Kadın gazetecilerin erkeklerden daha acımasız ve üstelik siyasete meraklı çıktığını ileri süren bir erkek meslektaşımızın iddiasına cevap vermiştim dün, hatırlayacaksınız.
Üstüme vazife mi aslında, ben kimsenin ne dediği ile pek ilgilenmem (arasıra ilgilenirim tabiî), yazarım yazımı yürür giderim ama basında kadınlara karşı bu baskı da bazen gizliden gizliye, bazen açıktan açığa hâlâ sürüp gidiyor, onun için karşı tarafın ne hissettiğinin açıklanması gerekir diye düşünüyorum.
Düşünüyorum... Bu konuda daha derin, daha bilimsel bir analize ihtiyacımız var. Öyle ya Mehmet Barlas gibi geniş bir dünya görüşü olan, mesleklerde kadın-erkek ayırımı yapmaması beklenen bir yazar bile böyle derse analiz gerekmez mi? 21. yüzyıl Türkiye'sinde hâlâ böyle bir iddia olabilir mi?
Derin ve bilimsel analizi değerli toplumbilimci Prof. Nur Vergin'den rica ettim. Nur Vergin bildiğiniz gibi bir yandan üniversitede öğretim görevine devam ederken çok önemli kitap ve köşe yazılarına imza atmış bir isim... Bu konuyu en iyi onun değerlendirebileceğine inanıyorum.
"Ben erkek yazarların bu tepkisini normal karşılıyorum" diyerek başladı konuşmasına...
"Normal karşılıyorum çünkü kadınlara basında yıllarca beklenen yer verilmedi. Seneler boyu uğraştılar. Ve önce köşe kaptılar. Uzun süre sadece kendilerinden beklenen tarzda, suya sabuna fazla dokunmayan konularda yazdılar. Sonra yavaş yavaş başka konulara ve siyasete el attılar. Olay ciddi bir rekabet boyutuna ulaştığında erkekler 'Hoppala, bunlar da nereden çıktı böyle' dediler doğal olarak..."
Mutlaka erkek olmalı!
* Neden doğal? Ve nasıl oluyor da kadın erkek ayırımı yapmaması gereken isimler bile böyle diyor?
* Burada konu o isim, bu isim meselesi değil. O kuşak böyle büyütüldü. Kadınlara bakış açısı insanların benliklerinin derinliklerinde yer alan, çocukluktan başlayarak oluşan bir olgudur. Bunu söyleyenler kendi eşlerine kişilik hakkı tanısalar da aslında genelde bu eşitliği beyinlerinde tümüyle kabullenmemişlerdir. Değerlendirmelerinde bir ikilem sürüp gitmektedir.
Siyaset kamusal alanı düzenlediği için o konu ve diğer ciddi, asil konular erkeklere bırakılmalıydı. Eski egemen anlayış bu yöndeydi.
* Aynı anlayış neden hâlâ sürüyor?
* Kadınlar kendilerine yer edinebilmek için uzun süre yönlendirmelere katlanmak zorunda kaldılar. "Git dedikodu yazan ol, görgü kuralları anlat, aşk meşk yaz" dendiğinde bunu uyguladılar. Bazı kadınlar hâlâ erkek egemen ideolojiyi benimsiyorlar. Bazısı ise benimsemiyor, asıl sorun bunu sahiplenenlerde. Öte yanda erkek egemen anlayış hâlâ eşit şartlarda başarı isteyen kadına şüpheyle bakmaktan kendini kurtaramıyor. Başarılı kadının başarısının ya kocasından, ya babasından, ya sevgilisinden ileri geldiğine inanıyor. Kadın kendi başına yeterli olamaz, mutlaka bir itici güç olacak ve bu itici güç de mutlaka erkek olacak.
Dekoratif unsur
* Buna karşılık "Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır" sözünü hatırlatabilirler mi?
