Ekmek çalan çocuk suçludur, tecavüzcü değil!

Haberin Devamı

Şuna hiç şüpheniz olmasın bu kez “çocuk tecavüzcülerini kurtarma operasyonu” yapmalarına toplum susmayacak. Üçüncü gündür yazıyorum, genci, yaşlısı, erkeği, kadınıyla Türkiye’nin içinden ve dışından gelen büyük tepkiyi yazarak anlatmama imkân yok.

Bir kere dünkü yazımda belirttiğim gibi halk bugün ve bundan sonrası için “sübyancı-tecavüzcüleri serbest bırakan hakimlerin, tecavüze uğrayan çocukların ruhsal sorun yaşamadığı yönünde rapor veren doktor ve uzmanların, ‘tecavüzcü evlenmeyi kabul ederse ceza verilmesin, tecavüz olaylarında suç oluşması için kız çocukların yaşı indirilsin’ teklifi yapan Yargıtay üyelerinin” isimlerinin açıklanmasını istiyor... Çok da haklılar, çünkü artık Türkiye’de skandalların boyutu dayanma sınırını fazlasıyla aştı.

“Kendi çocukları söz konusu olsa aynı kararı verirler miydi” diyenlerin sayısı çok fazla... Çocuklara tecavüz eden sapıkların bile dini istismara cesaret etmesine öfkelenenlerin de...

Toplum bu şekilde galeyana gelmişken “cinayetten sonra işlenebilecek en ağır suç” olarak bilinen tecavüz suçunu işleyen, çocuk yaşta bir kızın hayatını karartan yaratık serbest dolaşıyor, TV’lere çıkıyor (çıkartanlara da bravo yani), utanmadığı gibi bir de “gazeteci vurmuş adamım” diye tehdit savuruyor. Eh, memleket kanunsuzlar cenneti olursa kanunsuz da utanacağına gururlanır, başını öne eğeceğine “dayılanır” tabii...

KUSMAK İSTİYORUM

Bu arada, sübyancı tecavüzcü suçunu “Nefsime ve şeytana kızgınım” sözleriyle itiraf ederken gazeteci dostları arasında hâlâ “ona iftira atıldığını” iddia edenler bile var. Gazeteciliğin geldiği noktaya bakın... “Dibe vurmak” deyimi bu tablolar için söylenmiş olmalı...

Hüseyin Üzmez denilen çocuk tecavüzcüsünün karısını “arabada yanında oturmuş pek mutlu güler halde” görenlerin şoka girmesine de aynı nedenle şaşmamak gerekiyor aslında... “Dibe vurmak” nedeniyle...

Yoksa arkası kesilmeyen mektup ve yorumlarda “Adamın yanında direksiyonda kıkır kıkır gülüyor. Utanıyorum, kusmak istiyorum. Benim halkım bu görüntü olamaz”, “Adamın yüzüne baktım, sözlerini dinledim ruh sağlığım bozuldu” veya “Kahrolduk hepimiz, tansiyonumuz yükseldi” yazanlar bu kadar etkilenirken, kocasının “maddi sıkıntı içinde, ezilmiş” bir çocuğa tecavüz ettiğini bilen bir kadın böylesine onursuz ve pişkin davranabilir mi?

Çanakkale 18 Mart Üniversitesi’nden yazan genç okurumuz Cem Emre Doğanay şöyle diyor: “Bu ülkede bir ekmek çalan çocuk için kaç yıl ceza veren hakimler nasıl oluyor da sıra sapıklara gelince serbest bırakabiliyorlar? Bir genç olarak bu ülkenin adaletine, hakimlerine güvenmiyorum artık!”

KAMPANYA AÇALIM!

Peki bir üniversite öğrencisinin gördüğü gerçeği bu ülkenin hakimleri nasıl göremez ve 15 yıla kadar mahkumiyeti söz konusu olan suçluları bırakır?

Uzmanları nasıl “10 yıl, 20 yıl sonra bile etkileri sürecek” bir tecavüz için “çocuğun ruhsal durumu etkilenmemiş” raporu verebilir? (Uludağ Üniversitesi uzmanlarının “kızın yaşadığı travmayı açıkça anlatan” ifadelerine rağmen...)

İşte halk bu soruların cevabını ve “o isimleri” öğrenmek istiyor.

İngiltere’de bir çocuk tacizi olayı sonrasında gazetelerin başlattığı bir kampanya ile çocukları koruyan “Sarah Payne Yasası” çıkarılmıştı.

Biz de bir imza kampanyası başlatsak da tecavüzcülerin, pedofillerin halk arasına salınıvermesini, suçlular yerine mağdurların cezalandırılmasını önlesek artık!



*****




Mustafa ve Turkcell


Turkcell’in “Mustafa” filminin sponsorluğundan bir kısım abonesiyle ters düşeceğini düşünerek çekildiğini duyunca hemen oturup “Turkcell’li olmaktan çekiliyorum” konulu bir yazı yazmıştım.

