Maço erkekler gibi ABD... Hani ceketini tek omuzuna atmış, ayakkabısının arkasına basan eli tespihli kıro maçolardan söz ediyorum. Karısının önce gözünü morartıp, kolunu kıran, sonra da "Karı benim değil mi, döverim de severim de" diyen "cins"lerden.
Bu da önce kendisini kızdıran ülkenin kafasına çuval geçiriyor, sonra 8,5 milyar dolar karşılığında istediğini yaptıracağını anlayınca Başbakan'ının sırtını "Siz en etkin dünya liderisiniz" diye sıvazlıyor. Şimdi bu 8,5 milyar doları alıp asker göndermekten vazgeçin de dünya liderliğini görün siz. Bakın bakalım bu kez kafaya geçirilen çuvalların içi boş mu olur...
Başbakan Tayyip Erdoğan Dubai'de, dünyanın en lüks otelinin süitinden, Irak için kilit durumundaki bir ülkenin başbakanı olarak tabloyu çok daha parlak görebilir. Kredi anlaşmasının imzalanmış olması keyfini daha da olumlu etkileyebilir ama durum aslmda açıkçası hiç de keyifli değil. TÜSİAD Başkanı Tuncay Özilhan da "Şu anda durum tezkere öncesinden çok farklı ve çok riskli. Asker göndermemiz yanlış olabilir" sözlerinde pek haksız değil.
Rüşvet!
Bir kere AKP Hükümeti'nin iktidara geldiği halde iktidar olamayışı ve 1 Mart tezkeresini Meclis'ten geçiremeyişi Türkiye'ye çok pahalıya patladı. O tezkere Hükümet tarafından samimiyetle desteklenseydi durum baştan farklı olacak, Türkiye bugün kararsız, ne yapacağını bilmeyen, 8,5 milyar dolar rüşvetle asker göndermeye razı edilen bir ülke durumuna düşmeyeceği gibi aldığı maddi yardım da bunun 4 kati olacaktı.
Bu arada BDDK Başkanı'nın açıklaması da zamanında geldi: "Fon kapsamındaki bankalara 21.7 milyar dolar gitmiş, tahsil edilen miktar 2.1 milyar dolar."
Yani bir yanda 20 milyar doların hüp edilmesine göz yumulurken, 8,5 milyar dolar için O.K diyor durumuna düşüyoruz.
Evet, belki şartlar ne olursa olsun, geldiğimiz (getirildiğimiz) noktada Irak'a asker göndermekten kaçınamazdık ama zamanlama bu kadar mı kötü olabilirdi?
ABD, Avrupa ülkelerinin, özellikle Fransa ve İspanya'nın "En kısa süre içinde sivil bir Irak hükümeti kurulması" teklifine asla yanaşmıyor. Aslına bakarsanız tabii ki Türkiye'yi de kendi güç gösterisine kalkan olarak düşünüyor. Biz ise bu durumu bundan önceki tezkerenin neden olduğu kayıplarımızı biraz olsun telâfi için kullanmaya bakıyoruz.
Bakalım kim kimi kullanacak? Allah yardımcımız olsun!
TÜSİAD susturulmamalı!
Türkiye'nin en önemli sorunlarından biri sivil toplum kuruluşlarının sesini duyuramayşıdır. Ya bir çoğu pasiflikten muzdariptir veya zamanlamayı tutturup tam sırasında konuşamazlar. Kendi aralarında koordine olup, çoğu kez göz göre göre yapılan yanlışlara itiraz edemezler. Bunu yapabilen bir tek sivil toplum kuruluşu var, o da TÜSİAD. Bir ülkenin en önemli otokontrol sistemi olan STK ihtiyacını tek başına karşılıyor. Ve TÜSİAD çok şanslı ki başında "zamanlaması doğru", "konuşabilen" ve "hükümetle göbek bağı olmayan," yalakalığa gerek duymayan bir başkanı var.
TÜSİAD Başkanı'nın söyledikleri her zaman hükümetlerin kararıyla birbirini tutmayabilir. Zaten sivil toplum kuruluşlarının asıl amacı farklı görüşler üreterek ufku genişletmek, bir anlamda medya gibi "toplum adına denetleyici görev üstlenmek", bir emniyet subabı olabilmektir. Hele de TÜSİAD gibi özel sektör gücünü temsil eden, siyasi kararların sonucuyla yakından ilişkili ekonomiyi düşünmek zorunda olan bir kuruluş. Ve hele de etkin bir siyasi muhalefetin bulunmadığı, muhalefet görüşlerinin dikkate alınmadığı bir ülkede...
Başbakanlar ve hükümetler hiçbir bati ülkesinde sivil toplum kuruluşlarını susturamaz, onları küçümseyen veya baskı anlamına gelecek tavırlar sergileyemez. Her şeyden önce toplum buna izin vermez. Bizde ise başbakanlar ya konuşması anında cep telefonuyla arayarak veya sonradan danışmanlarına aratarak TÜSİAD başkanına ve üyelere baskı uygulayabiliyor, "Hükümetin vermesi gereken karan herhalde bir sivil toplum örgütü verecek değil" gibi önemini küçümseyen sözler edebiliyor. Oysa kimse demokratik bir ülkede padişah yetkilerine sahip değildir. Düşünce ve ifade özgürlüğü gibi, eleştiriler de herkes için geçerlidir.
TÜSİAD'ın bazı üyelerinin, Başbakan danışmanı arar aramaz geri adım atmaları konusunda ise söyleyecek söz bulamıyorum. "Yazık" mı desem acaba?
"Döverim de, severim de" politikası!
Maço erkekler gibi ABD... Hani ceketini tek omuzuna atmış, ayakkabısının arkasına basan eli tespihli kıro maçolardan söz ediyorum
Haberin Devamı

