avlusunda değerli dostlarım Bülent ve Oya Eczacıbaşı ile Faruk, Şakir Eczacıbaşı ve ailenin diğer fertlerine başsağlığı dilemek üzere beklerken yanımdakilere "İşte Bülent'in en zor günü" dedim.

Allah kimseye evlat acısı tattırmasın, bunun dışında en zor gün anacığını yitirdiğin gündür. Doğduğun andan başlayarak nefes aldığın her günde (görmesen bile) varlığını hissettiğin ve bundan mutluluk duyduğun insanı, seni dünyaya getireni kaybetmek kolay dayanılır bir duygu değildir.

Hasta da olsa, yaşlı da olsa, kendin "yalnız kalabilecek" yaşlarına gelmiş bile olsan onu kaybedeceğine inanmazsın kolay kolay.

Daha birkaç gün önce Avrupa Birliği sürecinde Türk kadının güçlenmesine destek için Eczacıbaşı'nın başlattığı bir proje yemeğinde beraberdik. O gün yüzü gülen, neşeyle konuşan Bülent Eczacıbaşı bugün nasıl da farklıydı.

***

Gerçek güzeller yıllar geçtikçe, olgunlaştıkça çirkinleşmezler, tam aksine olumlu yönde değişirler. Yüzlerine eklenen her çizgi, gözlerine yerleşen her deneyim pırıltısı kişiliklerini daha da anlamlı hale getirir. Hele kalpleri de güzelse yüzlerine öyle bir ışık yansır ki kalabalık içinde bile onları derhal farkedersiniz.

Beyhan Eczacıbaşı, sessiz zerafeti, her zaman içi gülen çekik gözleri ve yüzündeki ışıkla farkedilen, benim de çok sevdiğim, takdir ettiğim "gerçek bir hanımefendi'ydi.

Ona ve bir gün önce toprağa verilen, Cumhurbaşkanımız Necdet Sezer'in annesi Hatice Sezer'e Allah'tan rahmet, aynı acıyı yaşayan ailelerine de sabır ve başsağlığı diliyorum.

Türkiye ve AB'de kadın
Çok şükür şu sıralarda gündemin en önemli konularından biri Türkiye'de kadınlara karşı yapılan ayırımcılık ve bu nedenle kadınlann her alanda temel haklarından yoksun bırakılışı... Başta Ceza Kanunları ve Medeni Kanun olmak üzere eğitim, iş ve ev yaşamı, sosyal ve siyasi yaşamda bugüne kadar kadından alınan hakların iadesi sağlanacak.

Yani toplumsal cinsiyet eşitliği sağlanacak... Yani hem "Biz de Avrupa'ya dahil olmak, medeniyet ölçülerimizi genişletmek istiyoruz" deyip hem de 35 milyon vatandaşın "İkinci sınıf' bırakılmasına göz yumulmayacak.

Bunun gerçekleşebilmesi için ülkenin hukukçuları, kadın kuruluşları ve medyası uzun süredir elinden geleni yapıyor. Son günlerde çalışmalar iyice hız kazandı.

13 Eylül 2004 tarihinde Boğaziçi Üniversitesinde "Türkiye ve AB'de Kadınlar; Ortak Bir Anlayışa Doğru" konulu bir sempozyum yapılacak. Türkiye ile AB'ye üye veya aday ülkelerden siyasetçi bürokrat, araştırmacı ve yazarları bir araya getirecek olan sempozyumun amacı bu ülkedeki kadın hareketinin AB'de tanıtılmasına imkân sağlamak.

Avrupa Kadın Lobisi Türkiye Sekreteryasını üstlenmiş olan KA.DER ile AB üyeliğinin Türk kadınına getireceği "eşit hakların" gerekliliğini savunan Eczacıbaşı Topluluğu'nun girişimi ve sponsorluğunda düzenlenecek sempozyum hakkındaki bilgileri geçtiğimiz hafta yazarlar grubunun davetli olduğu öğle yemeğinde aldık.

Bu önemli toplantıyı izlemek isteyenler için kayıt 13 Eylül sabahı saat 9.00-9.30 arasında B.Ü Albert Long Hall'da yapılacak.

Nasıl ray bu?
Aslında 'nasıl ray abicim bu' diyecektim ama haydi başlıkta daha efendi olalım.

Afyon - İzmir treni az kalsın kaza yapacakmış ve makinistin dikkati sayesinde'kıl payı'kurtulmuş. Aynı günlerde Kayseri'den Karabük'e giden yük treninin vagonları da raydan çıkarak devrilmiş ve olay Vali'den bile gizlenmiş.

Eh yeter artık yani, bizde de yeni bir kelek duruma dayanacak hal kalmadı. Tanıdığım en aklı başında insanların moralleri sıfır. Nasıl olmasın, saçmalıkların ardı arkası kesilmiyor.

Biri bize anlatsın lütfen (örneğin hiç bir nedenle istifaya yanaşmayan Ulaştırma Bakanı ile halasının oğlu olan TCDD Genel Müdürü) sıcaktan S şeklini alacak kadar eskiyen raylar hâlâ kullanılmaya devam edilebilir mi? Bu olayın benzeri herhangi bir medeni ülkede görülmüş müdür?

Can kaybına neden olan iki tren kazasının ardından hâlâ "Satışlarda azalma olmadı, trenler aynen eskisi gibi doluyor" diyen Bakan artık birçok hatta doluluk oranının yüzde 50'ye indiğini biliyor.

Ucuzluğu ve güvenli oluşu açısından tercih edilen demiryolu ulaşımından vazgeçilmesi de hâlâ, hâlâ bir şey anlatmıyor mu onlara acaba?

Hayır, bu tren denen nesne daha önceleri hiç değilse öyle-böyle gideceği yere 'ulaşıyor'du. Şimdi yola çıkan trenleri neredeyse ağlayarak uğurlayacağız istasyonlardan!

Yücel Kop'un verdiği zarar!
Olimpiyatları başından sonuna dikkatle izleyen ve Türkiye'nin ne atletizm ne de başka dallarda yeterli varlık gösteremeyişine üzülen bir tanıdığımla konuşuyordum.

Gerçekten de çok iyi bir gözlemci olan, hemen her konuda vurguladığı noktalarda hep haklı çıktığına benim de defalarca şahit olduğum bu tanıdık, konu Süreyya Ayhan'a gelince hiç düşünmediğimiz bir noktaya değindi.

Yücel Kop'un kendisine emanet edilen çocuk yaşta bir sporcuyla ilişki kurması ve evlenmesinin verdiği zarara.

"Bu olaydan sonra kimse çocuğunu küçük yaşta spora başlatmak, meslek olarak sporu seçmesini sağlamak, evlâdını antrenörlere emanet etmek istemiyor. Yücel Kop, Süreyya'nın yerine konuşmak, onu yanlış yönlendirmek ve sonunda yarışlara katılamaz hale getirmek dışında bir büyük zarar da antrenörler ve 'sporcu yetiştirme' konusunda verdi. Spor Federasyonu onu neden bu konularda sorgulamadı ve sorgulatmadı anlamıyorum."

Türkiye'de olaylara çoğu kez yanlış gözlükle baktığımız veya (birilerinin iteklemesiyle) baktırıldığımız için bu hiç aklımıza gelmemişti değil mi?

DİĞER YENİ YAZILAR