Başbakan Erdoğan “Genelkurmay’da hazırlandığı iddia edilen” belge için 14 Haziran Pazar günü Her Açıdan’da Türkiye Barolar Birliği Başkanı Özdemir Özok’un söylediği “Bu belge sahteyse durum vahim, gerçekse yine vahimdir” cümlesini aynen tekrarladıktan sonra ordunun tavrını övmüş.
“Genelkurmay Başkanlığımız sorumlu ve duyarlı bir tavır sergilemiştir. Tartışmaya konu olan belgenin sahte veya gerçek olduğunun askerî yargı tarafından en kısa zamanda ortaya çıkarılması için soruşturma talimatı verilmiş ve yapılan açıklamada konunun takipçisi olduklarını ifade etmişlerdir.”
Sonra da “hiç kimse bu olayı istismar ederek kurumları birbirine düşürme, yıpratma, fitne çıkarma yaklaşımı içine girmemelidir. Kurumlarımızın birbirine güveni tamdır.”
Şimdi irdeleyelim bakalım; belge gerçekse durum vahim zira ordu içinde bazı askerler adının irtica ile özdeşleştiğini düşündükleri parti ve şahıs ile ilgili “irticayı bitirme planı” hazırlamışlar. Bu onların görevi değildir, öyle bir tehlike mevcutsa devletin kurumları “demokrasi şartları içinde” önlem almakla yükümlüdür. Yani bu bazı askerlerin “tehlike içerebilecek eylemleri yazılı olarak planladığı” kesinlik kazanırsa herhalde hukuken yargıya bunun hesabını vermeleri gerekir.
Öte yanda belgenin gerçek olmadığının anlaşılması daha da vahimdir, çünkü bu durumda da “birilerinin orduyu darbe ile ilişkilendirmek, Batı’ya karşı ‘Bakın Türkiye hâlâ demokrasiye geçemedi, darbe tehlikesi mevcut’ mesajı verir ve AB’ye girmemizi tehlikeye atarken içerde de ‘demokratik seçimle gelen yönetim darbe tehdidi altında’ mesajıyla kazançlı çıkmak için gözlerini kararttığı, provokasyon yaptığı” anlamı çıkacaktır. Her iki durumda da bu “bazıları”nın, “birileri”nin kimler olduğunun artık ortaya çıkarılması kesinlikle şarttır.
İSTİSMAR VE YIPRATMA
Ama Başbakan’ın da vurguladığı gibi Genelkurmay gayet demokratik bir tutumu sürdürüyor. Org. İlker Başbuğ seçildiği günden bu yana “demokrasiye saygılı olduklarını” her fırsatta vurguluyor. TSK’yı olabildiğince şeffaflaştırmaya çalışıyor. Ve yine Başbakan’ın vurguladığı gibi soruşturma talimatı vermiş.
Gelgelelim bu “kimse olayı istismar etmesin”le başlayan uyarının “bir kesim” medyada (ki hangi kesim olduğu malumdur) hiç dinlenmediğini; TSK’yı “sanki belge ‘Büyükanıt’ın e-muhtırası gibi’ keyfî ve sorumsuz şekilde Genelkurmay Başkanı tarafından yazılmışçasına” yıpratan gazete manşetleriyle, köşe yazıları, TV programlarıyla görmekteyiz. Her konuda Başbakan’ın sözünü emir gibi dinleyenler bu uyarıya hiç kulak asmıyor nedense...
Dün yine aynı gazete ve TV’ler tam gaz önce belgeyi gerçek yapıp sonra da “kendi gerçekleri” üstünde at koşturmaktaydılar. Örneğin “deniz otobüslerinde açık olan tek kanal TV” de iktidara yakın gazeteciler bunu pek ustaca gerçekleştirdiler. Arkadan da iktidara yakın kişilere ait olduğu, bu nedenle sağlıkla ilgili pek çok yasanın “destek vermek üzere” değiştirildiği doktorlar arasında devamlı konuşulan bir “özel hastane zinciri”nin reklamı geldi.
Ayrıca yapılanlardan, Bülent Arınç’ın seçim öncesi orduya karşı hakaretli konuşmalarla başlayan süreçten sonra “kurumların birbirine güveni” lafı da pek garip kalıyor.
DEĞİŞİM
Ortada biri “yapılmış”, diğeri ise “yapılma ihtimali olduğu iddia edilen” iki mesele var. İktidar gazetelerinde yazan (veya yakın olan) gazeteciler “TSK’nın açıklamasına inanmadık çünkü daha önce de orduya andıçlar, eylem planları hazırlandı” diyorlar. “Daha önce” ile “bugüne” karar vereceksek şu andaki siyasi tablonun da olamaması gerekirdi. “Değişim”e de işlerine gelince inanıyorlar galiba...
Oysa... Mesela Erdoğan “Hakkında yeni 7 suç duyurusu da yapıldığı açıklanan ‘Deniz Feneri davasının asıl faillerinden’ denilen RTÜK Başkanı için” soruşturma izni vermediği halde TSK belge ile ilgili olarak vermiş.
Bu durumda, Başbakan “Deniz Feneri failleriyle yakın ilişkileri olduğu bilinen” partisine “para ilişkisi iması yapıldığında” bunu söyleyenlere “namert” dediğine göre (ki haklıdır, ispatlanmadan kimse söyleyemez) TSK içinde birileri böyle bir belge hazırlamış olsalar bile bütün orduyla ilişkilendirmek nasıl kabul edilebilir?
Yazılara “Ama ordu daha önceden de...” veya “Asker demokrasiyi yıpratmasın” gibi başlıklar nasıl atılabilir?
“Birileri”nin bu belgeyi hazırladığı kesinleşirse o birileri elbette cezalarını çekmelidir ama bu arada “orduyu yıpratma” işi özellikle yerel seçim öncesinden yoğun şekilde başlatılarak pek başarıyla yürüyüp gitmiştir.
Sahi, Zahid Akman için suç duyurusunu ne zaman
yapacaklar acaba?
Diyelim ki belge gerçek!
Haberin Devamı

