Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın oğlu Bilâl Erdoğan evlendi biliyorsunuz, Allah mesut etsin. Öyle bir düğündü ki magazin dergilerinin kapağında bile ilk kez bir başbakan çocuğunun düğün fotoğrafları yer aldı. Ve tabiî Avrupa ülkelerinin basını da böyle azametli bir düğünü kaçırmadı.
Diğer ülkelerden gelen turistlerle konuşurken merak edip konuyu açıyorlar, en çok neye hayret ediyorlar biliyor musunuz?
Dokuz binin üstünde davetli oluşuna. Bizim toplum o kadar şaşırmadı, onlar şaşırıyor. O zaman aklıma gelmemişti, bu kadar hayretten sonra küçük bir araştırma yaptım. Gümüş kaplama kutular içinde verilen nikâh şekerlerinin tanesi 15 milyon TL.'ye maloluyormuş. Sanıyorum ısmarlanan şeker sayısı en az 8000 civarında... Bu hesapça, Lütfi Kırdar'a da para ödendiyse masraf 140-150 milyardan aşağı değildir. Ödenmediyse tabiî "Neden ödenmedi" sorusu gelebilir arkadan. Siyasetçilerin, hele de başbakan gibi elinde önemli devlet gücü bulunanların hiç bir ikramı (çocuklarına iş adamları tarafından verilen özel bursları da) kabul etmemeleri gerekir sanıyoruz. Yani ilkeli yönetimlerde, özellikle dürüst,
temiz toplum çabası içinde olan ülkelerde hiç kabul etmemeleri gerekir. Ettiklerinde, Türkiye'de örneği hep görüldüğü gibi balık baştan kokuyor. Koku ayağa doğru hızla yayılıyor ve bugün gelinen noktaya geliniyor. Sadece banka batıranların Hazine'ye açtığı delik 22.3 katrilyon... Belediyelerin açtığı delik 11 katrilyona çıkmış.
Temiz değil sessiz toplum
Kimsenin de korkusu yok. Nasılsa hesap mesap sorulmuyor. Başbakan büyük oğlunun düğününden toplanan altınları mal varlığı açıklamasında kullanır (oğluna ait altınlar nasıl ona geçmişti hatırlayamıyorum, çok zaman oldu) ve bütün uyarılara rağmen ikinci düğünde çekinmeden 9000 davetliden de altın toplarsa, belediyeden gelen ve kısa süre önce parti başkanı (aynı zamanda başbakan) olan biri 150 milyarlık düğünü kolayca yaparsa ve toplum bunu sorgulamazsa... Aynı toplum bozulmaya mahkûmdur, kaçışı yok bunun.
Nitekim ne banka batıranlara hesap sorulabiliyor, ne de kendi parti çalışmaları, çıkarları için milletin cebinden katrilyonlar götüren belediye başkanlarına. Batik banka patronları hâlâ yatlarda, katlarda, yalılarda, en lüks restoranlarda alenen keyif yapıyorlar.
Yargı korkusu olmayan bir ülkede zavallı milletin de o Hazine'de açılan delikleri kapatmak için beli bükülüyor. Hükümetler utanmadan, sıkılmadan insanların emekli aylıklarıyla, maaşlarıyla borç harç aldığı evden, arabadan "ek vergi"yi analarının helâl sütüymüş gibi söke söke topluyor.
Yüzde 34 oyla başbakan olmak bizde çok kolay ama "halkın başbakanı" olmak o kadar kolay değil. Bu ülkenin vatandaşları parasızlıktan, issizlikten okuyamaz, evlenemez ve hatta yaşayamazken siz 150 milyarlık düğün yaparsanız, trilyonluk altınları, hediyeleri, kıyafetleri sergilerseniz bunlar bir kenara yazılır. Türkiye tarihinde hiçbir başbakan veya siyasetçi 9000 kişilik ve 150 milyarlık düğün yapmadı.
