"Ele verir talkını, kendi yutar salkımı"

A dalet Bakanı Cemil Çiçek'in konuşmalannı inceledim. Allah için çok adil geliyor kulağa... Kulağa öyle geliyor da, mesaj kulaktan beyne doğru yola koyulunca hedefte soru işaretleri beliriyor. Ve alıcıdan gelen cevap: 'Biip... Biip... Biip... Pek inandırıcı değil.'

Haberin Devamı

A dalet Bakanı Cemil Çiçek'in konuşmalannı inceledim. Allah için çok adil geliyor kulağa... Kulağa öyle geliyor da, mesaj kulaktan beyne doğru yola koyulunca hedefte soru işaretleri beliriyor. Ve alıcıdan gelen cevap:
'Biip... Biip... Biip... Pek inandırıcı değil.'

Aa, beyin neden inanamadı acaba, bir terslik olmalı. Biraz düşünsün o zaman... Tekrar incelensin... Tamam bulundu; Bakan bir yandan "Adalet sağlanacak, vatandaşın birçok konudaki mağduriyeti önlenecek. Görevi kötüye kullanarak zimmete para geçirme eylemi suçtur" derken aynı anda "Dokunulmazlıklar öyle hemen kaldırılamaz. Gelecekte" diyor. Yani, "Zimmete para geçirme gerekçesiyle hakkında dava açılmış bulunan milletvekilleri yargılanamaz." Eh, bu durumda beynin duraklamasına şaşırmamak gerekir.

"Çifte standart" meselesine kızdığını Avrupalı liderlerin kafasına gözüne indiren bir "Başbakan" ile bir "Genel Başkan"ı olan hükümetin adalet (hem de adalet) bakanı çifte standart uygulayacağını açıklar mı?

Açıklayamaz. Ama olmuş işte...

Adalet Bakanı Cemil Çiçek dokunulmazlık konusunu döndürmüş dolaştırmış, ilkokul öğretmenim Gülsüm Güneri'nin kulaktan çınlasın, bize "Açık ve net konuşun. Bööyle yapmayın" diyerek sağ eliyle sol kulağını tutması gibi yapmış ve sonuçta "O iş hemen olmaz" demiş.

Neden olmaz orası belli değil.

Dokunulmazlıklar yüzünden yolsuzlukların önlenemediğine inanmıyor. Oysa öyle, "balık baştan kokar" demiş atalarımız. Milleti yönetenlerden başlamazsanız adaleti sağlamaya, geriye kalanlardan hayır bekleyemezsiniz.

"Yolsuzluk 4 ayaklı bir olay. Bir tarafında siyasetçi, bir tarafında bürokrat, diğerinde işadamı var, dokunulacaksa bütün halinde dokunulmak" diyor (üç tane saydı, dördüncü ne acaba?)

Yine 'oysa' diyeceğim. Oysa halen yargı, bürokratına, işadamına, hepsine dokunabiliyor ama sadece siyasetçiye dokunamıyor.

Nerede kaldı adalet, nerede kaldı tek standart?

Beyler, iyi bir hatip olmak "inandırıcılık" gerektirir, bu tür kendine yontma ve lâf salatası arasında gerçeği hüpletme metodlarıyla ne iyi bir hatip, ne de iyi bir siyasetçi olunur.

Hele iyi bir adalet bakanı hiç olunmaz. Bu ayaklardan bıkmış bir millet bunları yutmaz. Gördüğünüz gibi AB hiç yutmaz.

Kopenhag Kriterleri deyip duruyorsunuz, insan haklan öncelikle bir toplumun üyeleri arasında eşitlik uygulaması gerektirir diye hiç mi düşünmüyorsunuz?

Vallahi, aslında Başbakan Abdullah Gül, AB Zirvesi dönüşünde "Milletçe elele bu Avrupa işini halledeceğiz. Eğer bir fedakârlık yapılacaksa önce milletvekilleri yapacak" dediğinde gözlerim yaşarmış, bayağı ümitlenmiştim ama iki gün sonraki tablo bana Birol Bayram'ın Pazar günkü Vatan'da yer alan muhteşem karikatürünü hatırlatıyor;
"Bu iş daha çok uzar. Haydi kokorece gelin, kokoreçee!"

