Dokunulmazlıklar, TAP Vakfı ve Gülben Ergen

Adalet Bakanı Cemil Çiçek “Yolsuzlukla Mücadele Konferansı”nın açılışında yaptığı konuşmada yolsuzluk yapanlar için “Hazine süneleri” tanımını kullandı

Haberin Devamı

Adalet Bakanı Cemil Çiçek “Yolsuzlukla Mücadele Konferansı”nın açılışında yaptığı konuşmada yolsuzluk yapanlar için “Hazine süneleri” tanımını kullandı. Tarımda sünelerin sadece yılın belli dönemlerinde ve gündüzleri ürünlere zarar verdiğini belirten Çiçek hazine sünelerinin ise 365 gün, 24 saat hiç aralıksız zarar vermeyi sürdürdüğünü söyledi.

Bakan bununla da yetinmedi ve yolsuzluğu şeker hastalığına benzetti:

“Şeker hastalığı nasıl diğer hastalıkların temelini oluşturuyorsa yolsuzluk da diğer sorunların temelini oluşturur.”

Aynı toplantıda konuşan Avrupa Komisyonu Türkiye Delegasyonu Üyesi Martin Dawson da “Yolsuzluğun olduğu ortamda rüşvet veren kişinin vermeyenlere göre daha imtiyazlı bir konuma geldiğini, bunun da bir insan hakları ihlâli olduğunu” söyledi.

İkisi de konuyu kısa ve net cümlelerle pek güzel açıklamışlar. Ama ikisinde de eksikler var... Adalet Bakanı Cemil Çiçek bu benzetmeleri yaparken asıl “yolsuzluğu nasıl önleyeceklerini, bu konuda hükümet olarak hangi acil çalışmaları yaptıklarını, kısa sürede bu ciddi sorunu nasıl çözeceklerini” anlatmalıydı. Zira son yıllarda Türkiye’de bir alışkanlık ortaya çıktı; şikayeti olayların mağduru olan vatandaş yerine, bu mağduriyetleri giderme göreviyle iktidara gelenler yapıyor.

Yöneticilerin görevi çözmektir. Çözüm nerede?

Martin Dawson ise “rüşvet veren kişinin vermeyenlere göre imtiyazlı duruma geldiğini, bunun da insan hakkı ihlâli olduğunu” söylemiş. Evet bir ihaleyi veya örneğin imar izni olmayan orman arazisine imar veren bakanı düşünecek olursanız söylediği doğrudur. Karşı taraf teklif ettiği rüşvete karşılık örneğin daha önce başka tekliflere verilen hayır cevabına rağmen istediğine kolayca sahip olur ve başkalarının, çoğu kez de 70 milyon vatandaşın hakkını yer, milletin aç ve işsiz olduğu ülkede bir seferde onlarca trilyonu vurur, çekilir.

Ama tabii bu durumda sadece “veren” değil “alan” da imtiyazlı duruma gelmiş, bazen büyük paralara, bazen arazilere, evlere kavuşmuştur. İşte ikinci eksik burada... Yani yolsuzluk tek kişiye ve tek yönlü kazanç sağlamıyor.

HER AÇIDAN YOLSUZLUK!

Bu hafta (Pazar günü öğlen saat 12’de) Star’da yayınlanan Her Açıdan’da yolsuzluk ve dokunulmazlıkları AKP, CHP, DYP ve ANAP milletvekilleri ile her açıdan tartışacağız.

Dokunulmazlıkların ısrarla kaldırılmamasının nedeni nedir?

Arkası kesilmeyen yolsuzluklarla ve insan haklarıyla dokunulmazlık ilişkisi...

Başbakan Erdoğan cumhurbaşkanı olursa yargılanabilir mi?

Adalet Bakanı’nın da yurt dışından telefonla katılacağı tartışmada bu soruların cevabına umarım ulaşabiliriz...

Programın ikinci bölümünde Türkiye’de çok yüksek boyutlardaki anne ve bebek ölümlerini önlemek için Sağlık Bakanlığı kampanyalarına destek veren TAP Vakfı’nın “model anne” olarak seçtiği ve kampanyasında yer alacak olan Gülben Ergen var.

TAP Vakfı, Başkanı Caroline Koç ve Gülben Ergen son derece önemli bir çalışma yapıyorlar. Ben de onlara ve Türkiye’nin her köşesindeki “anne adayları ile annelere” destek olabilmek için bundan sonra HER AÇIDAN’da TAP’ın telefon numaralarını tekrar tekrar duyuracağım.

Bu ayrıca Ergen’in doğumu ve sonrasındaki uzun aylar içinde katılacağı son TV programı olacak.

*****

İki hata!
Sevgili okurlarım, dün yazdığım “İngiltere soykırımı reddetti, bu gayret niye?” başlıklı yazımda meşruiyet kelimesi yanlışlıkla meşrutiyet olarak yazılmış ve maalesef tek harfle dehşet bir anlam farklılığı ortaya çıkmış.

5 Aralık 2006 tarihinde yazdığım “Ayağa düşen aşk ve gerçeği” başlıklı yazımda ise rahmetli Erdoğan Gönül’ün eşinden kısa süre sonra vefat ettiğini belirtmişim, oysa tam tersi olacaktı. Rahmetli Sevgi Gönül eşinin ne mükemmel bir insan olduğunu, onu özlediğini anlattıktan sonra yaşamını yitirmişti.

Beni uyaran değerli okurlarım Harun Şen ve Hikmet Ersoy’a teşekkür ediyor, hatalardan dolayı özür diliyorum.

DİĞER YENİ YAZILAR