7 Temmuz Perşembe günü İTO'da Marmara Vakfı'nın düzenlediği çok önemli bir uluslararası toplantı yapıldı: "4. Dünya Kadın Yöneticiler Forumu"
Ben de medya adına "Kadının çalışma hayatına yönlendirilmesinde (veya tam aksi) medyanın rolü" konusunu anlatmak üzere konuşmacı olarak davet edilmiştim.
İki konuk bakan da vardı toplantıda; Turizm ve Kültür Bakanı (sürekli uyumasına rağmen Başbakan'in "pek memnun olduğunu" açıkladığı) Atilla Koç ile Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığı'na getirilen Nimet Çubukçu...
(Enteresan bir şekilde o gün dinleyici ve katılımcıların bulunduğu grupların, aralarında geçen konuşmalarda Bakan Çubukçu'nun adının anıldığı her cümlede "Aa, o kadınlara karşı konuşan milletvekili değil miydi" tepkisi mutlaka geldi. Umalım da uygulamalarıyla bu tepkiyi ortadan kaldırsın.)
Biz dönelim Bakan Koç'a... Her on dakikada bir yerinden kalkarak yanında istanbul Valisi'nin de dahil olduğu üç beş kişilik grupla birlikte dışarı çıkan ve bir süre sonra geri dönen, toplantıyı izleyen yabancıların bu davranışına bir anlam veremediği ve hayretle izlediği Bakan Koç sonunda (herhalde uykusunun yeterince kaçtığına karar verince) gelip yerine oturdu. Fakat besbelli ki fazla da oturmak ve dinlemek istemiyordu... Kadınlarla ilgili istihdam sorununun kendisini hiç ilgilendirmediğini (ve hatta kadınlara karşı antipatisinin olduğu bile akla geldi) daha sonra konuşmasından anladık.
Önce, İsrail'in iletişim Bakanı'na (dikkatinizi çekerim konuk bir kadın bakan) söz verilmiş ve o kürsüye doğru ilerlemişken Atilla Koç'un "daha önce konuşması gerektiği" söylenerek yabancı bakan tekrar koltuğuna döndürüldü ki bu büyük bir ayıptı.
Sonra...
Bakan Koç daha konuşmasına başladığı ilk cümlelerde öyle büyük hatalar yapti ki kadın dinleyicilerden tepkiler yükseldi. Ve sonunda yabancı konukların ve gazetecilerin önünde Bakan kadınlarla ağız kavgasına girişti. (Yine dikkatinizi çekerim; uluslararası bir kadın forumunda...)
Ciddi bir toplantıda olduğunu unutarak "Öğlenin bu saatinde ne kadar dinlenir bilmiyorum" diye söze başladıktan sonra "Hanım milletvekillerinin azlığından şikayet ediyorlar, bence çok bile... Atatürk size haklarınızı 1934'te vermiş ama kullanamamışsınız. Meclis'e girememişsiniz. Siz de erkekler gibi çalışın, haklarınızı kendiniz alın" türünden sözler sarfedince kadınlar haklı olarak itiraz ettiler.
Buna karşılık Bakan "Ben hiç darılmam, konuşun, konuşun" deyince itiraz edenlerden biri cümlesine devam etti. Bunun üzerine Atilla Koç'un darılmaya karar vererek "Siz bana cevap yetiştirmek zorunda mısınız" sorusunu sorması gülüşmelere neden oldu tabii...
Bir bakanın; "1934'te Atatürk'ün kadınlara haklarını vermesine ve onların -en az 50 kişi olarak- istemesine rağmen, o dönemin erkek milletvekillerinin buna razı olmadığını, büyük tartışmalar çıktığını ve Atatürk'ün İsrarına rağmen ancak 18 kadının Meclis'e girebildiğini" bilmemesi bile hoşgörülebilir.
Ama aynı hoşgörüyü bir bakanın yabancılar önünde bu tür konuşmalar yaparak işi izleyiciyle ağız dalaşına çevirmesine göstermek zor.
