Bir kurumu ya da kişiyi esaslı şekilde yıpratmak istiyorsanız onu büyük tepkilere sürükleyecek en beklenmedik olayları yaratmanız gerekir. Örneğin orduyla ilgili olarak; PKK’nın Tokat saldırısını onunla ilişkilendirmek, hükümetin zirvesindeki isimlere veya cumhurbaşkanına yapılacak suikastlarla ilişkilendirmek, bir camiyi bombalama veya kendi uçağını düşürme gibi abuk suçlar yöneltmek, komutanlara; “göğsünü bana siper eder” diyecek kadar güvendikleri subayları tarafından suikast yapılacağını iddia etmek gibi adımların hepsi en soğukkanlı genelkurmay başkanına, en sakin komutana kontrolünü kaybettirebilir.
Nitekim ettirdiğini ve öfkeli açıklamaların, halka şikayetlerin gündeme geldiğini gördük.
HUKUK BİR KEZ DELİNSE...
Aynı gelişmenin yargı konusunda yürütülmekte olduğu artık Cumhuriyet başsavcılarına, yargının üst düzey temsilcilerine yönelen siyasi baskılardan açıkça anlaşılıyor. İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı’nın -aynen Yargıtay/Danıştay gibi yüksek mahkemelere yapılanın benzeri şekilde- telefonu dinlendi.
Hangi nedenle; “Ergenekon denilen örgütle bağlantısı var mı, terörist olabilir mi” diye... Saçmalığı düşünebiliyor musunuz?
Ve şimdi de Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı “bir cemaate yönelik soruşturma yürüttüğü” için Ergenekon’la, darbe plânı iddialarıyla bağlantı kurularak tutuklandı. Hem de tutuklama işlemi ancak son karar aşamasında yapılabilecekken, hakim ve cumhuriyet savcılarının son soruşturmasının Yargıtay’ın görevli ceza dairesinde yapılması gerekirken Erzurum Cumhuriyet Başsavcısı, vekili ve üç savcının talebiyle tutuklandı.
TESADÜFE BAK
Tutuklama kararını veren nöbetçi hakimle ilgili tesadüf de dikkat çekici; CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu’nun kısa süre önce “hamili çek gibi arama kararı” diyerek açıkladığı “aramanın nedeni, aranacak kişi ve arama yapılacak adresler” gibi zorunlu bilgilerin yer almadığı, boş bırakıldığı, böylece “keyfe göre doldurulabilecek” kararda ismi yazılı olan hakimin ta kendisi...
Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi üyesi İsmail Şahin.
Daha önceden cemaati “silahlı örgüt” sayarak Erzurum Başsavcılığı’ndan Erzincan’a yapılan müdahale, MİT Bölge Başkanı’ndan Jandarma Komutanı’na kadar yapılan tutuklamalar adım adım Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı’na ulaştırıldı.
Ve Cumhuriyet tarihinde benzeri görülmemiş şekilde -sanki kaçacakmış gibi- bir Cumhuriyet Başsavcısı apar topar tutuklandı.
Bu benzersiz yanlış elbette Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu gibi, Yargıtay gibi yüksek yargı kurul ve mahkemelerinin “yetki aşımı olup olmadığı” konusunda inceleme yapmasına ve gereken kararı vermesine neden olacaktı ki bu da oldu.
Şimdi AKP Grup Başkanvekili Bekir Bozdağ (daha önce beğenmedikleri kararlar çıktığında Anayasa Mahkemesi, Danıştay, Yargıtay demeden tüm yüksek mahkemelere tepki gösterdikleri gibi) HSYK’nın soruşturmaya müdahale ettiğini, yapılanın yargı bağımsızlığına müdahale olduğunu söylüyor. Oysa elbette yargı kurumu kendi içinde “yetki sınırlarının aşılıp aşılmadığını” denetlemek, “siyasi baskının işe karışıp karışmadığını” araştırmak zorundadır.
Eğer bir müdahaleden söz edilecekse Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı’nın açtırdığı soruşturmaya yapılan siyasi müdahale; bu soruşturmanın siyasilerin katkısıyla durdurulma çabaları, örneğin Cemil Çiçek’in “cezaevleri dolu, serbest bırakın” sözleri, Erzurum Başsavcılığı’nın işe karıştırılmasıdır müdahale...
DÖNME DOLAP GİBİ
Her neyse, bunlar nasılsa sonunda (eğer hükümet baskıya son verirse) yargı tarafından ortaya çıkarılacaktır. Burada bizim dikkatimizi çeken, orduyla birlikte yargıya olan güvenin sarsılmaya çalışılmasıdır.
Son günlerde “yapısının değişmesi, üyelerini Meclis’in seçmesi” gündeme getirilen HSYK ile yüksek mahkemelerin (bu olayda Yargıtay) olanlar karşısında devreye girmek zorunda bırakılması, böylece “yargı kendi içinde yargı bağımsızlığına müdahale ediyor” gibi anlamsız bir iddia ile bu “yapı değiştirme operasyonu”na fırsat yaratılmasıdır.
Erzincan olayının nereden başladığını hatırlarsanız; bir taşla birkaç kuş... Aynen “Arınç’a suikast” iddiasından kozmik oda aramalarına geçilmesi gibi...
Geniş bakın gelişmelere; ordu tartışmaları aniden yargı tartışmalarıyla kesiliyor. Oradan ‘açılım’a, tekrar büyük sansasyon yaratacak bir olayla orduya ve tekrar yargıya dönüyoruz.
Milletin başını döndüre döndüre nereye varacaklar bakalım.
Bu arada; “HSYK’nın ve Anayasa Mahkemesi başta olmak üzere yüksek mahkemelerin üyelerinin çoğunu Meclis seçsin” isteğinin nedenini ve bunun gerçekleştirilmemesinin önemini anlayabildiniz mi?.. Yargının, yürütme kontrolüne gitmesi gelecekte nelere sebep olabilir, görebildiniz mi?
Dönüşümlü yıpratma... Sıra yine yargıda!
Haberin Devamı

