Türkiye'de son yıllarda moda olan saç örtme tarzına türban veya başörtüsü denmeyeceği, ancak "sıkma baş" denebileceği din adamları tarafından açıklanıyor, okuyoruz. Herkes kendi evinde, yakınlarında, annesinde, anneannesinde gördüğü için Arabistan değil Türk usulü başörtüsünün nasıl olduğunu da biliyor zaten...
Bir türban tartışmasıdır gidiyor medyada ve siyasetçiler arasında. "Türban öncelikli sorun değil" demişlerdi ama görünüşe bakılırsa en öncelikli sorun o; nereye dönseniz türban tartışmasıyla karşılaşıyorsunuz.
İşte son olarak Cumhurbaşkanı dış gezilere eşini götürmemek zorunda kaldı. Böylece protokole inatla sokulmak istenen sıkma başı engelleme çabasında. Sonra da açıklamasını yaptı;
"Sorun Anayasa Mahkemesi kararıyla çözülmüştür. Kamusal alanda türban olmaz..."
O bunu söylerken Başbakan Abdullah Gül Meclis'te, türban ve İmam Hatipler konusunun en kısa zamanda halledileceğini açıklıyordu.
Gördüğünüz gibi en öncelikli konu o. Varsa yoksa sıkma baş...
Bülent Arınç'ın annesi, gelini Münevver Arınç'ın evlenmeden önce başı açık olduğunu söylüyor. Kendisinin evlendikten sonra bile başı açık fotoğrafı çekilmiş. Elinde çantası ile "ev sınırları içinde" olsa da... Münevver Hanım, herhalde o günlerde de inançlı, dindar bir insandı. Eşi, Gazi Üniversitesi'ni tesettürlü olarak bitirmemiş olmasının onu daha az makbul bir Müslüman yaptığını iddia edebilir mi?
O edemez sanıyorum ama bazı aydınlarımız tekrar yaygın şekilde tesettüre dönüşün toplumun "modernleşme"si, çağdaşlaşması olduğunu iddia ediyorlar.
Bu hesaba göre en modern, en çağdaş toplum Pakistan. Öyle ya, onların kadın milletvekillerinin çarşaflarından sadece gözleri görünüyor!
Anadolu insanı!
Okurlardan gelen bazı mektuplara da bayılıyorum yani. Şimdi 'türban' konusu güncel olayların başına geçtiği için zaman zaman yazıyoruz ister istemez.
Bazen şöyle 'mail'ler geliyor;
"Konu örtünme meselesi Ruhat Hanım hiçbirimizin nineleri, dedeleri 17. Lui'nin saraylarında vals yaparak gün geçirmediler. Üzgünüm ama kabullenin artık bizler Anadolu insanlarıyız..."
Sizler Anadolu insanı, bizler nerenin insanı?
Ben Güney Anadoluluyum. Akdeniz'den. Adanalı ve Antakyalı. Söylemiş olayım, İstanbul'da yaşıyoruz diye hepimizi oralı sanmayın.
Ayrıca... AB'ye girmek isteyerek bir anlamda bundan sonra oralarda "dans etme" arzumuzu dile getiriyoruz... Onu da hatırlatmış olayım!
Garip bir siyaset
Çok enteresan, çok çelişkili bir siyasi tablo var ortada. Kendinizi biraz genye çekip olup bitene uzaktan baktığınızda aynı partinin, aynı iktidarın önde gelen isimlerinin birbirine zıt söylemler ve davranışlar içinde olduğunu görüyorsunuz.
AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan Avrupa ülkelerini kalabalık gruplarla devlet kesesinden turlarken ve AB'ye girmemizi çok isterken öte yanda Başbakan Gül ve Meclis Başkanı Arınç "öncelikli" dedikleri konulan öteleyerek, "öncelikli değil" dedikleri konuları gündemin birinci maddesi yaparak, inatlarla devlet zirvesinde ciddi bir anlaşmazlık olduğu görüntüsü veriyorlar.
İlk günden bu boyutlarda anlaşmazlık ortaya çıkarsa daha sonra neler olur? Neler olabilir acaba?
Ve bu "olabilecek" şeyler gerçekleşirse, inatlarla, gerginliklerle ülke bir çözümsüzlüğün daha içine itilirse, istediğimiz kadar Avrupa dolaşalım, "See you in Turkey" diyelim (bu söz cümlenin kısaltılmışıdır ve diplomatik dilde değil, yakın arkadaşlar arasında kullanılır aslında) olaylar kendiliğinden Türkiye'yi Avrupa'dan uzaklaştırır zaten.
Bize aday adaylığı için gün verseler dahi uzaklaştırır.
İnatlaşanlar da bu gerçeği iyi biliyor olmalılar.
Öyleyse niye yapıyorlar merak ediyor insan!
Farklı olmalı!
Basında ve kamuoyunda etkili kişilerin yargıyı etkileyerek adaleti yanıltmaları engellenecekmiş. Bunu kısa süre öncesine kadar kendileri fazlasıyla yapan meslektaşlarımız onaylamışlar.
Aslında böyle kurallar basının kendi içinde uygulaması gereken etik kurallarıdır, dış baskıyla, basına yasaklar getirilerek olacak bir şey değildir. Ama anlaşılan o da olacak.
'Gazetecilerin güç odağı haline gelmesini siyasetçiler engellemeli' sözünü sarfeden gazeteciler var. Onlar aslında bunu yapan bazı "işadamı-gazete patronları"nı kastediyorlar ama dikkat! Yanlış anlaşılabilir ve tüm basına maledilebilir.
Örneğin; şu anda bir sürü sanık durumunda milletvekili var. Basın onlan yazmasın mı?
Sanık milletvekili ile sanık işadamı arasında büyük fark vardır. Biri devlet yönetimindedir, diğeri şirket... Buna rağmen, işadamını yargılarken milletvekilini dokunulmazlıktan dolayı yargılayamıyorsunuz ve dokunulmazlık konusu programa bile alınmıyor.
Ayrıca... Diyelim ki alındı, yasa değişti, yargılandı ve suçlu bulundu. Yolsuzluk yapmış bir siyasetçinin o güne kadar ülkeye vereceği zararı kim karşılayacak?
Gazetecilere "bunları yazmayın" demek basın özgürlüğüne tecavüzün ta kendisidir!
En modern Pakistan!
Türkiye'de son yıllarda moda olan saç örtme tarzına türban veya başörtüsü denmeyeceği, ancak "sıkma baş" denebileceği din adamları tarafından açıklanıyor, okuyoruz.
Haberin Devamı

