Bir tarafta Diyarbakır’daki bombalı saldırıda yaşamını yitiren gencecik öğrencinin gözlerinde yaş kalmamış anası, diğer tarafta DTP’li milletvekili Sabahat Tuncel’in katı ifadeli fotoğrafı...
Bir milletvekili Tuncel, ama bu ülkenin masum insanlarını, yüzlerce öğrencisini hedefleyen terör saldırısı değil konusu, teröristlerin acımasızlığı değil üzüntüsü, tam aksine...
Teröristlere karşı yapılan operasyonlara kızıyor o.
“24 operasyon yapıldı, bu yapılan 25’inci ama sorunu çözmediğini, daha da derinleştirdiğini gördük.”
Neyi gördük; “Onlar kardeşimiz, bu vatanın evlatları” dedikleri terör örgütünün bir kanlı saldırısını daha (artık bunun aksini AB’ye bile anlatamıyorlar) gördük, başka ne?
Daha kimin yaptığının belli olmadığı anlarda hemen “derin provokasyon” dediler... PKK üstlenince hiç değilse utanarak susmaları gerekirdi ama durum hiç öyle olmadı, tam aksine... Siyasi örgüt ilan ettikleri PKK’ya arka çıkmayı ve mazlumu oynamayı sürdürdüler.
Terörle, bombalarla korkutulan bir halkın desteğinin böylece alınması ve devlete meydan okunması mıdır amaç?.. “Kürt sorunu kriz haline geldi, acilen çözülmesi gerekiyor” dedikleri sorun nedir; tek cümleyle neden açıkça anlatmıyorlar?
Teröristlerle birlik olduklarını gösterirlerse Kürtlerden de daha çok kabul göreceklerini mi sanıyorlar?
Aslında artık Güneydoğu’da herkesin terör örgütünün Türk/Kürt demeden acımasızca öldürdüğünü, kendini onunla özdeşleştiren siyasetçilerin de suça ortak sayılacağını bilmesi, anlaması gerekiyor.
Terör uzmanı Ercan Çitlioğlu DTP’nin Meclis’e girmesine ve temsil ettiğini söylediği insanların bir sorunu varsa bunlara demokratik çözüm imkanı bulmasına rağmen neden hâlâ teröre arka çıktığını “DTP halkı PKK ile korkutarak oy almayı umuyor, arkasında PKK olmadan gücünü koruyamaz” sözleriyle açıkladı.
DTP bir yandan etnik ayırımcılığı körükleyerek (ki Baskın Oran’ın da görmüş olduğu gibi bunu açıkça ırkçı söylemlerle yapıyor), bir yandan PKK’nın Meclis’teki uzantısı görüntüsü yaratarak çok tehlikeli bir oyun oynuyor.
İki gün önce Antalya’dan, emekli bir memurdan gelen mektup bu şehirde yaşayan Güneydoğu kökenli vatandaşlara karşı yoğun bir tepkinin ortaya çıkmaya başladığını anlatıyor. Kemal Eğilmez “Durum kötüleşiyor. ‘Antalya’yı terk edin, sizin yeriniz Kuzey Irak, dostlarımız orada, Barzani sizi bekliyor’ gibi tehlikeli sloganlar başladı” diyor.
Bugüne kadar PKK terörünü de (DTP’nin bütün ayrıştırma çabalarına rağmen) Türk/Kürt birlikte yaşadık. Kimse birbirine düşmanlık gütmedi. Hiç görmediğimiz bir düşmanlık ortamının yaratılması PKK terörünü “Kürt sorunu” diye ortaya sürenlerin işine yarayacaktır, başka hiç kimsenin değil.
Bu tuzağa düşmemeliyiz.
Gül ABD’ye neden gitmiş?
Dün yurtdışında yaşayan bir araştırmacı yazar arkadaşımla yaptığım telefon görüşmesinde bu nedenin bizim üzerinde konuştuklarımızdan çok farklı olduğunu öğrendim.
Nasılsa birkaç ay içinde gerçek ortaya çıkacaktır ama ben genellikle “kolayca görünen/bilinenler dışında hep perde gerisinde, kuliste, görünmeyen başka hesapların döndüğüne” inandığım için bunun da doğru olabileceğini düşündüm.
Amerika’nın Milli Güvenlik Komitesi’nde yapılan bazı konuşmalarda ABD ile İran’ın arasının düzelmekte olduğu, aslında İran’ın nükleer gücünü geliştirme programından 3 yıl önce vazgeçtiği, bunun üzerine ABD’nin de Ortadoğu’da bir yandan terörü, bir yandan savaşı bitirmek üzere İran’la anlaşma yapacağı konuşulmuş. 2008 Nisan’ında başlayıp Haziran sonunda bitecek bir süreç sonunda Filistin-İsrail sorunu da çözülecek, El Fetih ile İsrail arasında anlaşma sağlanacakmış.
Cumhurbaşkanı Gül ise ABD ile İran arasında arabuluculuk yapması için görüşmeye davet edilmiş.
Muhakkak ki Kuzey Irak, PKK terörünün bitirilmesi, Kıbrıs, AB gibi konular da konuşulmuştur ama Bush’un görüşmeden hemen sonra Ortadoğu’ya uçması acaba bunlarla mı ilgiliydi, yoksa İsrail, İran vb. ile mi onu zaman gösterecek.
İmam görevden alınmış
TCK Kadın Platformu’nun gönderdiği bilgi notunda “Çalışan kadın aldatır” diyen imamın görevden alındığı ve hakkında en azından işlem yapılmasının memnunluk verici olduğu belirtiliyor. (Eğer imama bir genel müdürlük görevi filân verilmezse tabii!)
Ve KADER Başkanı Hülya Gülbahar da “TCK 122. madde gereğince ‘kişinin olağan bir ekonomik etkinlikte bulunmasını engelleyen kimse hakkında 6 aydan-1 yıla kadar hapis veya adli para cezası’ hükmü bu olayda geçerli olmalı” diyor.
Tabii “Kamu görevlilerince yapılan ayırımcılık TCK’da ağırlaştırıcı neden olmalı... Cezası arttırılmalı, kesinlikle görevden alınmalı” notunu eklemeyi de unutmamış hukukçu kadınlarımız...
Bu cezaların verilmesi Türkiye’nin gelecekte karşılaşacağı benzer cehalet tehlikeleri açısından son derece önemli... Aynen Taksim sapıklarına verilmesi gereken cezanın 57 YTL olamayacağı gibi...
Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin de bu sapıklara ceza verilmesinin şikayete bağlı olduğunu, buna yeni bir bakış açısı getireceklerini söylemiş.
Oysa “En az 4 yıl ceza verirdim” diyen hakimler oldu. “Toplu saldırı ve vücut dokunulmazlığını ihlâl” suçu olduğu için şikayet gerekmeden işlem yapılabileceğini anlatan hukukçular oldu.
Bıraksınlar “yeni bakış açısını” da “medeni, adil ve evrensel” bakış açısıyla, kameralara arsız arsız gülerek toplu taciz yapanların hepsini cezalandırsınlar.
Bu oyalamalar ve “gaz alma”lar artık yutulmuyor söylemiş olayım

