Türkiye’de önce gazete sahiplerine açık açık “Bu yazarlar senin için çalışmıyor mu, dükkanda sana iş yok de” çağrısı yapıldı. Arkasından tarihte benzerine rastlanmamış yükseklikte vergi cezalarıyla “söyleneni yapmaya ve siyasi eleştiriyi kısıtlamaya zorlama” geldi. Birçok gazeteci, televizyoncu işinden edildi, hayat boyu emek verdikleri ve halkın beklentisi (ve hakkı) olan habercilik görevleri ellerinden alındı.
Bu da yetmedi “eleştiren, araştıran, aydınlatan” gazeteciler veya darbe ve terörle ilişkilendirilerek hapsedildi. O arada polisin bulduğu iddia edilen belgelere, CD’lere, alınan cep telefonlarına polis tarafından “suç unsuru olacak ilaveler” yapıldı. Bunlar ortaya çıkınca polis savcılıklara “pardon yanlışlıkla yapmışız” , “sehven, sehven” diyerek suçu kabullendi.
Gazeteci ve her kesimden insana; rektör, doktor, sivil toplumcu demeden hapishane köşelerinde mahkum hayatı yaşatılmasına (kimi korku kimi çıkar nedeniyle) yeterli tepki verilemedi.
TAŞ DUVARLARA HAPSEDİLEN YAŞAMLAR
Yüzlerce kişinin onuru, iş ve aile hayatı zedelenir, sekteye uğratılır, yılları “en ağır suçlular gibi” taş duvarlar arasına hapsedilirken bunun hukuka aykırı olduğunu söyleyenlere de el birliğiyle en hafifinden “darbe destekçisi” damgası vuruldu, TV’lerden her türlü hakaret ve suçlama yapıldı. Olaylar, tutuklama ve gözaltı kararları o kadar çığrından çıktı, hele de vatandaşın “hakim ve savcılara hatalarından dolayı dava açma” hakkı da kaldırılınca “Ergenekon savcısı” denilen savcılar işi öyle “keyfi” hale getirip “yazılarından birilerinin rahatsız olduğu” gazetecileri arka arkaya tutuklamaya başladılar ki sonunda Türkiye’de de gazeteciler ve vatandaşlar ayağa kalktı, dünyada da..
BASIN ÖRGÜTLERİNİN ÖFKESİ
Düşünün, Uluslar arası Basın Enstitüsü IPI’ın “Basın Özgürlüğü Kahramanı” ilan ettiği Nedim Şener aynı kitabı nedeniyle gözaltına alınıyor, buna susmaları mümkün mü?
IPI “Hiçbir gazeteci yazdıklarından ötürü tutuklanamaz, yıldırılamaz” dedi. Avrupa Güvenlik Teşkilatı AGİT; Türk makamlarına “gazetecileri yıldırma ve tehdit etmeye son verme” çağrısında bulundu. Basın özgürlüğü konusunda dünyaca tanınan bir kuruluş olan Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü RSF “Kara Perşembe” çıkışını yaparak “Hükümete uymayan olayları yazan gazetecilere yine zalim muamele yapıldığını görmekten rahatsızlık duyduk” dedi, ABD “bağımsız ve çoğulcu medya için çağrılarını sürdüreceklerini” söylerken Avrupa Komisyonu “gazetecilere yönelik politik eylemlerden kaygı duyduklarını, buna son verilmesi gerektiğini ” açıkladı.
‘SİYASİ’ DİYORLAR!
Görüldüğü gibi demokratik Batı ’dan gelen tüm tepkiler ve hatta bugüne kadar benzer gelişmelere susan ve destekleyen “yurt içi demokratlarımız”ın artık dayanamayarak ilk kez gösterdiği tepkiler “bu tutuklama ve gözaltıların siyasi olduğu ve hükümetle ilişkilendirildiği” nde birleşiyor. Tutuklanan veya gözaltına alınan gazetecilere sorulan sorulara bakınca “somut” bir suç unsuru olmadığı, adeta suç bulabilmek için zorlama yapıldığı , cemaatle ilgili yazı ve kitaplardan duyulan rahatsızlığın da önemli rol oynadığı görüldüğüne göre bu tepkilerin haksız veya yanlış olduğu da söylenemez.
Başbakan Erdoğan ise medyayı sorumlu olmaya çağırdığı konuşmasında; artık Batı’nın da inanmadığı (referandumu bilinçsizce desteklemişlerdi, şimdi anlayabildiler) görülen “yargı bağımsızlığına, hükümetin bir ilgisi olmadığına” vurgu yapıyor ve “bırakalım da yargı hızla suçluyu, suçsuzu ayırsın” diyor.
KAPLUMBAĞA HIZIYLA..
Akla gelen ilk soru “suçsuzların ‘ayrılana kadar’ yaşamak zorunda bırakıldığı hukuksuz mahkumiyetler nasıl tazmin edilecek?”..İkincisi “yıllardır ayıramayan yargı kaplumbağa hızıyla mı ayıracak, onlar ve polisin hergün yeni iddianameler yazdıklarına göre bu işkence sonsuza kadar mı sürecek?”..
Yine kızacaklardır ama bu soruları sorma görevi gazetecilere aittir ve artık dünya gazetecileri de sormaktadır!
Polislere ceza yok mu?
Okur tepkilerinde ise en çok sorulan soruların arasında bu “sehven” denilerek kabullenilen “ idianamelere suç unsuru, yanlış bilgi eklemeleri” ni yapan polislerin neden sorgulanmadığı ve bir yaptırım uygulanmadığı var. Aynen Deniz Feneri veya “darbe ve muhtıralar” ın sorgulanmaması, Haham ve bazı isimlere hiç değinilmemesi gibi onlar da unutturulacak mı acaba?
Bilgi verilirse toplum da aydınlatılmış olur.
Heykelin gözü açılsın!
Adana’da bir genç (açık öğretime kaydolmak için ihtiyacı olan parayı bulmak üzere) baklava dükkanına girerek 40 kilo baklava çaldığı için 12,5 yıl hapis istemiyle yargılanıyormuş. Elbette hırsızlığın da cezası olmalı ama öte yanda kadın ve çocuklara tecavüz eden sapıkların , kadınları en vahşi şekilde katleden cinayet suçlularının , trafikte cinayet gibi ihmallerle gençlerin ölümüne neden olanların serbest bırakıldığı ülkede bu ceza olacak şey midir?
Önünde “gözü kapalı Adalet Heyleli” bulunan yeni adalet sarayları açılıyor, şu heykelin gözü de açılsa adalet daha iyi görünür mü acaba?
Dünyanın birleştiği nokta!
Haberin Devamı

