Çok yoğun bir gündü Cuma, hani "Kırk Çarşamba bir araya geldi" denir ya aynen öyle. Dolmabahçe Sarayı'nın 150. yıldönümü nedeniyle düzenlenen geceye katılmadan önce de bir düğündeydim. Saat 22.30 sıralarında düğünden çıkarak hızla Dolmabahçe'ye geldim. Bahçe ve masa düzeni başardı bir modacı ve organizatör; Canan Göztepe tarafından yapılmıştı ve doğrusu usta ellerden çıktığı da ilk bakışta fark edilmekteydi.
Yine ilginç bir değişiklikle ezandan sonraya alınan program da o geç saatlerde henüz başlamıştı ve Ahmet Özhan eski sarkılan söylüyordu masalara yaklaştığımda... Sanatçı kadrosunu duyunca neden hiç genç sanatçı olmadığını merak ettim. Meğer varmış; "Kenan Doğulu çıkacak ve Anadolu turnelerinde binlerce genci coşturduğu 10. Yıl Marşı'nı söyleyecek"miş. Bu nedenle masalara Türk bayrakları bile dağıtılmış. Kenan Doğulu sırf bu geceye katılabilmek için Avrupa dönüşü uçak biletini erken saate aldırmış.
Eh 'Yakışır' dedim, Türkiye'nin yetiştirdiği en başarılı pop müzik sanatçılarının başında yer alan Kenan buraya yakışır'... Ama Kenan Doğulu, sabırsızlıkla bekleyen kalabalık davetli topluluğuna rağmen bir türlü çıkamadı. Nedenini ertesi sabahın erken saatlerinde arayarak Canan Göztepe'ye sordum. "Başbakan erken kalkacak olursa 10. Yıl Marşı'nı dinlemeden kalktı' denebilir endişesiyle programdan çıkarıldığını" duyunca bu kadarına ağzım bir karış açık kaldı.
Bugüne kadar hiç böyle bir uygulama, böyle anlamsız bir endişe görülmemişti, olacak şey miydi bu?
Üstelik böylesine akıl almaz bir nedenle apar topar Avrupa'dan getirtilen sanatçıya son anda "Sen uykusuz kalma, zaten çok sayıda isim yer alıyor, yarın da konserin var" demek kadar büyük bir saygısızlık olabilir miydi?
Gecenin müzik organizasyonunu iki önemli, çağdaş müzik adamı; Ali Kocatepe ve İzzet Öz yapmışlar. Bırakın bu özellikleri, yıllardır yakından tanıdığım bu iki ismin asla kendiliklerinden böyle bir son dakika değişikliği yapacaklarına inanmıyorum. Değişikliğin mutlaka yukardan gelen bir emirle yapılmış olması lâzım. Baskı "Atatürk'ün son günlerini geçirdiği ve yaşamını yitirdiği", bu nedenle "çok özel" olan Dolmabahçe Sarayı'na bile mi girdi? Bu soruyu inanın kendime bile korkarak sordum.
Bu arada; Cemal Öztaş tarafından yazılan ve gecenin sonunda çantalar içinde davetlilere dağıtılan 150. Yılında Dolmabahçe Sarayı" başlıklı yazıda Atatürk'le ilgili tek bir cümlenin olmayışı da dikkatleri çekti, onu da söylemiş olayım.
Bakalım daha neler görecek, neler duyacağız?
Kızlara ya bandana, ya eşarp!
Aslına bakarsanız Türkiye'de son 11 yıllarda olup bitenler eğitim, spor gibi konularla, yani gençlerin yetişmesiyle ilgili bakanlıkların "siyaset dışı" bırakılması gerektiğini de açıkça gösteriyor. Örneğin; izcilik Federasyonu Başkanı Hasan Subaşı'nın "İzciler silah (veya atom bombası) gibidir. Nereye yönlendirirseniz oraya ateş edebilecek bir silah" benzeri açıklamaları bile bunu anlatmaya yeterli... Subaşı bunlara ilâveten, şu anda Meclis'te olan yasa çıktığı takdirde "tüm spor faaliyetlerinin yerel yönetimlere devredileceği ni de söyledi.
Tüm spor yetkileri belediyelere geçerse artık parti kongrelerinde sporcu çocukları da göreceğiz demektir. Bakın şimdi İzcilik Federasyonu'nun üç yönetim kurulu üyesinin görevlerine:
Ahmet Hamdi Çaplı - AKP İl Gnl. Meclis Üyesi, Ahmet Osmanoğlu - İGDAŞ Gnl. Md. Vekili, Muammer Erol - İstanbul Büyükşehir Belediyesi Gnl. Sekreter Yardımcısı... Sonra da bu Federasyon bana "Çocukların eğitimini biz sıkı şekilde denetliyoruz" diyor. "Biz" kim?
Ayrıca "İstanbul Belediyesi nin 15.000 izcisi" sloganıyla yürütülen kampanyanın uygulama kamplarında kız ve erkek çocuklar aynı anda deniz etkinliklerine katılamıyorlarmış. Kız çocukların saçlarına "90 yıllık Türk izcilik geleneklerinde rastlanmayan" bandana bağlamaları isteniyormuş.
Tunceli'de "Bedensel Engelliler Rehabilitasyon Merkezi "nin açılış töreninde ise genç kızlar başı açık olarak folklor gösterisi yaparken Bülent Arınç gelince boyunlanndaki eşarpları başlarına örtmüşler. Oysa aynı gösteri Cumhuriyet Bayramı'nda başı açık olarak yapılmış. Ve söz konusu folklor grubu, Tunceli Gençlik Spor İl Müdürlüğü ne bağlı...
Bütün bu olaylar siyasi partilerin elinde olan ve gençleri istediği gibi yönlendirebilecek belediyelerin (hatta siyasilerden oluşmuş federasyonların), siyasi kadrolardan oluşmuş müdürlüklerin izciliğe, spora ve bu isimler altında "eğitim vermeye" karışamayacağını, karışmaması gerektiğini yeterince anlatmıyor mu sizce?
Dolmabahçe'deydim!
Çok yoğun bir gündü Cuma, hani "Kırk Çarşamba bir araya geldi" denir ya aynen öyle...
Haberin Devamı

