Dünkü yazımı yazmadan önce Süleyman Demirel ve Aydın Menderes’le konuştuğumu yine aynı yazıda belirtmiştim.
Her nedense Aydın Bey telefon konuşmasına bir hışımla başladı, benim tamamen alakasız soruma (AKP’nin DP ve AP’nin devamı olma iddiası) karşılık:
“Akşam’daki röportajında Demirel 27 Mayıs’ı onayladığını söylemiş, o böyle diyorsa herkes her iddiada bulunabilir” anlamına gelecek öfkeli cümleler kurdu.
Benim ‘Durun bir dakika, böyle bir şey söylemiş olamaz, ayrıca ben tamamen farklı bir soru sordum’ sözlerime ise beni hayretlere düşüren bir:
“Zaten siz ne yaptınız ki DP için, sizin de farkınız yok” suçlaması patlattı. Neredeyse hakaret olarak algılayabilirdim yani...
Ona en azından “28.5.2001, 12.6.2001, 6.3.2001” tarihlerinde, Prof. Dr. Toktamış Ateş’in 27 Mayıs’ı öven yazılarına karşılık (ve Prof. Ateş’le karşılıklı cevaplar halinde) yazdığım “DP ve 27 Mayıs”la ilgili üç yazıyı göndermem gerekiyor. Geldiğim köklerin hatırı uğruna bunu yapacağım.
Bu konuşmadan sonra hemen 7 Haziran 2008’de İsmail Küçükkaya’nın Demirel’le yaptığı konuşmayı okudum.
BİR BİLEN KONUŞUYOR!
Öncelikle Aydın Menderes’in iddiasına benzer bir cümle kesinlikle yok. Demirel şöyle diyor:
“Buradaki olay baş bağlama hadisesinin siyasallaştırılmasıdır (...) Başını bağlamak İslâm’ın şartlarından değildir. İslâm’ın beş şartı var, onun dışındakileri yaparsanız sevaptır, Allah’la kul arasındadır. Daha iki gün evvel devletin Diyanet İşleri Başkanı televizyonda ‘Ben Müslüman’ım diyen Müslüman’dır’ diyordu. İşte mesele budur. Başını bağlamak dindarlık kriteri olmuyor (...)
Mahkeme tarihi bir karar verdi. Türkiye bir hukuk devleti, herkes bunu kabullenmeli. Burada bir hakem lazımdı, mahkeme bu görevi üstlendi. Medeni tavır, hukukun verdiği karara saygı gerektirir. Anayasa Mahkemesi ne o tarafın, ne bu tarafın; devletin. Onun dediğine herkes uyacak. Ne kadar ağır olursa olsun zorluklar aşılır. Demokratik sabır istiyor. Yalnız meşru zeminde kalmak şartıyla...”
Siyasi yaşamı boyunca iktidardan 7 kez gidip 8 kez geri dönen Süleyman Demirel’e ‘bir bilen konuşuyor’ demek son derece doğru bir yaklaşım olur. Her gidişte moralini bozmadan bekleyip (ki ne bekleyişler yaşadı) geri dönmüş olan Demirel “60 ihtilali için” ise şunları söylemiş:
“1960 ihtilali böyle bir imkan olmadığı için geldi. O zaman da Meclis ‘Bizi halk seçti, ne istersek yaparız’ anlayışındaydı. O gün şimdiki gibi Anayasa Mahkemesi olsaydı ihtilal olmadan halledilirdi.”
Ne derseniz deyin, günlerdir süren bütün tartışmaların özeti bu son cümlelerdedir.
Üzerinde kafa yormak gerekiyor.
Bu adalette bir terslik yok mu yani?
İzmir’de bir üniversite öğrencisi ile 16 yaşını doldurmayan kız arkadaşı ailelerinin rızasıyla nişanlanmışlar. Gelinlik ve damatlık içinde dans ederken düğün fotoğrafları çıktığına göre düğün bile yapılmış.
Ama kızın yaşı tutmadığı için nikah kıyılamamış. Bu güzel, yasa uygulanmış. Ama sonra, ailelerinin rızasıyla “kız 16 yaşını bitirene kadar” birlikte yaşamaya başlamışlar ve şimdi 3 aylık bir bebekleri var.
Ve şimdi babaya (eşi “O beni değil, ben onu kaçırdım ve çok mutluyuz” demesine rağmen) 8 yıl 4 ay hapis cezası verilmiş.
“Hiç kimseye ayrıcalık tanınmasın, kanunlar karşısında herkes eşit olsun” diyoruz tamam da yani hapis cezası vermek için bula bula bu çifti mi buldunuz da diyor insan duyunca...
Küçük çocuk tacizcilerine, tecavüzcülerine bu cezaları vermiyorsunuz, aksine “git, tekrar aynı suçu işle” der gibi korunuyor ve serbest bırakılıyorlar. Ülkenin her köşesinde 75-80’lik ihtiyarlar gencecik kızları kuma olarak, ikinci-üçüncü eş olarak “başlık”la satın alıyor göz yumuyorsunuz. Birkaç eşi olan milletvekilleri gazetelere röportaj verse bile dokunan olmuyor. Devletin zirvesindeki isim evlenirken eşi 15 yaşındaymış, hiçbir hukuki engel çıkmamış. Trafik cinayetleri işleyip gencecik kızları öldüren trafik katillerini ertesi gün serbest bırakıyorsunuz.
Ve gidip birbirini severek çocuk sahibi olmuş, birkaç aya kadar medeni nikah kıyacak bir genç çifti, bebeklerine rağmen ayırıp acı çektiriyorsunuz.
Bu adaletin bir tek aşka, sevgiye mi kastı var diye düşünmekten kendini alamıyor insan.
Ne garip ülke burası yahu!

