DTP ve “insani boyut”

Haberin Devamı

Kaçırılan 8 askerin teslim alınması sırasında tutanak imzalayan DTP’li milletvekilleri hakkında soruşturma başlatılmış.

Meclis’e girmişken, sorunlarını bir siyasi parti olarak çözebilme imkanına kavuşmuşken tekrar eski “devletle kavgalı” konumuna dönmeleri üzücü... Ama son günlerde dışardan Leyla Zana’nın da desteğiyle sanki bu dönüş için gayret gösteriliyor gibi bir görüntü vardı.

Kaçırılan askerler konusunda ise sanki “sadece kendileri geri alabilirmiş, PKK onların sözünden çıkmazmış” havasını yayma çabası görülüyordu.

Bu askerlerden Adana’lı Halis Çağan’ın babasının PKK’dan gelen telefonda “DTP’yi arabulucu yapın” tavsiyesinde bulunulduğunu basına açıklaması aynı çabanın PKK tarafından da gösterildiğini düşündürmüştü.

Aslında DTP bu girişimi “İnsani sorumluluğu yerine getirme”, “Olaya insani boyutuyla yaklaşma” olarak adlandırıyordu ama sonuçta edinilen izlenim hiç de böyle olmadı.

DTP’li milletvekillerinin Barzani’nin adamları ve PKK’lı teröristlerin (hele de Dağlıca saldırısının emrini veren azılı elebaşının) yanındaki duruşu, bu duruştan yayılan mesaj sanki orada Türkiye tarafı olarak değil, PKK tarafı olarak duruyorlarmış gibiydi.

Evet onların PKK’yla bir şekilde bağlantılı olduklarını biliyorduk. Ama Türkiye vatandaşı olan bu teröristlerin aynı ülkenin insanına, korucusuna, askerine, (mayınlarla) masum vatandaşına acımasızca saldırdığını, katlettiğini bilmelerine, bir sorun varsa ona siyaset yoluyla çözüm bulmak için seçildiklerini de bilmelerine rağmen hâlâ böyle bir terör örgütüne yakınlık gösterdiklerini, hatta “birbirlerinin sözünden çıkmaz” havası verdiklerini ortaya koymaları (kendileri de düşünsünler) kabul edilir bir durum değildir.

“İnsani sorumluluk” duyuyorlarsa bunu Dağlıca veya ondan önceki saldırılarda öldürülen askerlerin ağlayan bebeklerine, Kürt-Türk şehit analarının ağıtlarına, gün-saat sayarak tuttukları “şafak defterleri”ne bakarken de duymaları gerekirdi.

Madem ki bu kadar etkili olabiliyorlarmış (aynen ABD gibi) daha önce bu etkilerini kullanarak bu vahşi katliamları neden önlemediler?

Önleyemiyorlarsa hâlâ Zana’nın Dağlıca olayından sonra çıkıp PKK’yı ve Apo’yu övmesine neden sessiz kaldılar?

Neden hâlâ PKK’yla ortaklıkları varmış gibi davrandılar?

Görünen tablo bu olunca maalesef “insani boyut” lâfları da hiç inandırıcı gelmiyor.

Kendileri ırkçılığa karşı çıkıyorlar ama yaptıklarının ırkçılığın ta kendisi olduğunu da görmüyorlar nedense!

*****

Erdoğan-Bush karşılaşmasının detayları

Beyaz Saray’daki görüşme öncesi ve sırasında dikkatimi çeken birkaç noktayı bir köşeye not etmiştim, sizinle paylaşmadan unutmaya kıyamadım.

Yanında ordu mensuplarıyla bu kadar kritik bir görüşmeye giderken de Emine Erdoğan’ın “eşinin peşine takılması” şart mıydı? Daha kısa süre önce birlikte ABD’de değiller miydi?

Onlardan önceki başbakanlar (yapışık gibi hiç ayrılmayan ve beraber çalışan Ecevitler dışında) böyle HER seyahate karı koca birlikte mi çıkarlardı?

Haydi çıktılar diyelim, yalnız Türkiye’nin değil dünyanın gözünü diktiği bir görüşme sırasında -özellikle Türk toplumu bu kadar endişeliyken- Emine Hanım’ın hemen o gün alışveriş gezilerine çıkması şart mıydı?

Alacağı şeyleri, artık her yabancı ürünün kolayca bulunduğu Türkiye’den alamaz mıydı?

Erdoğan’ın Bush’la ikili görüşmesinde önlerinde duran masadaki çiçeklerin “sarı-kırmızı-yeşil” renklerde olması ne tesadüftü?

Başbakan’ın oğlu Bilâl de eşi ve çocuğuyla otele, süite taşınmış, her seyahatleri böyle “cümbür cemaat” mi olacak?

En pahalı otellerin birinde tutulan 6 süit odanın parasını kim veriyor?

Bu arada... Bir olumlu notumu da söylemeden geçemeyeceğim, merhum eski Başbakan Bülent Ecevit ile Clinton’ın fotoğrafını hatırlayacak olursak Başbakan Erdoğan’ın Bush karşısındaki tavrı, kararlı oturuşu, aynen onun gibi ayak ayak üstüne atması (her ne kadar Bush bize PKK’yı bertaraf etmekle ilgili masallar anlatır ve aynı sıralarda ABD güçleri Kuzey Irak’ta kendi tehditleri olan El Kaide avına çıkmışlarsa da ve Başbakan onun masallarına gereken tepkileri vermediyse de iyiydi. En azından -yine gülmesi dışında- görüntüden üzüntü duymadık.

Saniyede 10 soruya kadar soru üretebiliyorum. Bende de bir gariplik var ya neyse!

*****

Bu kadınları hakimler kurtarır

Gün geçmiyor ki bir kadının bir erkek tarafından hastanelik edilinceye kadar dövüldüğünü duymayalım.

Fiziksel olarak daha güçlü yapıya sahip bir “yaratığın” kendisinden güçsüz bir kadına şiddet uygulaması terör eyleminden farksız bir alçaklıktır ve yasaların bu yaratıklara en ağır cezalar vermesi gerekir.

Sadece suçluya adaleti öğretmek açısından değil aynı eyleme eğilimi bulunan tüm yaratıklara örnek olması, “cezasını öğrenmesi” açısından da bu şarttır.

Kadınların yanında bebekleri bile duvarlara çarpan, Allah’tan korkmadan şiddet uygulayan canavarlar çıkıyor. Ve bunların hepsini bizim duyduğumuz gibi bu ülkenin savcıları, hakimleri de duyuyorlar.

Artık kadınlara, çocuklara yapılan haksızlıklara karşı çıkan, adaleti en doğru şekliyle uygulayıp suçlulara ağır cezalar veren hakimler görmeye başladık.

Lütfen bunu cesaretle, inançla sürdürsünler. Türkiye’deki bu barbarlığı, vahşeti ancak onların vereceği kararlar önleyebilir.

Bu ülkeye adaleti getirmelerini bekliyoruz.

(Not: Keşke Adalet Bakanı’nın da “bu vahşilerin en ağır şekilde cezalandırılacağını” anlatan açıklamalarını duyabilseydik!)

DİĞER YENİ YAZILAR