Geçen Pazartesi ve Salı günü hakim, savcı ve Adalet Bakanlığı müfettişlerinin geleceğini tamamen adalet bakanlarının kararına bağlı kılan Hakimler-Savcılar Kanunu'ndan söz etmiştim.
Bu durumda, diyelim ki Van'da tutuklanan üniversite rektörüyle ilgili olarak müfettişler soruşturma yapıyor. Konuştukları kişilerden 100'ü olumlu, 10'u olumsuz ifade verse bile müfettişler 10 kişinin söylediklerini raporlarına almayı tercih edebilir. Hepsi böyledir demiyorum ama gelecekleri kanunla adalet bakanının iki dudağı arasına bırakılmışsa sonucun bundan etkilenmeyeceğini kim iddia edebilir?
Bu durumda dokunulmazlıklar kaldırılsa da hakim ve savcıların önlerine gelen dosyalarda, davalarda gelecek korkusu olmadan gerekeni yapabileceklerine kim inanabilir?
Demek ki adalet bakanları önemli adli olaylarla hiçbir ilgileri yokmuş gibi görünseler de kanun yoluyla gereğinden fazla ilgileri oluyor. Bu durumda verilen kararların gerçeği yansıttığına güvenmenin de gereğinden fazla iyimserlik olacağı gibi...
Şimdi önümüzde üç ciddi soru var;
1) Toplum olarak her şeyden önce bu kanunun değişmesi ve yargının bağımsız hale getirilmesi için ACİLEN ne yapabiliriz?
2) Hakimler-Savcılar Kanunu bu şekilde dururken, Adalet Bakanlığı örneğin Rektör Yücel Aşkın davasının en adil şekilde yürütüldüğüne toplumu nasıl inandırır?
3) Sayın Bakan Cemil Çiçek de bu durumda yargının bağımsız olamayacağına ve söz konusu kanunun derhal değişmesi gerektiğine inanmıyor mu?
Bizi, dolayısıyla milleti aydınlatırsa çok sevineceğiz.
İmren Aykut Bakanları suçluyor
Kimsesiz yavrulara yapılanlar taş kalplileri bile ağlatır" diyordu gazeteci... Olayı duyar duymaz Malatya'ya gitmiş, haftalarca sabırla yuva çocuklarına bakıcılar tarafından uygulanan şiddeti belgelemişti.
Vahşet denebilecek bu tür olayların Türkiye'de çok sık görülmesinin nedeni kötü ruhlu insanların buraya toplanmış olması mıdır yoksa sakat sistem mi? Bu sorunun cevabını 6 yıl önce ÇESAV isimli bir vakıf kurarak bugüne kadar 40 kız çocuğunu en iyi şekilde yetiştiren Kadın ve Aileden Sorumlu Eski Devlet Bakanı İmren Aykut veriyor: "Çocuk Esirgeme Kurumu artik işlevini yitirmiş, süresi dolmuş bir kurumdur ve yenilenmesi gerekiyor.
Devlet bu görevi ancak gönüllü kuruluşlarla, vakıflarla, başarısı ispatlanmış örnekleri çoğaltarak yürütebilir. Oysa burada küçücük çocuklar, uzman elemanlar yerine psikolojisi bu işi yapmaya müsait olup olmadığı bilinmeyen yöneticilere ve cahil bakıcılara emanet ediliyor."
Sistem değişmeli
ÇESAV'ı hiçbir destek almadan, kendi imkânlarıyla kurduğunu, bugüne kadar yürüttüğünü, Ankara ve istanbul'da açtığı evlerde SHÇEK'ten aldığı 40 kız çocuğunu yetiştirdiğini, aynı zamanda psikolog yardımıyla onlara rehabilitasyon uygulandığını anlatan Aykut sevgiyle büyüyen gençlerin mutlu şekilde eğitim aldığını, yuva kurduğunu da söyleyerek devam ediyor:
"Evden ayrılanların yerine hemen yenilerini alıyoruz. Başarıyla yürüttüğümüz bu modeli anlatmak ve istedikleri takdirde SHÇEK'te de uygulanmasına yardımcı olmak için eski Bakan Hasan Gemici'yle görüştüm. Daha sonraki Bakan Güldal Akşit'e de gittim. Devletin Çocuk Esirgeme Kurumu'ndan aldığımız çocuklara nasıl baktığımızı merak etmediler. İlgilenmediler, bir teşekkür bile etmediler.
Oysa destek görsem diğer şehirlerde de açabilirdim. Bakanların öncülük etmesi, teşvik etmesi, başarılı olmuş modelleri gönüllü kuruluşlara, hayırseverlere göstermesi, vakıf evleri açması lazım. Sistem doğru kurulduktan sonra yürümesi hiç zor değil. Ama ilgilenmezseniz işte böyle kimsesiz çocuklar dayaktan tecavüze kadar her türlü şiddetle karşılaşıp perişan oluyorlar. Çok yazık!"
Bakanların, yozlaşmış olduğu defalarca kanıtlanmış bir sistemi değiştirmek için küçük parmaklarını bile oynatmadığını bir başka bakanın ağzından duyuyoruz.
Simdi söyleyin; "Suçlular hesap versin" demekte haksız mıyız?
Dokunulmazlık kaldırılsa da...
Geçen Pazartesi ve Salı günü hakim, savcı ve Adalet Bakanlığı müfettişlerinin geleceğini tamamen adalet bakanlarının kararına bağlı kılan Hakimler-Savcılar Kanunu'ndan söz etmiştim
Haberin Devamı

