Yeni Şafak gazetesinden bir gazeteci arkadaşımız Pazartesi günü telefonla arayarak Adana Kozan’da kompozisyon yarışması kazanan ama “türbanı nedeniyle ödülünü alamayan” öğrenci olayıyla ilgili görüşümü sordu.
Ben de “söylediklerimin bir bölümü çıkarılarak yayımlanmayacağı” konusunda kendilerinden söz aldıktan sonra düşüncemi söyledim ama maalesef yine “bazı cümleler” seçilmiş.
Doğru cevabı burada yazmak istiyorum.
Ödül töreni bir sinemada yapılmış, demek ki “kamusal alan” değil. Olsaydı duygusal açıdan olaya üzülmekle birlikte mevcut kurallara öğrencilerin, memurların ve herkesin uyması gerektiğini söylerdim. Yani siz kuralları bildiğiniz halde bir trajediye neden oluyorsanız sizin de sorumluluğunuz vardır.
Ama sinemada yapıldığına göre böyle bir sorun çıkmaması gerekirdi. Ben ‘okul, üniversite, devlet dairesi ve diğer ‘kamusal alan’ sayılan yerler dışında bir “dini simge” kuralı olmadığını, artık bazı belediyelerde bile türbanlı görevlilerin çalıştığını, bu nedenle de haberi inandırıcı bulmadığımı’ söyledim.
Elbette 15 yaşında bir öğrencinin ödülünü alamayışının da hepimizi üzeceğini...
Olayın gerçek mi, büyütülmüş ve baskı yönünde kullanılan bir haber mi olduğunu hâlâ bilmiyorum.
Ama bu münferit olayları ısrarla kullanarak, duyguları ön plâna çıkararak devlete yapılan “türban baskısını” doğru bulmadığımı da söylemem gerekiyor. Özellikle de diğer ülkeler Türkiye’yi “Türk İslam demokrasisi” veya “laik İslam cumhuriyeti” şeklinde tanımlamayı arttırmışken!
Deprem önlemlerini açıklayın!
Boğaz’a köprü ve depremle ilgili yazım için gelen mektuplar İstanbul’un birçok bölgesinde depremde yıkılma tehlikesi olan binalarda insanların hâlâ oturduğunu, hiçbir kontrol yapılmadığını anlatıyor.
Bunlardan birini de Suadiye’de oturan “63 yaşında, 40 yıllık öğretmenim” diyen bir okurumuz yazmış. İşte anlattıklarından bir bölüm:
“Burada evlerin çoğu eski, yıkılması gerekir. Ayrıca bu da yetkililerce biliniyor. Biz beş katlı bir apartmanda korka korka oturuyoruz. Müteahhite veremiyoruz çünkü müteahhidin binayı alması için 10-12 kata izin çıkması gerekiyor. Yanımızdaki üç katlı eski bina da uzun zamandır ‘bir kişi izin vermediği için’ çıkacak yasayı bekliyor... Bu yasaları çıkarmak o kadar zor mu? Belediye yetkilileri 2 trilyonluk laleler dikmekten başka ne yapıyorlar? Lüzumsuz yerlere dikilen, ömrü bir ay bile olmayan laleler bizim neyimize? Başka işleri yok mu belediyenin?”
Demek ki bina kontrolleri yapılmadığı gibi insanların hayatlarını “daha fazla kazanmak” için tehlikeye atmasına da göz yumuluyor.
Ya Meclis bu yasayı hemen çıkarsın ve çürük binalar yıkılsın veya yasa filan beklemeden evler tek tek kontrol edilsin.
Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş “Büyükşehiri bekleyen büyük tehlike” her gün gazete manşetlerinden verilirken sessiz kalamaz.
En kısa zamanda neler yaptıklarını açıklamalarını bekliyoruz.