Ayrıca... Düğün çok özel bir olaydır ve aile yakınları arasında yapılır. O yakınların hediye getirmeye hakkı vardır. Dış kapının tokmağı ne kadar isim varsa davet edilen bir düğünde, ilk kez karşılaşılan insanlardan altin toplamak nasıl bir gelenek(!)tir hâlâ anlamış değilim.
Ama olsun, onlar da 15 milyonluk gümüş kutulu şeker aldılar nasılsa değil mi?
Yoksa yetmediği için onu da mı alamadılar?
Turkcell!
Bir küçük sorun var Turkcell'le ilgili. Daha doğrusu Turkcell için küçük, muhatap olanlar için büyük bir sorun, internet yoluyla kontör alanlar kontörlerin zamanında yüklenmediğinden yakınıyorlar. Örneğin; yabancı bir ülkede okuyan öğrenci aldığı 750 kontöre kavuşamadığında Turkcell'i aramış "Aldığınızı belgeleyin" demişler. Emin olduktan sonra da "Biz size geri döneceğiz" cevabını vermişler. Dönüş o dönüş. Öğrenci Türkiye'den ayrılmış, kontör hâlâ ortada yok.
"Bir iki aya kadar hallederiz" cevabını alanlar da var. Para kredi kartlarından çekiliyor ama gereken işlem zamanında yapılmıyor.
Herhalde sadece toplum yararına, tarihe, sanata, kültüre hizmet için kucak dolusu para döken Turkcell gibi bir firma müşterilerine hizmetten kaçmaz. Sanıyorum memurların kişisel hatası var ve uyarılmaları gerekiyor.
Ben Turkcell'i uyarıyorum, gerisi onlara kalıyor.
Sigara yiyenler...
Abartbk bu sigara konusunu iyice. Kısa bir tatil fırsat buldum ya (çalışarak nasıl tatil yapılıyorsa) plajda da biraz gözlem yaptım o arada. Plaj çok tipik bir yer; temiz hava, spor vs. onun için örnek olarak onu veriyorum. Şimdi... Denize girilip çıkılıyor, sigara yakılıyor. Tavla oynanıyor bir elde sigara. Çay iç sigara, kola iç sigara. Sevin sigara, üzül sigara. Bu sigara firmaları sadece Türkiye satışıyla ihya olurlar yemin ediyorum. İçilmiyor, yeniyor adeta. Özellikle gençlerin durumu feci. Anne babalardan beter tiryaki çoğu. Üstelik yine çoğu en ağır sigara olan ve reklâmındaki kovboyun da akciğer kanserinden ölümüne neden olan (yanılmıyorsam oydu) Marlboro'yu içiyorlar. Günde bir pakete bana mısın demeden... Düşünün 35-40 yaşına geldiklerinde (bu gidişle gelebilirlerse o da) ciğerlerin, damarların halini.
Şimdi ders verecek değilim ama hatırlatmadan edemeyeceğim; Sigaranın büyük rol oynadığı "kalp krizi" nden ölenlerin sayısı diğer bütün hastalıkları geçmiş. Özellikle kadınlarda nikotin östrojenle reaksiyona girdiği için sigara içen kadınların kalp krizi ihtimali üç katına çıkıyor. Bırakırsanız bu risk 2 yılda yarıya iniyor. Tamamen ortadan kalkması içinse tam 10 yıl gerekiyor.
Kronik stres de kalp krizi riskini arttıran önemli bir neden. Sigara içiyor ve stres nedeniyle miktarını artırıyorsanız riski de ikiye katlayarak artırıyorsunuz.
Yemeyin şu mereti Tanrı aşkına!
Not: Dünkü yazımda benimle ilgili olmayan bir hata sonucu "Güneydoğu" kelimesi "Güney Doğu" olarak yazılmış. Özür diliyor, düzeltiyorum.
Düğün şekeri kaça?
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın oğlu Bilâl Erdoğan evlendi biliyorsunuz, Allah mesut etsin. Öyle bir düğündü ki magazin dergilerinin kapağında bile ilk kez bir başbakan çocuğunun düğün fotoğrafları yer aldı
Haberin Devamı

