En ağır ceza ve dokunulmazlıklar

Deniz Kuvvetleri'ne komutanlık yapma şerefine erişmiş bir oramiral için en ağır ceza ne hapistir, ne de evlerine, paralarına el konulmasıdır. Ona en ağır ceza "apoletlerinin sökülmesi"dir

Haberin Devamı

Deniz Kuvvetleri'ne komutanlık yapma şerefine erişmiş bir oramiral için en ağır ceza ne hapistir, ne de evlerine, paralarına el konulmasıdır. Ona en ağır ceza "apoletlerinin sökülmesi"dir.

Bu, bir asker ve bir insan olarak "onurunun kaybı"dır ki böyle bir kayıpla yaşamı sürdürmek çok zordur. Her ne kadar artık mal, mülk, servet edinmek için onurlar feda edilebiliyorsa da, önüne çıkan fırsatı değerlendirmemeye, mevkiyi makamı kişisel çıkar için kullanmamaya enayilik olarak bakan bir kitle türemişse de, her ne kadar "çalsın ama iş de yapsın" anlayışını belli bir kesime benimsetme başansı gösterilmişse de ne mutlu ki "apoletlerin sökülmesi" veya "yaldızların dökülmesi" toplumun büyük kesiminin gözünde onur ve dürüstlük hâlâ eski önemini koruyor.

Deniz Kuvvetleri eski Komutanı emekli Oramiral İlhami Erdil'e haksız mal edinme suçundan hapis cezası verilmesi, suçunun sabit görülmesi üzücü bir haber. Onun adına ve ordu yönetme onuruna erişmiş bir insanımızın, bir komutanın bile böyle bir hatayı yapabilmiş olması adına çok üzücü. Öte yanda, suç işleyen, adaleti hiçe sayanların kim olursa olsun yargı önünde eşit şekilde hesap vereceğinin bilinmesi, toplumun buna güven duyması açısından da aynı derecede sevindirici bir haber.

Garip değil mi?
Ama... Erdil'e "Erbakan'a uygulanan ev hapsinin uygulanmayacağı" nı duyunca yine de merak etmekten kendimi alamadım. Necmettin Erbakan'ın devlete olan ve 11 trilyona ulaşan borcu için evlerinin, parasının derhal elinden alındığını, bir daha siyaset yapmasına da izin verilmeyeceğini filân duymadık. Borcunu "ne kadar zaman içinde ödeyeceğim" millete anlatacak kadar bile üzerinde durmadılar 11 trilyonun...

Çocuklarına petrol zenginlerininkine eşdeğer saray düğünleri yapan Erbakan'ın son yıllardaki mal artışını da biliyor değiliz.

O zaman bu yine çifte standartlı bir adalet olmuyor mu?

Birine nüfuzu kötüye kullanmaktan, haksız mal edinmekten en ağır cezayı ver, apoletlerini sök, diğerini Meclis yardımıyla koruyabildiğin kadar koru.

AKP'nin borcu
Aynı günlerde verilen bu iki cezanın karşılaştırmasını "ADALET"in "MİLLET"e yapması gerekiyor bence. Anayasa'nın eşit haklar ilkesi gerçekten varsa tabii...

AKP, mal bildirimlerinin şeffaflaşmasıyla ilgili çalışma yaparken "AB'nin kişisel verilerin korunmasına ilişkin düzenleme isteği" ile zorluk yaşıyormuş. Yani mal bildirimi kişisel verilerin korunmasına uygun değilmiş.

Tabii AB'nin bu kuralı "görevi kötüye kullanmak ve haksız mal edinmek" gibi bir suçlamayla karşılaşan siyasetçilerin yaşamına son verme yolunu seçtiği, göreve ihanetin çok ciddiye alındığı bir anlayışa göre hazırlanmış. Türkiye'nin "mal bildirimi kanunla yasaklandığı takdirde" büyük sorunlar yaşayacağını AB'ye anlatması lâzım.

