Dün “Başbakan neşeli, kadınlar değil” başlıklı yazımda yeni Anayasa taslağında ve Başbakan’ın konuşmasında kadınların “yaşlılar ve engelliler”le birlikte korunmaya muhtaç vatandaşlar olarak yer almasından ve sivil toplum kuruluşlarının bunlara gösterdiği tepkiden söz etmiştim. Bugün devam ediyoruz.
Kazanılmış kadın hakları geriye mi döndürülecek, çalışan, yaşamın her alanında yer alan Türk kadını neden “korunmaya muhtaç” sayılıyor ve “eşitlik maddesi” kaldırılmak isteniyor soruları sürekli olarak gündemde... Bu arada tartışmaya yeni bir ilave yapıldı; Emine Erdoğan’ın AKP’li milletvekili eşlerine yaptığı konuşmada kadından söz ederken “çalışan kadın” vurgusunu hiç yapmaması. Aynen 2005 Mayıs’ında Suriye’de yapılan Uluslararası İşkadınları Forumu’nda yaptığı konuşmada olduğu (ve aynı toplantıdaki Türk işkadını ve kuruluş temsilcilerinin dikkatini çektiği) gibi kadının hep “eş ve anne” rollerinden söz etmesi...
Emine Hanım “Ailede mutluluğun sırları” konulu konuşmasında kadından “İyi bir eş, iyi bir anne, iyi bir eğitmen, iyi bir rehber olmak üretken bir kişiliği gerektirir. Üstün vasıflı kadın budur. Aile mutluluğunu sağlamak için kadının kendini daha donanımlı hale getirmesi gerekiyor” demiş. Eğitmen ve rehber ile de annenin çocuklarına karşı görevleri kastedildiğine göre demek ki ona göre kadının tek rolü aile içinde, eşle ve çocuklarla ilgili... Peki bu üretken ve donanımlı sıfatları çalışma yaşamında işe yaramaz mı?
Türkiye Cumhuriyeti’nde kadın onlarca yıldır erkek gibi çalışma alanlarında yer almıyor mu? Yoksa artık alması beklenmiyor mu?
Dediğim gibi; hepsi bir araya gelince kadınların Başbakan kadar keyifli olma imkânı ortadan kalkıyor. Cevaplanması gereken çok soru var!
Katılmayın efendim!
“Kültür festivali”ymiş, sevsinler onların kadınsız kültürünü... Suudi Arabistan Türkiye’yi Kültür Festivali’ne onur konuğu olarak davet etmiş ama “kadın dansçı istememiş”... Bunun üzerine Türkiye 100 erkekten oluşan kültür heyetiyle katılacak, Devlet Halk Dansları topluluğunda 40 erkek dansçı yer alacakmış.
Ne münasebet derler bu saygısızlığa!.. Kim der; tabii ki Türk insanı... Bizim kültürümüzde kadın-erkek eşitliği vardır, kadının kültür-sanat faaliyetlerinde yer alması vardır ve kültür festivaline davet eden bunu gözönüne almak zorundadır.
Merak ediyorum, bunlar herhalde erkek dansçıların bacağını görmesinler diye kadınları salona izleyici olarak da sokmuyorlardır.
Her davet edildiğimiz festivale katılmak zorunda değiliz, Türkiye bu saygısız daveti geri çevirmek zorundadır... Bizi “kadınsız ve başka ülkelerin kadınlarını bile yok sayan bir daveti” hoş görüyor havasında göstermeye kimsenin HAKKI YOK!
İtirazım var Sayın Mehmet Yılmaz!
Hürriyet’teki yazılarını (ve daha öncekileri) hep zevkle okumuşumdur Mehmet Yılmaz’ın... İşlek zeka ve espri yeteneği etkiler beni, çok yönlü bakabilen ve net anlatabilen yazarlar etkiler, onun için (hepsiyle aynı görüşü paylaşmasam da) beğenirim yazılarını...
Ama Cuma günkü “İyilik gördüğünde artmaz, kötülükte azalmaz” başlıklı yazısının yine başlıkla ilgili son paragrafına ciddi şekilde itirazım var. Kadınların eşleri veya evlilik için tercih ettikleri erkeklerle ilgili yazısı şöyle bitiyor:
“Çünkü gerçek sevgi ‘iyilik gördüğünde artmayan, kötülük gördüğünde azalmayan’ sevgidir.
Ben söylemedim Yahya Kemal öyle söylemiş!”
Bir kadın yazar olarak kadınları (en azından erkeklerden) iyi tanımak ve onlar hakkındaki kesim yorum ve genellemelere karşı olmakla birlikte sık sık yapılan bu hataya her seferinde karşı çıkamıyorum ama buradaki hata hiç su götürmez.
Yani Yahya Kemal’e ait olan hata... Bu ünlü yazarımız herhalde kötülüklere katlanan ve buna rağmen sevgi göstermeyi sürdüren bir kadına rastlamış olmalı ve erkek gözüyle bunu genellemeyi (ve benimsetmeyi) tercih etmiş olmalı... Ya da başka bir şeyi kastederek bunu yazmış olmalı... Yoksa erkekler iyi bilmelidir ki duygu ve düşünceleri sağlıklı bir kadının sevgisi “kötülük gördüğünde” ise kesinlikle artar.
Aksini söyleyen erkeklere soralım bakalım; onların sevgisi kötülük gördüklerinde aynen yerinde duruyor mu?
Aman Sayın Yılmaz dikkat, yanlış mesajlar vermeyelim.
Eline böyle bir örnek de geçince yanındaki kadına her türlü saygısızlığı, kötülüğü yapıp “Yahya Kemal söylemiş, haydi beni sev” diyecek öyle çok erkek çıkar ki!

