Dramaturg Genel Müdür olabilir mi?

Devlet Tiyatroları'nın başından Genel Müdür olmak için her türlü özelliğe sahip ve bu alanda başarısı bilinen Lemi Bilgin'i alarak yerine Mine Acar isimli bir "dramaturg"u getirmişler biliyorsunuz

Haberin Devamı

Devlet Tiyatroları'nın başından Genel Müdür olmak için her türlü özelliğe sahip ve bu alanda başarısı bilinen Lemi Bilgin'i alarak yerine Mine Acar isimli bir "dramaturg"u getirmişler biliyorsunuz.

Bu olayın açıklandığı gün, haberlerle birlikte yazmaya başladım konuyu ve kısa bir aradan sonra dün ve önceki gün de devam ettim. Çok önemli olduğu için devam ettim, çünkü hem başarılı insanların her hükümet değiştiğinde veya her "Bakan istediğinde" görevden alınması haksızlığının sürmemesi gerekiyor, hem de Devlet Tiyatroları gibi ülkenin en önemli sanat ve kültür kurumunda bu tür olayların önlenmesi...

Siyasi kadrolaşma veya ahbap torpili adına bilen kişiler kızağa çekilirken, hiçbir şeyden haberi olmayanlar ve bu ciddi makamlarda bulunmaması gerekenler "tepeden inme" göreve getiriliveriyorlar.

Mine Acar "Atatürkçü, laik bir Cumhuriyet kadınının genel müdür yapılmasına hayranlık duyduğunu" söylüyor. Aslın da buna "başkalarının da hayranlık duymasını" bekliyor. Ama bu ülkede aynı özelliğe sahip milyonlarca kadın var, yeterli midir Cumhuriyet kadını olmak?

Dün Devlet Tiyatroları'nın seçimle işbaşına gelmiş eski Genel Müdürlerinden ve (eski) Gnl. Md. Yardımcısı Tamer Levent'le tekrar konuşarak ona "Dramaturg Genel Müdür olabilir mi" tartışmasını sordum. Nedir dramaturg siz de duymuş olun;

"Oyunları inceleyip oynanabileceği veya oynanamayacağı ile ilgili karan veren kişi" imiş. Levent; uluslar arası alanda hiçbir tiyatroda bir dramaturgun genel müdür olamayacağını, oysa Türkiye'de bu konuda da yanlış bilgiler verilerek "dünyada örnekleri olduğunun" söylendiğini belirtiyor.

Ve ekliyor; "Varsa örneği, tanınmış hangi Avrupa Tiyatrosunun başında bir dramaturg veya tanınmamış, kendini başarılarıyla kanıtlamamış bir ismin olduğunu açıklasınlar. Belki ancak bir şehir tiyatrosu veya özel tiyatro bulabilirler."
Halen yürürlükte olan, Devlet Tiyatroları Kuruluş Yasası'nın 4. maddesin de "Devlet Tiyatrolarında en az 15 yıl sanatçı olarak çalışmış, Türkiye çapında tanınmış halkın da tanıdığı, bildiği, tiyatro alanın da kendini kanıtlamış bir isim olması gerektiği" yazıyor. Yani her rejisör, her eleştirmen, her tiyatro yazan veya sanatçısının genel müdür olması mümkün değil.

Bugüne kadar Türkiye'deki uygulamalar da hep bu belirli özelliklere sadık kalınarak yapılmış.
Mine Acar'ın ÇV'sinde Bakan'in dediği gibi Royal Academy mezunu olduğu yazmıyor ama "Londra'da bulunmuş ve tiyatroları araştırmış" olduğu yazıyormuş.

Bu hesapça ben de rahatlıkla Devlet Tiyatroları'na genel müdür olabilirim.

Bu konuda Mine Acar'la rekabet edebileceğimi sanıyorum. Hatta benim kızlarım da edebilirler. Onlar Londra'da oyun izlemeye 5 yaşında başladılar ve hemen hemen sergilenen her oyunu bir kaç kez izlediler.

Aday olabilir miyiz dersiniz?
Olamazsak Lemi Bilgin, Tamer Levent gibi isimleri iyi korumaları gerekiyor.

Arıtman'ın tek konusu silah mı?
Ne zaman silahtan söz edilse Canan Arıtman elinde tabancasıyla Kalamiti Ceyn gibi ortaya atılıyor:

"Silahımdan vazgeçmem"...
Gencecik insanlar, çocuklar serseri kurşunlarla arka arkaya yaşamını kaybediyor, ülke çapında bir silahsızlanma kampanyası başlatılması isteniyor ama Ceyn pardon Canan Hanım silahını bırakmayacağını söyleyip duruyor.

Sebep "TBMM kürsüsünden halk adına bazı şeyleri söylemesi ve bazı çevrelerin çıkarlarına ters düşmesi" imiş. "Silah eğitimimi askeri doktor babamdan aldım" la başlayıp, "Silâhımı asla bırakmam a varan konuşmalar demek ki bu nedenle yapılıyor.

Arıtman'in ileri sürdüğü nedene göre memleketteki tüm gazetecilerin de silah taşıma hakkına otomatikman sahip olması gerekiyor. Onlar da sık sık bazı çevrelerin çıkarlarına ters düşüyorlar.

Ama Türkiye'de silah konusunda gelinen noktada artık kim ne derse desin bir kampanya kaçınılmazdır. Ciddi cezalar, sıkı kontrollerle silah "alınıp satılması" fazlasıyla zorlaştmlmalı, herkes ruhsat alamadığı gibi ruhsatı olmayanların "bulundurma izni" ile taşıması yasaklanmalıdır.

Arıtman'in yaptığı "Trafik kazalarını önlemek için araç kullanmasının yasaklanması" gibi bir benzetme ise çok anlamsızdır. Aracın zaruri bir ihtiyaç, silâhın ise olmadığını da anlatmak zorunda kalmayalım artık!

Bir de... Canan Arıtman ismini neden silahla özdeşleştirmeye çalışıyor merak ediyorum.

Polis ne iş yapıyor?
Önce Fatih'te "hilafet isteyen ve Atatürk'e söven"lerin gösterisi... İki gün sonra istanbul ve Bursa'da terörist başı Öcalan'a destek gösterileri.

Efendim DEHAP öncülüğündeymiş de, konvoylar oluşturarak çeşitli illerden gelmişler de, barikatlarla durdurulmuşlar da...

Ama Valiliğin yasaklama kararına rağmen medyaya görüntü verecek kadar gösteri yapabilmişler yine de...

Bu arka arkaya gelen olaylar Türk polisinin zaafiyetini mi gösteriyor acaba?

Yoksa demokrasimiz AB hatırına çok mu genişledi?

iyi ama AB ülkelerinde yok bu kadar özgürlük bizde olması şart mı?

Atatürk'e, Cumhuriyet'e dil uzatılmasına ve Apo'ya destek yürüyüşü gibi gösterilere göz yumulursa karşı grupların kendi işlerini kendilerinin görmeye kalkması yakındır.

Çok tehlikeli bir gidiş bu, yazık oluyor ülkemize!

DİĞER YENİ YAZILAR