Tarih söz konusu olduğunda "ihtimaller" le ortaya çıkıp yorum yapanlar çok komik duruma düşüyorlar. Bunlar arasında "Belki öyledir, belki böyle" diyerek "belki" lerle başlayıp aynı konuşmayı "bence kesinlikle böyle" diye bitirenleri daha önce yazdım, hatırlayacaksınız. (Ermeni iddiası konusunda...)
Bazıları da TV programlarında gerçek tarihçilerin karşısına düşünce yine ihtimallere sarılmış ama sonra açıklama getirememişlerdi. Çünkü tarih bilimi de belgelerle, kanıtlarıyla ortaya konduğu zaman inandırıcıdır, aksi tarih değil masal oluyor.
Şu anda Bülent Ecevit aynı durumda maalesef... Maalesef çünkü başbakanlık yapmış birini böyle görmek üzüyor insanı.
Nereden çıkardı durup dururken Vahdettin'i bilmem, hani ben "Şu Çılgın Türkler" kitabı nedeniyle çıkarmıştım, bir nedenim vardı. Onun nedeni nedir acaba, zira bu konular durup dururken atılmıyor ortaya arkasından bir şeyler çıkıyor genellikle... Bekleyelim, çıkar elbet bundan da.
Tarih kitaplarının hepsi Vahdettin'i "ülkeyi parsellemek isteyen Batı'ya sunan" bir padişah olarak gösterir. Vahdettin, bu teşebbüsüne isyan eden ve Anadolu'yu karşı hareket için örgütleyen Mustafa Kemal ve arkadaşlarını idama mahkum eden İstanbul Divanı Harp kararını onaylamış,
Sevr Antlaşmasını da imzalamıştır. Tarih böyle yazıyor. Ecevit ne diyor:
"Padişah ve Sadrazam en azından Mustafa Kemal'in Samsun'a gitmesine göz yummuş olmalılar."
Yani emin değil. Belki öyle... Peki tarih olur mu böyle?
Göz yummamışlar. Yakalanması için kesin emir çıkardıkları gibi Sadrazam Ferit "İşgalcilere karşı asker ve para toplayanları öldürmenin din gereği olduğunu, milliyetçileri öldürenlerin gazi olacağını" da Şeyhülislâm Dürrizade Abdullah'ın fetvasıyla halka duyurmuş (aynı kitaptan alınmıştır.) Gördüğünüz gibi din siyasetin içinde olunca yöneticiler sınır tanımıyorlar.
Biliyor musunuz, Ecevit'in arkadan "Bu konularda kimse benden daha ilerici ve Atatürkçü değildir" demesi de artik bir anlam ifade etmiyor.
Bugünlerde kimin ne yaptığı, hangi planların peşinde olduğu hiç belli değil.
Şahsen ben, güvenebileceğim biri çıkana kadar inanmakta çook ağırdan alıyorum artık!
Şövalye Sezen!
Tamam, bundan sonra sevgili Sezen Cumhur'u nerede görsem "Selâm Şövalye" diyerek selamlayacağım. Hatta acaba "Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için"mi desem... Gerçi bize kimse şövalyelik vermedi ama manevi anlamda az şövalye sayılmayız yani.
Şaka bir yana, arkadaşım Sezen Cumhur Önal'a Fransız Hükümeti "Chevalie de Lordre Deş Arts el Des Lettres" nişanı vermiş.
Yazdığı şarkı sözleriyle Türk pop müziğine güzel
şarkılar kazandıran ve ünlü Fransız sanatçılara da kendi yazdığı Türkçe şarkıları söyleten Sezen Cumhur yaşamını müziğe adamış bir sanatçıdır ve bu ödülü çoktan hak etmişti.
Şövalye'yi candan kutluyorum..
Ecevit ve ihtimaller!
Tarih söz konusu olduğunda "ihtimaller" le ortaya çıkıp yorum yapanlar çok komik duruma düşüyorlar
Haberin Devamı