Yıldızlar sınıfı
Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı (TEGV) ülkemizin eğitim konusunda en etkin ve aktif çalışan sivil toplum kuruluşu olarak hepimizin gurur duyacağı faaliyetlerine devam ediyor.

15 Aralık Pazar gecesi Lütfi Kırdar'da, kuruluşa yardım sağlamak üzere, Kanal D'nin de katkılarıyla düzenlenen, eminim çoğunuzun TV'lerinizden izlediğiniz "Yıldızlar Sınıfı Yıl Sonu Gösterisi" tek kelimeyle kusursuzdu.

Türkiye'nin en ücra köşeleri dahil, her bölgesinden on binlerce çocuğa bilgisayar, ingilizce, matematik, resim, tiyatro, spor gibi çeşitli alanlarda eğitim veren ve gerektiğinde "Ateş Böceği" adını verdikleri TIR'larla bu eğitimi çocuk ve gençlerin ayağma götüren, onlara birçok ilde Eğitim Parkları açan TEGV'nin elde edilen gelirin, bağışların tümünü yeni eğitim birimlerinin acılışı için kullanacağı geceye ünlü sanatçı, sporcu ve iş adanılan gönüllü olarak destek vermek üzere katıldılar.

TEGV'nin yetiştirdiği yetenekli çocuklarla birlikte...

Cem Boyner'in "çocuklara kök ve kanat vermenin önemi" üzerine yaptığı konuşma ve Bülent Eczacıbaşı ile birlikte "gecede toplanan tüm geliri ikiye katlamak üzere" verdikleri söz, Kanal D'nin programın yayını esnasında gelen reklâm gelirlerini TEGV'ye bağışlaması, sanatçı ve sporcuların eğitim işine gönül vererek gösterdikleri çaba büyük takdir topladı.

Bütün gece TEGV'nin kurucusu Suna Kıraç'ı, o büyük insanı düşündüm. Kendisine bütün kalbimle sağlık ve iyilikler diliyor, bu kutsal görevde ve gecede katkısı olan herkesi kutluyorum.


Espri anlayışı sıfırın altında!
Senaryoda öyle yazıyormuş; "Ayakların İzmir Körfezi gibi kokuyor..." Ve Pınar Altuğ da Çocuklar Duymasın'da kendisine düşen cümleyi söylemiş. Sen misin söyleyen, kıyamet koptu, İzmirliler ayaklandı. Körfez artık temizlenmiş, koku moku kalmamış, neden böyle bir cümle kullanılmış, mış mış da mış mış. Senarist özürler diledi, yapmamam lâzımdı İzmirliler beni affetsin dedi falan filân.

Peki bunun, polislerle ilgili bir espri yapıldığında Polis Teşkilatı'nın, öğretmenlerle ilgili bir espri yapıldığında öğretmenlerin ya da bir asker esprisi yapıldığında ordunun öfkeyle ayağa kalkmasından ne farkı var?

İzmir Körfezi kısa süre öncesine kadar kokmaz mıydı? Kokardı. Hem de öyle böyle değil, insanın dayanma gücünü zorlayacak şekilde kokardı. Şimdi temizlendi, tamam ama koktuğu günler de henüz unutulmadı.

Ne olur böyle bir espri yapılırsa, turistler mi kaçar, İzmir'in adı mı kötüye çıkar?

Yapmayın, etmeyin. Şu espri anlayışınızı biraz esnetin, gülün geçin. Diziler, güldürüler içinde bu tür espriler her ülkede yapık, başbakanlarla, kraliyet aileleriyle, orduyla, parlamentoyla dalga geçilir, kimse alınmaz.

Biz de bırakalım şu alınganlık huyumuzu, komplekslerimizi artık...

(Not: Hayır İzmirliler, sakın bana yazmayın bu konuda!)

DİĞER YENİ YAZILAR