* "O muhteşem erkeğin hayatini kolaylaştıran kadın" dan söz edilmekte burada. Gömleklerini kolalayıp çoraplarını katlayan, kravatını düzeltip sofrasını hazırlayan, emre amade bir kadın. Güzel yemek yapacak, çocukları büyütecek, dırdır yapmayıp huzuru sağlayacak. Herkes ister böyle biri olsun değil mi, kim istemez? Dekoratif, destekleyici, erkeğin hayatini kolaylaştıran bir kadındır burada kastedilen... Adam başarılı oluyor, karşılığında o da karısını mutlu ediyor. Onu süs eşyalarıyla veya diğer isteklerini yerine getirerek ödüllendiriyor. Oysa adam yerine konmayı tercih etmeli kadın.
* Kadın yazarların daha acımasız ve hırçın çıktığı ileri sürülüyor.
"Doğrudur ki bazı kadınlar da hırçın yazıyor. Bu, kuşaklarca, yıllarca susturulmuşluğun tepkisi... Bu tür yazarların çoğunun özel yaşamlarında sevgi dolu olduklarını biliyoruz. Yazarken bir hırçınlık ve kendini kanıtlama dürtüsü görülmesi doğaldır, kadınların 'acımasız' olduğunu söylemek bence çok abartılı. Şu anda hâlâ basında tek bir kadın genel yayın yönetmeni var. Erkeklere sormak lâzım nedenini, o kapasitede kadın yok mudur hiç?
Var ise neden o yerlere getirilmiyorlar?"
İşte böyle sevgili okurlar. Uzman gözüyle "basında kadına bakış"... Erkekler keşke sporda da kadına bir baksalar. Süreyya Ayhan çok hırslı, mücadeleci ve disiplinli olmasa, atletizme filân el atmasa daha mı iyi olurdu acaba?
Milletvekili ve gazi maaşları
Dün gazetemizin ilk baskısını alan okurlarımız bu köşede "gazi maaşları" ile ilgili yazıyı okudular. Erken baskı olduğu için hemen gönderilmiş. Oysa ben çok kısa bir zaman sonra (dakikalardan söz ediyoruz) birinci yazıyı kısaltıp ikinci yazıyı da daha uzun olan bir başkasıyla değiştirdim. Yani birçok bölge ve şehirde ikinci hali çıktı. Gazi maaşları önemli biliyorsunuz, özellikle "başşehir"dekilerin harekete geçmesi için yazılıyor.
Bu nedenle dün okuduğunuz yazıyı "şehir baskıları için" tekrar vermek zorundayım. Kusura bakmayın olur mu?
Önceki gün Kurtuluş Savaşı gazilerinin maaşlan ile ilgili yazımda 'Bir dönem milletvekilliği yapanlar, memleketi ekonomik krize sürükleyenler dahil ömür boyu milyonlarca TL'yi almalarını sağlayacak yasaları gizlice çıkarırken onlara o Meclis'i hediye edenleri hangi yüzle unutuyorlar' demişim. Buradaki hatayı hemen fark etmişsinizdir tabiî... Ne "milyonlarca" sı, milyonun lâfı mı olur, milyarlarca.
Hepsi milyarlarca TL. maaş alıyorlar oturduktan yerde. Bugünkü Meclis büyük ihtimalle daha da arttıracaktır maaşlan önümüzdeki yıllarda. Ve onlar da hayatlarının geri kalanında her ay oturdukları yerde milyarları alacaklar.
Bu zaten büyük haksızlık, onlar alırken Kurtuluş Savaşı gazilerinin 135 milyon alması çok daha büyük haksızlık.
29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'ndan önce milletvekili maaşlarıyla karşılaştırmalı şekilde arttırılmasını bekliyoruz!
Elinin hamuruyla...
Kadın gazetecilerin erkeklerden daha acımasız ve üstelik siyasete meraklı çıktığını ileri süren bir erkek meslektaşımızın iddiasına cevap vermiştim dün, hatırlayacaksınız
Haberin Devamı

