Dünya Basın Kuruluşları Türkiye'yi tartışıyor!

Şu anda hangi suça ne ceza verileceği belli değil. Yeni TCK yürürlüğe girmediği için işlenen suçlar hâlâ eski TCK'ya göre değerlendiriliyor ama eski suçlular yeni TCK'ya göre ceza indirimi alıp çıkabiliyor

Haberin Devamı

Şu anda hangi suça ne ceza verileceği belli değil. Yeni TCK yürürlüğe girmediği için işlenen suçlar hâlâ eski TCK'ya göre değerlendiriliyor ama eski suçlular yeni TCK'ya göre ceza indirimi alıp çıkabiliyor.

Karakolda genç kıza tecavüz eden polisin cezası 8 yıl iken indirilerek, "2 yıl yattı" diye serbest bırakılıyor. Ama gazeteci "takıntılı" kelimesinden dolayı 15 milyar TL. ceza ödüyor.

Zülfü Livaneli 29 Aralık'ta yazmıştı... Dünyanın en önemli basın kuruluşlarının katıldığı, ve Türkiye'de basın özgürlüğünün tartışıldığı Toronto toplantısında TCK'da basın ve ifade özgürlüğünü ihlâl eden, ilgili maddelerin düzeltilmesi istenmiş. "Bahsedilen uygulamalar Türkiye'de bilginin özgür dolaşımını engelliyor ve gazetecileri, devlete karşı eleştiri içeren haberler yapmak ve yayımlamaktan korku yoluyla caydırarak sansürü teşvik ediyor. Bunun yanında para ve hapis cezalarının uygulanıyor olması, gazetecileri haksız yere lekeliyor ve onları mesleklerinin gereğini yerine getirdikleri için cezalandırıyor" açıklaması Türkiye'deki durumun yakından izlendiğini gösteriyor.

Tabii Basın Özgürlüğü Küresel Komitesi bu kadarla kalmamış; Türk Hükümeti'ni AB'de basın özgürlüğü ve insan haklarına verilen önemi de göz önünde bulundurarak hakaret ve sövme suçlarını düzenleyen tüm kanun maddelerini kaldırmaya çağırıyor.

Olay açıkça ortada. Peki bu durumda yerimde siz olsanız ne yapardınız??

Meselâ "takıntılı" kelimesi için AİHM'ye giderdiniz, değil mi? Ben de aynen onu yapacağım.

Ama önce başta bu davalarda beni gönüllü olarak destekleyen değerli kadın hukukçulara; Devlet eski Bakanı Onay Alpago'ya, TKB Başkanı Sema Kendirci'ye, Canan Arın, Aydeniz Alisbah Tuskan ve Hülya Gülbahar'a, zaman zaman duruşmalarıma giren çok sayıdaki kadın avukata, benim ve gazetemizin avukatı Müjdat Gültekin'e, destek vermek için yazan, adliyelere gelen siyasetçi, sivil toplum örgütü temsilcisi, okur ve öğrencilere, sevgili dostlarıma sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.

Bu hepimizin, milletin davasıydı. Ve biz asıl davayı TCK Tasarısı değiştirildiği gün hep birlikte kazanmıştık. Haklılığımız mahkemelerde de büyük ölçüde ortaya çıktı.

Geriye kalanlarda ise hakkımı sonuna kadar aramaya devam edeceğim.

Şehrin göbeğinde tecavüz
Dün sabahtan başlayarak CNN Türk, Best FM, Birgün gazetesi gibi TV, radyo ve gazetelerin "şehrin göbeğinde yaşanan taciz ve tecavüzlerle" ilgili sorularını cevapladım. Salı günü aynı konuda Flash TV'ye açıklama yapmıştım.

SSK Okmeydanı Hastanesi'nden çıkıp evine giderken yolda tecavüze uğrayan ve kendisi hastanelik olan hemşire haberi herkesi şoka uğrattı.