Bir de, dokunulmazlıkları kaldırır, yolsuzluk dosyalarını çıkarır, siyasetçilerin "görevi kötüye kullanma" halinde herkes gibi hesap vermelerini sağlarlarsa sorun büyük ölçüde çözülecektir.

Hükümet önce bunu yapmalıdır. Görünmeyen apoletlerin sökülmesi ve ceza alma ihtimali bile olayları önleyebilir ve adil bir hükümet bunu millete borçludur, bilmem anlatabildim mi?

Ermeni Konferansı davası, 2. yanlış!
Orhan Pamuk'un Türkiye'yi haksız yere suçlayan ifadesiyle ilgili olarak açılan dava durduruldu ama gazetecilerin Boğaziçi Üniversitesi'nde yapılacak konferansı erteleyen mahkeme kararını eleştiren yazılan nedeniyle açılan dava sürdürülüyor.

Evet, "mademki mevcut yasalara karşı gelinmiş Orhan Pamuk da hesabını vermeli, benzer şekilde hareket edenler de" diyenler var ama gerekiyorsa o yasalar da değişmeli. Fransa'da, İsviçre'de sadece "soykırım yoktur" demek bile suç sayılıyorsa da Türkiye'de değişmeli.
Tenkit ettiği, ifade özgürlüğünü hiçe saydığını söyleyerek eleştirdiği ülkelerle aynı kefede olmak Türkiye'ye hiçbir kazanç sağlamaz. Sağlamadığı bir yana, Orhan Pamuk örneğinde görüldüğü gibi sebepsiz kahramanlar yaratır.

Evlâtlarını Ermeni çetelerinin veya PKK'nın katliamlarında kaybeden annelerin Orhan Pamuk'a "İddialarını ispat etmesini istemek üzere" dava açmaya hakları vardır. Halkın tepkisini göstermeye hakkı vardır ama gazeteciyi, yazarı ifadesinden dolayı yargılamak basın, yayın, ifade özgürlüğüne gölge düşürüyor ve haklı itirazları "haksız" a çeviriyor.

İstediği kanunu kolayca değiştiren Meclis, yazarların sık sık mahkeme önüne çıkarılmasını sağlayan yasaları en kısa zamanda değiştirmeli!

Oy vermeyen şikayet edemez!
Dün "Satılan analar, lanetlenen basın" başlıklı yazım 'Sözlerinin kilit cümlesi buydu bence' cümlesiyle bitmişti. Okurumuz Nigar Pekdok'un, Tayyip Erdoğan'ın "Anasını satayım" şeklindeki argo ifadesine itiraz ederken "Bunlara benzer yöneticiler yüzünden oy kullanmaya girmedik" demesi üzerine söylemiştim bunu... Bıraktığımız yerden devam ediyoruz. Sözlerinin kilit cümlesi buydu bence. Oy kullanmaya gitmeyen vatandaşların şikayet etmeye de hakkı yoktu. Oy kullanmaya gitmeyenler gitmiş olsalardı bugün farklı bir Meclis tablosu olacaktı. Belki o zaman kendileri, evleri, işleri, kendi anlayışlanndaki siyasetçiler için özel yasalar çıkaranlar, bunlar ve şirketlerdeki hisseleri hakkında bilgi istemek en doğal hakkı olan basına ve halka "Ulan niye korkuyorsunuz", "Anasını satayım", "Lanet olsun" diye hitabedenler kendini bu kadar güçlü hissetmeyecekti.

Okuruma 'basına şikayet edeceğinize sandığa gidin' dedim. 'Bir daha bu hatayı yapmayın'... Olay budur.

Argo sözlerle basın açıklamalarına kızan çok sayıda okur mektubu geliyor. Bugünlerde kampanya isteyenlerin sayısı öyle çok ki, mail adresi vermekten başka çare bulamıyorum. Buyrun, şikayetlerinizi Başbakan'a kendiniz iletin.

Mail adresi: receptayyip.erdogan@basbakanlik.gov.tr

DİĞER YENİ YAZILAR