Konuşmasını yapar yapmaz apar topar toplantıdan ayrılan Bakan'in ardından herkes bir konuda hemfikirdi sanıyorum; "Keşke uyusaydı!"
Taksilerde emniyet kemeri sorunu!
Enteresan bir şey doğrusu, demek ki TRAFİK özel araçlarda "kemer" kontrolü yapıyor ama taksiler için hiç sorun yok... Hangi taksiye binsem, elimi emniyet kemerine attığımda kilidinin kaldırılmış olduğunu görüyorum.
Sorunca gülerek "Arka tarafta kullanmıyoruz" cevabını veriyorlar. Oysa bu durumda bir
ani fren yapsa ne boyun kalır, ne burun, ne diş... Ya öndeki koltuğa yapışırsınız veya camdan fırlarsınız. Bu kazaları çok gördük biz... Emniyet kemeri takılı olsa kurtulacak canlar, gencecik insanlar bir ihmal yüzünden telef oldu gitti.
Trafik Müdürlüğü'nün en kısa zamanda bu sorunları çözmesini bekliyoruz.
Sevgi de öldürebilir...miş!
Size International Hospital'ın yoğun bakımını, bu ve benzen hastanelerdeki kusursuz bakımın insan hayatı kurtarmadaki başarısını anlatırken önemli bir noktayı unutmuşum. Yoğun bakımı "önce korkutan ama sonra bu korkuyu takdire çeviren" (disipliniyle ve bana Fransa'nın ünlü komedi sanatçısı Louis de Funes'i veya Peter Seller'in Pembe Panter'lerini hatırlatan bir çeviklikle) yöneten, gittiğini zannettiğiniz bir anda pire gibi zıplayıp yanıbaşınızda biterek "Siz halâ burada mısınız" diyen Dr. Lütfü Telci'nin söyledikleri unutlamayacak kadar önemliydi oysa...
Bizi ağır durumda olan annemizin yanına yaklaştırmamasına kızıyordum zaman zaman.
Ama ilerleyen günlerde onun, Dr. Bingür Sönmez, Dr. Deniz Şener ve Dr. Cengiz Aslan'ın da aynı fikirde olduğu sözlerinin ne kadar haklı olduğunu anladım. Kalp ritmi aşırı derecede bozuk olan (ki bu ritmin yüksek olması da kalp yetmezliği anlamına geliyormuş, ben sadece "düşük olan ve pil gerektirenleri" böyle sanıyordum) ve
tansiyonu kolayca, düzensiz şekilde inip çıkan hastalarda aşırı duygulanmalar da ölümcül değişikliklere neden olabiliyormuş.
Bir kaç kez biz (kısa süre için bile olsa) sevgi sözcüklerimizle farketmeden onu yorduktan hemen sonra solunum sıkıntısına (kalp yetmezliğine) girdi annem... Önce bundan dolayı olabileceğine inanmak zor geldi ama tartışma kabul etmez şekilde bu sonuç ortaya çıkınca kabul etmek ve uzak durmak zorunda kaldık.
Bunu, aynı hastalığı çeken yakınları bulunanlar için yazıyorum. Kalp yetmezliği olanlara aşın sevgi göstermeyin. Hele yanında rahatsızlığıyla ilgili konuşmaları hiç yapmayın. Yüksek sesle konuşmayın. Stres kesinlikle onları bir anda ölümün eşiğine getirebiliyor.
Ama inanın bana sevgi de...
En iyisi az ve öz konuşmak... Gülümsemek ve iyi olduğunu söylemek. Hepsi bu kadar.
Yaşadığı sürece azami dikkat gerekiyor. Tabii gerçekten seviyorsanız ve kendinizden çok onu düşünüyorsanız!
Dünya Kadın Forumu ve "uyumayan" Bakan
7 Temmuz Perşembe günü İTO'da Marmara Vakfı'nın düzenlediği çok önemli bir uluslararası toplantı yapıldı: "4. Dünya Kadın Yöneticiler Forumu"
Haberin Devamı

