Dursun bu hayasızca akın!

Yine bir seçim öncesiydi, İstanbul'un Ümraniye semtine düştü yolum...

Haberin Devamı

Yine bir seçim öncesiydi, İstanbul'un Ümraniye semtine düştü yolum...

Gideceğim yeri ararken etrafta adım başı derme çatma binaların yükseldiği ve hepsinin de tamamlanmamış inşaat halinde olduğu çekti dikkatimi. Nedenini sorduğum bakkal bıyık altından gülerek cevapladı sorumu:

"Seçim yaklaşıyor abla, her seçim öncesi böyle olur, bilmiyor musunuz?"

O gün benim "seçim yatırımı" inşaatları gözlerimle gördüğüm gündü ve o gün bugündür de her fırsatta yazar dururum.

İşte 6 Şubat Cuma, yani dünkü Vatan'da aynı haber vardı:

"Seçime hazırlık! 28 Marttaki seçimi fırsat bilenler kaçak kat faaliyetine başladı. Belediyeler ise oy uğruna görmezden geliyor."

Haberde denetime gelenlerin 30 milyonu alıp gittikleri, inşaat ustalarının ise "Böyle zamanlarda işlerimiz artar" dediği anlatılıyordu.

Çarşamba günkü yazımda Konya'da yıkılan binadan söz ederken yaptıkları binaların, sitelerin depremlerde yıkıldığı bilinen müteahhitlerin, mimarların hiçbirinin ceza almadığını anlatmış, 'basın ve toplum olarak biz de buna sustuk, onların mutlaka cezalandırılması için gereken baskıyı yapmadık, hepimiz suçluyuz' demiştim.

Yazım 'Durun hele... Binadaki bir sürü hataya rağmen oturma ruhsatı veren Selçuklu Belediyesi'nin Başkanı önce Konya Büyükşehir'e Başkan olsun. En önemlisi bu!' diye bitiyordu.

Hepimiz suçluyuz... Biz, gerekli tepkiyi veremeyen, şatafatlı şık sözlere, gözümüzü boyayacak şovlara aldanıp gerçekleri göremeyen, dikkatle izleyip anlamaya çalışmayan bir toplumuz.

Yollardan geçerken görürsünüz, binaların çoğu boyasız, inşaatı bitmemiş görüntüsü veren ve tepesinde çelik filizleri yükselen binalardır. O çelik filizler, işte böyle seçimleri beklerler. Yerel seçimler öncesi tepeye kaçak katlar çıkılacak, tümüyle kaçak olan yapılar bir bir yerden bitiverecek ve belediyeler oy kaygısıyla susacaklardır.

Soruyorum size, ne zamana kadar susacak ve aptal yerine konmaya devam edeceksiniz? Siz, biz daha ne kadar süre ölen bebeklere, torunu kucağında ağlayan dedelere, evlatlarını, eşini, tüm ailesini kaybeden analara yanarak yaşayacağız? Yetmez mi bunca acı?

Hükümetin başı, kendisi de belediye başkanlığı yapmış bir başbakan çıkıyor ve 'Tüm belediyeleri biz alacağız" diyor. Şu anda birçok belediyenin başında halihazırda, hükümetle aynı anlayışta olan başkanlar var. Onlar ve diğerleri, her kim ve her hangi partiden iseler, eğer bu politikayla seçime hazırlanıyorlarsa ve biz de (onca gazete ve TV kanalı) bunlan izleyip tek tek ortaya çıkaramıyorsak yazıklar olsun hepimize... Bilelim ki bundan sonra yıkılacak her binada göreceğimiz kayıplarda bizim de suçumuz var.

AKP'nin propagandası için dolaşanlar arasında "Allah'a en yakın parti" olduğunu söyleyenler varmış. Allah'a en yakın partinin, "Allah korkusu en fazla parti" olması da lâzım.

İnsan haklarını savunma konusunda attı mı mangalda kül bırakmayan yöneticilerimizi bu hayasızca akını durdurmaya davet etmek zorundayız.

Belediyeleri ele geçirmek vatandaşlarının hayatından daha önemli değilse derhal harekete geçmeleri ve bunu da halka duyurmaları gerekiyor!

Uludağ hiç mi hiç değişmemiş!
Bayram'da üç dört günlüğüne Uludağ'a gittim. 20 yıldır her kış bir kez giderim Uludağ'a, vazgeçilmez alışkanlıklanmdan biridir. Kartalkaya'yı da çok severim ama diğeri İstanbul'a daha yakın olduğu için sanki daha kolay gelir bana.

Uçsuz bucaksız beyazlıklar içinde, çam ağaçlarının bulutlar arasından yükselen muhteşem güzelliğini izleyerek mis gibi temiz havada kayak yapmanın beynimi boşalttığını, tüm yorgunluğumu, stresimi aldığını, beni rahatlattığını hissederim.

Yirmi yıla yakın bir zamandır, her gittiğimde de aynı konulan tekrar tekrar yazarım. Ertesi yıl bakarım yine her şey yerli yerinde, eski tas, eski hamam.

Günübirlikçiler pistlerin ortasında, kayakçıların arasında geziniyor, günlük kıyafetleriyle fotoğraf çektiriyor.

Kayağa yeni başlayanlar (küçücük çocuklar dahil) en hızlı kayılan bitiş noktalarında dikilmiş kayak öğreniyor.

Acemilerle süper kayakçılar aynı pistte...

Bunlara bir de "board"cular eklendi birkaç yıldır.

Onlar süratlerini kontrol edemedikleri gibi, iyi bilmeyenleri her dakika düşüyorlar, gelene geçene çarpıyorlar.

Acemiler ve board'cular, kayakçılarla aynı tele-skileri kullandıkları için tele-skilerden de yan yolda düşerek ayrı bir tehlike oluşturuyorlar.

Bütün bunlara ilaveten üzerinize afiyet bir de kar motorları var, kayakçıların arasında vızır vızır dolaşan.

Arada bir tele-skilerde elektrik kesilince simsiyah dumanlar çıkaran bir jeneratör (sanıyorum) çalışıyor.

Bunca yıldır o kadar otelin yönetimleri bir araya gelip bir organizasyon yapamadılar. Her şey devletten bekleniyor.

Peki Turizm Bakanlığı, Spordan Sorumlu Devlet Bakanlığı hiç mi ilgilenmiyor bu dağlarla, merak ediyorum doğrusu!

DİĞER YENİ YAZILAR