Biz buna aynen benzer olayları geçen yıl da izledik. Mecidiyeköy'de yol kenarında tecavüze uğrayan hemşire, Kadıköy Selamiçeşme İstasyonu'nda okula gitmek için tren beklerken taşla bayıltılarak tecavüze uğrayan öğrenci, çocuk yaşta kızlara (bürokrat, polis, komiserlerin de arasında bulunduğu) gruplar tarafından tecavüz olayları, ATM'den para çekmek isterken arabayla kaçırılıp tecavüz edilen genç kız, kendi arabasıyla otoparktan kaçırılıp tecavüze uğrayan kadın avukat, daha neler neler... Bu gözler ne haberler
gördü.

Sonra da aynı gözler o tecavüzleri yapan, kadınların ve ailelerinin hayatını karartan vahşilerin ertesi gün serbest bırakıldığını görüyordu. Türkiye yıllarca bu olaylara sustu ve katlandı.

İşte bizim "Kadın, tecavüzcüyle (veya tecavüzcü gruptan birisiyle) evlenirse suçlular kurtulsun", "çocuk tecavüzlerinde çocuğun rızası olup olmadığı sorulsun" diyenlere karşı çıkışımızın, o davaların nedeni buydu. Bu çağdışı anlayış devam ettiği, yasalarda da yer aldığı takdirde olaylar asla önlenemezdi.

Şimdi ise olayları önlemek medya ile devletin görevi. Önce devlet, iki ay daha beklemeden, ağır cezalar getiren yeni TCK'yı derhal yürürlüğe koysun. Sonra da TV'ler görevini yapsın ve bu cezaları "EN AÇIK VE ANLAŞILIR ŞEKİLDE" duyursun. Biraz daha beklerlerse şiddet ve vahşet kendi kapılarına dayanacak. Tabiî bu arada şehrin göbeğinde güvenliği sağlayamayan "Emniyet Müdürlüğü"ne, "İçişleri"ne ne kadar kızsanız haklısınız!

Gençler başarıya doymuyor!
Bizim kuşağın başlattığı arayış, yeni ufuklar bulma isteği ve hırsı bugünün gençliğinde çok daha baskın şekilde ortaya çıkıyor. Artık bir üniversiteyi bitiren ve meslek sahibi olanların ikinci bir meslek peşine düşmeleri çok sık rastlanan bir durum. Özellikle yurt dışında okuyan, başarılı, zeki gençlerin çoğu en ciddi meslekleri ele aldıktan sonra bu kez sanat yeteneklerini ortaya koyacak ikinci bir mesleğe yöneliyorlar.

Amerika'da Brown Üniversitesi'nde "Ekonomi ve Uluslararası İlişkiler" okuyan, daha sonra New York Columbia Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden hukuk diploması alan Elif Uras da bu gençlerden biri.

Böylesine önemli üniversitelerde ekonomi, siyaset, hukuk okuduktan sonra 'New York School of Visual Arts' ile Columbia Üniversitesi Güzel Sanatlar Okulu'nda lisans ve lisans üstü sanat eğitimi gören Elif Uras, 2001 yılında güzel sanatlardaki başarısı nedeniyle "The Rhodes Family Award" Ödülü'nü almış. New York'ta çok sayıda grup sergisine katılan, bir de kişisel sergi açan Uras'ın Türkiye'deki ilk kişisel sergisi şu anda Beyoğlu, İstiklal Caddesi'nde Galerist'te devam ediyor.

Uras'ın son derece değişik bir yöntem ve göz alıcı renkler kullandığı resimleri, neredeyse sınırları ortadan kaldırıp sonsuzluğu yakalayacak bir özgürlük hissi veriyor. Deniz tablolarında da, gökdelenlerin arasından görünen gökyüzünde de aynı duyguyu hissediyorsunuz; "İstesem bütün dünyayı kucaklayabilir, sonsuzluğu tuvale sığdırabilirim" duygusunu...

8 Ocak Cumartesi son gün... Sanatseverlere duyurmuş olayım!

DİĞER YENİ YAZILAR