VIP müşterilerinden olduğum ve herhangi bir sorunum olduğunda hemen çözmek üzere bana özel bir müşteri temsilcisi görevlendiren Turkcell’i bırakacaktım. Madem ki o bir kısım abonesinin rahatsız olacağını düşünüyordu, ben de bu açıklamadan rahatsız olan kısım içerisinde yer alacaktım.

Turkcell’in de toplumu “Atatürk’ün hayatı söz konusu olduğunda bile” kısım kısım ayırması kabul edilir gibi değildi.

Sonra dün akşam belgeseli izledim... Turkcell’in “Ülkemizin kurtarıcısı, dünya tarihinin en önemli liderlerinden Ulu Önder Atatürk’ü hem yurt içinde, hem de yurt dışında tanıtacak projeler bizi heyecanlandırdığı için ‘Mustafa’ filminin sponsorluk önerisini tartıştık. Ama O’nun liderliği, dehası ve kahramanlığından çok Atatürk’ün özel hayatına odaklanan bir film olduğunu görünce vazgeçtik” açıklamasını okudum.

İkisini birlikte değerlendirince Turkcell’e olan ilk tepkimden vazgeçtim. Toplumu “bir kısım” şeklinde böldükleri doğruysa buna hâlâ kızıyorum ama sponsor olmaktan vazgeçmelerini anlayabiliyorum.

Bugüne kadar, yalnız Türkiye’nin değil, dünyanın hayran olduğu, anketlerde “yüzyılın en büyük lideri” seçilen bu büyük kahramanı bilinmeyen belgelerle, duyulmamış özellikleriyle anlatan bir film yapılamamıştı. Bu yönde emekle, arşiv araştırmalarıyla bir dökümanter hazırlanması takdir edilecek bir adımdır, Can Dündar bu nedenle teşekkürü hak ediyor ama...

KAYMAK HAFIZ’DAN İNTİKAM... AFET İNAN KİM?

Ama yurt içi ve dışında gösterilecek olan bu filmi yapanlar nasıl ki Atatürk’ün en özel yaşam konularını, anılarını istedikleri gibi yorumlamada sınır tanımama hakkına sahiptirler, eleştiri konusunda da kızmadan, gücenmeden aynı hakka saygı duymaları beklenir.

Çünkü ‘O’ kuşaklar boyu milyonlarca insanın önderidir, hepsinin Ata’sıdır.

“Mustafa” filminin beğenildiği kadar tepki topladığı da kesin, çünkü bu konudaki mektupların, internet yorumlarının da sonu yok.

Önce benim dikkatimi çeken noktalardan birkaçını belirtmek istiyorum

Mesela Atatürk’ün dinle devlet işlerini ayıran laik sistemi getirmesi, dinin insanların özel alanında kalmasını istemesi “çocukken Kaymak Hafız’dan yediği dayağın intikamını almıştı işte” sözleriyle verilirse... Konuşmaların başı sonu alınmadan “Türkler İslâmiyeti kabul etmeden önce de büyük milletti” gibi cümleler aradan çekilirse... Ülkü Adatepe, Sabiha Gökçen, Afet İnan, Abdurrahim Tunçak’tan başlayarak birçok çocuğu evlat edinip yetiştiren Mustafa Kemal’in sadece bazı çocukları ve garip vurgularla örneğin “sanki Afet İnan’la aralarında duygusal bir ilişki varmış” havası yaratılırsa... (Maalesef verilen cümlelerden bu anlamı çıkaran tarihçiler de var...)

- Meclis’in açılışını bile özellikle Cuma gününe denk getirip namaz sonrası dualarla açan Atatürk “iktidarı gökten yere indirmek” ve benzeri sözler seçilerek dine uzak biri gibi gösterilir ve hemen arkasından CHP ile özdeşleştirilirse...

- Koskoca bir devleti yoktan var eden ama bunun yanında “bir ağacın kesildiğini görünce ağlayacak kadar” duygusal olan, birçok olumlu özelliği bulunan Mustafa Kemal bir bağ evine (veya kır evi) sahip olduğunda “orada kendisiyle hesaplaşacağı” ve bu hesaplaşmanın da yalnızca “kendisine suikast düzenleyen arkadaşlarını gözünü kırpmadan ölüme göndermesi” olduğu söylenirse...

- Şapka “Anadolu’da dinsizliğin simgesi” olarak anlatılırsa...

- Cahil vatandaşlarını aşağılayan, millete tepeden bakan, halkın arasında olacağına “elit bir yaşamı tercih eden” Atatürk imajı verilirse...

O film yanlış da anlaşılabilir. Bence tarafsız denemeyecek yorumların çoğu Mustafa’nın son bölümünde yer alıyor.

Belgesellerde “gerçekler”le “keyfi yorumlar” nasıl ayrılmalıdır bilemem ama ayrılması gerektiğine şüphe yok!



DİĞER YENİ YAZILAR