En iyi “milli irade” kimdir?

Haberin Devamı

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Başbakan Erdoğan’ın köşe yazarlarıyla ilgili sözlerine açıklık getirmiş!! Başbakan’ın sözlerini aynen tekrarlayarak siyasi gerginliğin, ekonominin bozulmasının nedenini “bir takım” köşe yazarlarının üstüne yıkmış.

Generalinden amiraline, başsavcısına, gazetecisinden rektörüne, bilim adamına kadar (yargıdan medyaya, ordudan üniversiteye) her kurumun ve her kesimin önde gelen onlarca isminin cezaevine tıkıldığı, özellikle son hafta içindeki olaylar sonunda bütün dünya medyasının “Yatırımcı kaçıyor, Türk ekonomisi çok kötü etkileniyor” dediği, altı üstüne getirilmiş bir ülkede siyasal gerginliği bir takım köşe yazarları yaratıyor, istikrarı onlar bozuyormuş.

Aslında dün Güngör Mengi’nin “Köşe yazarlarını Meclis seçsin” önerisi espri olarak yazılmakla birlikte büyük ölçüde gerçeği yansıtıyordu.

Başbakan Erdoğan, bir yandan “Bu ülkenin demokrasisi tam olacak, 2’nci, 3’üncü sınıf olmayacak” derken 3’üncü sınıf demokrasilerde bile görülmeyecek şekilde basın özgürlüğüne açıkça baskı uyguluyor. Ona benzer davranışlarla ülkesindeki medyaya baskıya kalkan (ve hakkında dava açılan), kendisiyle ilgili yolsuzluk davaları nedeniyle de savcı ve hakimlerle uğraşan bir tek İtalya Başbakanı Berlusconi var. Başka da kimse görülmemiştir.

Köşe yazarlarını Meclis’in seçmesi çok uygundur. Zira biliyorsunuz son zamanlarda görevi Meclis’i (yasama), çıkardığı yasaların Anayasa’ya uygunluğunu denetlemek olan Anayasa Mahkemesi üyelerini Meclis’in seçmesi, diğer yüksek mahkeme üyelerini (Danıştay, Yargıtay) seçen “HSYK’nın üyelerini de Meclis’in seçmesi” gündemde. Adına “Yargı reformu” dediler, şu sıralarda hızla TBMM’ye gelmesi, gerekirse referanduma götürülmesi için çalışılıyor.

ZİHİNLERİ AÇALIM

Başbakan Erdoğan son olarak; “Yasama-yürütme-yargı birbirinden ayrı olmalı diyorlar, oysa yargı istediği şekilde yürütmeye müdahale ediyor” demiş. Tam da bütün yüksek yargı (eski ve yeni) başkanlarının, diğer yargı kuruluşlarının “Yargı ‘yürütme tarafından’ kuşatıldı. Ağır baskı altında” dediği dönemde (birileri “teze karşı anında anti-tez üretmek en iyi silahtır” demiş gibi) çok enteresan bir çıkış.

Başbakan bundan sonra da “Parlamentonun yüzde 65’ine sahip bir parti veya en küçüğü fark etmez, yargı tarafından kapatılabiliyor. Varsa ortada bir suçlu bedelini ödesin, tüzel kişilik bedele mahkum edilmesin. Hiçbir ileri demokraside yok” demiş.

Demek ki “parti cezalandırılmasın, hatalı milletvekilleri cezalandırılsın” diyor. Ama hemen arkasından: “Siyasetçinin yargılanmasına da parlamento müsaade etsin, siyasi partinin kapatılıp kapatılmamasına da (yargıda nasıl başkanlar kurulundan müsaade alınıyorsa) müsaadeyi parlamento versin” de diyor...

Kulağa, göze ne demokratik geliyor değil mi? Her şey tamam, TEK BİR ŞEY eksik ama belki gözden kaçar diye atlanıvermiş;

Parlamento çoğunluğu AKP’nin... Milletvekillerini SEÇİM KANUNU ısrarla değiştirilmediği için Erdoğan seçiyor, onlar da liderin sözünden çıkamıyorlar. Demek ki ne olacak; HSYK üyelerini, dolayısıyla Danıştay ve Yargıtay üyelerini o seçmiş olacak. Anayasa Mahkemesi üyeleri aynı şekilde... Ne oldu şimdi; yasama ve yürütmenin halihazırda birleşmiş durumda olmasının, bir liderin elinde olmasının yanına yüksek yargı da eklendi.

ÇEKİRDEKSİZ ÜZÜM DEMOKRASİSİ...

Siyasetçinin yargılanması ile parti kapatmayı da ekleyin, bir de köşe yazarlarını Meclis, yani AKP lideri seçse nasıl da TAM

DEMOKRASİ olur değil mi?

Daha da doğrusu özgür medyasız, bağımsız yargısız “çekirdeksiz üzüm demokrasisi” olur, istikrar hiç bozulmaz (!), ekonomide artık en ufak sorun çıkmaz (!). İşte istenen, hedeflenen demokrasi bu; ister gülün, ister ağlayın. Bunları istiyor, liderin seçtiği parlamentoya da “milletin iradesi” adını takıyorlar.

Başbakan’ın “Bir siyasi partinin kapatılmasının hiçbir ileri demokraside olmadığı, suçlunun bedeli ödemesinin doğru olduğu” sözlerini “Avrupa ülkelerinde parti kapatma” konusunda uzman Anayasa hukukçusu Ekrem Ali Akartürk’e sordum.

ASIL FARK; ÖRGÜT

Akartürk “Gelişmiş demokrasilerde Anayasal değerler üzerinde uzlaşılmıştır, A partisi B partisi fark etmez. Örneğin ABD’de 200 yıldır anayasa değişmedi. Bizde bu uzlaşma olmadığı için bir parti Anayasa ilkelerinden uzaklaşmak isterse bunu yapabiliyor. Bütün demokrasilerde partilerin kapatılması mümkündür ve birçok ülkede (Fransa, İskandinav ülkeleri gibi) çok daha kolaydır. Partiler kutsal mıdır? İnsanlar suç işlediğinde, yasalara aykırı eylemde bulunduğunda bireysel olarak cezasını nasıl ödüyorsa siyasal partiler de örgüt olarak öder. Örgütlü olmak güç kazandırdığı için önemli bir unsurdur ve suçun daha ağırlaştığı anlamına gelir. Yasalara karşı suç işleyen bir örgütün sadece üyeleri cezalandırılmaz, o örgüt de kapatılır. Burada da Almanya örneği, Hitler’in partisiyle tüm partileri, sendikaları kapatması ve önünde hiçbir gücün duramaması demokrasilere önemli bir derstir” dedi.

Keşke Başbakan da konuşmadan önce Ekrem Ali Akartürk gibi iyi bir uzmana danışsa...

(Not: Sevgili okurlarım, bugünkü Her Açıdan’da Zülfü Livaneli’nin Atatürk’ü anlatan filmi “Veda”dan bölümler ve Müjdat Gezen’in “50. sanat yılı”ndan görüntüler vereceğim. Bir de programa dün verdiğim konuk isimleri arasında bulunmayan emekli Tuğgeneral Haldun Solmaztürk katılacak. Bu bilgiyi de duymanızı istedim.)

DİĞER YENİ YAZILAR