Arkamdaki sırada oturan, Türkiye'nin en değerli şan öğretmenlerinden Profesör Güzin Gürel kulağıma "Başroldekilerin üçü de benim öğrencim" diye fısıldayınca inanamadım.
"Hayatımda duyduğum en güzel seslerden" dediğim üç sanatçıyı da o yetiştirmişti demek.
Mimar Sinan Üniversitesi'nde, daha sonra ne akla hizmettir bilinmez uygulamalardan biri olarak kapatılan "Müzikal" bölümünde, dünyanın en ünlü operalarının kapıştığı genç sanatçılar yetiştirmişti Güzin Gürel. Okuldan mezun olduklarında onlardan ayrılmamış, başarılarını adım adım izlemiş, sahneye çıktıkları gecelerde İtalya'lara, Amerika'lara kadar giderek yanlarında olmuştu.
Gururlanmak hakkıydı... Aynen Yekta Kara'nın olduğu gibi...
Yeteneğinin, zekâsının cezasını hemen her başarılı insan gibi dönem dönem çekmesine rağmen başarısı önlenemeyen bir isimdir Yekta Kara. Bir oyunu o yönetiyorsa gittiğinize asla pişman olmazsınız. Tam aksine, oyunun sonunda müthiş bir sanata doygunluk duygusuyla terk edersiniz salonu.
İşte 29 Mart Salı akşamı İstanbul Devlet Opera ve Balesi'nin AKM'de galasını yaptığı Belisario operasında da aynen bu hislerle çıktım salondan. Türkiye'de bırakın opera ve baleyi, tiyatronun bile (televizyon ve onun getirdiği kolaycılık, 'sanata ve ciddi olan her şeye karşı' duyarsızlık sayesinde) ayakta kalma mücadelesi verdiği bir dönemde o, her oyununda olduğu gibi izleyiciyi büyülemeyi başarmıştı.
Donizetti'nin Venedik'teki, (operanın doğmuş olduğu) La Penice Operası için 1835 yılında yazdığı Belisario'nun son derece duygusal bir konusu var.
Olay Bizans'ta geçiyor. Belisario'nun karısı Antonina, eşinin öz oğlunu öldürttüğüne inandığı için onun cezalandırılmasını ister. Belisario hapse atılır ve gözleri dağlanarak kör edilir. Hapisten çıktığında sürgüne gönderilirken kızı Irene de onunla gider. Belisario ve Antonina'yı büyük bir sürpriz beklemektedir. Öldü zannettikleri oğullarının yaşadığını ve çok yakınlarında olduğunu öğrenirler.
Böyle bir oyun, olağanüstü yetenekler tarafından oynanınca, üstüne bir de muhteşem sesler ve Cem Mansur tarafından yönetilen orkestranın nefis müziği eklenince ortaya, gururla dünyaya izlettirilecek bir eser çıkıyor.
O ne sestir öyle!
Yekta Kara'yı önce oyuncu seçiminden dolayı kutluyorum, daha iyisi zor bulunurdu. Güzin Gürel'in öğrencileri; Perihan Nayır, Kevork Tavityan, Hande Tuncer ve tüm ekip kusursuz bir basan sergiliyorlar (epeyce uğraştım ama kusur bulamadım.) Seslerin mükemmellik ölçüsünü anlamak için yaptığım testi de başarıyla geçtiler.
1969 yılında İtalya'da dünyaca ünlü sopranomuz Leyla Gencer tarafından da oynanan Antonina rolü meselâ; Perihan Nayır'ı (daha büyük görünüyor ama henüz 29 yaşındaymış) dinlerken gözlerinizi kapatın, sesin nasıl "ustaca çalınan bir keman" sesinden, titreşimlerinden ayrılamadığını siz de hissedeceksiniz...
İlk perdeyi balkondan izlerken (yine geç kalındı tabii) önümde anne ve babalarıyla gelmiş iki erkek çocuk oturuyordu. Biraz durağan başlayan ama hemen hareketlenen oyunun her sahnesini nasıl bir ilgiyle izlediklerine inanamazsınız.
İşte çocuklarına "Modern sanat ve teknoloji, TV vs. klâsik sanatı öldürdü" diyenlere inat bu muhteşem prodüksiyonları izleten, alıştıran ana babaları ne kadar alkışlasak azdır.
Tiyatroyu, operayı unutmayın ve çocuklarınızı da götürün. Hele de, yakında Venedik'e gidecek olan Belisario'yu sakın kaçırmayın. Son söz; Yekta Kara'yı ve (dekor, kostüm dahil) tüm sanatçıları gönülden kutluyorum.
"Takıntılı" kelimesi AİHM'de!
İki kelime için beni aylarca Ankara ve İstanbul'un mahkeme salonlarında dolaştırdılar. Hikâyeyi baştan itibaren izlediniz.
Türk Ceza Kanunu tasarısında kadınlara ve çocuklara ciddi şekilde haksızlık içeren maddeleri hazırlayan Komisyon'un üyesi iki hukukçunun açtığı davaların önemli bir kısmı benim lehime sonuçlandı. Bununla birlikte "takıntılı" kelimesini ('Kadınlarla ilgili bir takıntısı var. Medeni Kanun'da da aynı şekilde davranmıştı' şeklinde) kullandığım için aleyhimde 15 milyar TL. maddi tazminata hükmedildim.
Kısa süre önce konuyu incelenmek üzere AİHM'ye gönderdik. Ve dün duyduk ki; Ukrayna'da bir yazar "iki politikacıyı aslanla karşılaşınca korkudan altına eden minik kuşlara" benzettiği için tazminat ödemesine karar verilmesi üzerine, AİHM Ukrayna'yı 43 bin 600 Euro para cezasına çarptırmış. Gerekçe olarak da "Politikacıların mesleklerini seçerken, kendilerine toplumda çok dikkatle bakılan, sert eleştiri alacakları bir alana girdiklerini bilmeleri ve kabul etmelerinin demokrasi toplumunun şartlarından biri olduğu" gösterilmiş. Kararda "Makaleler, polemikçi ve sert ifadeli olsalar da bir hakaret kapsamında değerlendirilemez" deniyor.
Bu açıklama Ukrayna'daki siyasetçi için geçerliyse, herhalde Türkiye'nin Meclis komisyonlarında yer alan, toplumun her ferdini yakından ilgilendirecek yasalara imza atan milletvekilleri ve hukukçular için de geçerlidir.
AİHM'den gelecek kararı sabırsızlıkla bekliyorum, tek üzüntüm; kazandığım takdirde verilecek cezanın benden 15 milyarı alanlar değil, devlet tarafından ödenecek olması.
Doğru kanunlar ve bu kanunların doğru uygulanması ne kadar da önemli değil mi?
(Not: Yeni TCK'da töre cinayeti ile tecavüz olaylarını önleyecek ağır cezalar getiren maddelerin de "basınla ilgili bölüm" nedeniyle Haziran'a ertelenmiş olması çok büyük bir sorun. Kanunların, yapılırken doğru yapılmasının, dikkat edilmesinin önemini bir kez de burada görüyoruz!)
Dünya çapında bir müzik ziyafeti!
Arkamdaki sırada oturan, Türkiye'nin en değerli şan öğretmenlerinden Profesör Güzin Gürel kulağıma "Başroldekilerin üçü de benim öğrencim" diye fısıldayınca inanamadım
Haberin Devamı

