Diyarbakır, Kürtler ve kadınlar!

AKP Hükümeti'nin hükümet olur olmaz başlattığı ve aralıksız sürdürdüğü "din, inanç üzerinden, türban ve Kur'an üzerinden" siyaseti hiç bir zaman onaylamadım

Haberin Devamı

AKP Hükümeti'nin hükümet olur olmaz başlattığı ve aralıksız sürdürdüğü "din, inanç üzerinden, türban ve Kur'an üzerinden" siyaseti hiç bir zaman onaylamadım. İnsanların inançlarını, duygularını istismar yoluyla, popülist söylemlerle oy avcılığı yapılmasına her hükümet döneminde karşı çıkanlardanım. Ama bu, Tayyip Erdoğan'ın Ermeni iddiaları, Kürt sorunu gibi konulardaki akla yaklaşımını ve doğru açıklamalarını takdir etmeme engel değil.

Sanıyorum taraflı siyaset, parti ayırımı gözetmeden ülke çıkarlarını ön plâna alan her vatandaş da buna benzer duygular içindedir. Başbakan'ın Diyarbakır'daki toplu konutların açılışı nedeniyle yaptığı konuşma gerçekten övgüyü hak ediyordu.

Sorunların parça parça adresi olamayacağını; Türk, Kürt, Çerkez, Abaza, Laz, Türkiye'nin bütün vatandaşlarının sorununun ortak bir adresi olduğunu, bütün sorunları tek millet, tek devlet ve tek bayrak çerçevesinde çözeceklerini söylemesi milletin sorunlarını bahane ederek terör ve şiddet ortamı oluşturmaya çalışanların karşısına da devlet ve millet olarak toplu iradeyle çıkılacağını vurgulaması özellikle AB'nin bölücü yaklaşımına ve Doğu'daki eksikleri, sorunları bahane ederek fırsattan istifadeye yönelen odaklara verilen güzel bir cevaptı.

Erdoğan'ın "etnik, dinsel ve bölgesel milliyetçiliğe izin verilmeyeceğinin, etnik unsurların birer alt kimlik olduğunun" İsrarla altını çizdiği konuşması Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde yaşayan vatandaşları "bu bölgenin geliştirilmemesinden, Anadolu'nun diğer bölgelerinden daha geri bırakılmış olmasından" yararlanarak terör destekçisi yapmaya çalışanlar için de gerekli açıklamalar içeriyordu:

"Kürt vatandaşların sorunu da diğer vatandaşların sorunu gibi devletin çözeceği bir sorundur. Çözüm yolu asla terör olamaz, Türkiye terörle mücadele konusunda tüm birimleriyle birlik ve beraberlik içindedir."

Herkese görev düşüyor!
Başbakan Türkiye'de bir Kürt sorunu olduğunu kabul ediyor. Konuşmasının toplamından çıkan sonuç ise Türkiye'de bir "gelişmemiş Doğu ve Güneydoğu sorunu" olduğu... İnsan hakları, çalışma şartlan eksik iki bölgenin vatandaşları söz konusu.

Bu açıdan baktığımızda Türkiye'de aynı şekilde, çok ciddi bir kadın sorunu da mevcut. Töre-namus cinayeti adı altında "savaş veya terör kayıpları gibi" sürekli kaybedilen kadın yaşamları. Baskı altında tutulan, radyo dinlemesi veya sinemaya gitmesi bile traktör altına ya da eli, ağzı bağlanarak nehirlere atılmasına yeterli olan kadınlar... Tecavüze uğrayan ve bu nedenle bile aileleri tarafından öldürülen kadınlar. Evine girilerek tecavüz edilen kadınlar.

Bunca kadın ölümünün, saldırısının çözümü nasıl ki terör veya devlet düşmanlığı olamazsa, olmuyorsa Doğu halkının sorunlarının çözümü de terörle, devlet düşmanlığıyla olmaz.

Devletin GAP projesini hızlandırması, Türkiye'nin her bölgesinin aynı şekilde kalkınmasını sağlaması, gereksiz harcamalarını kısarak Doğu'ya yönelmesi şart.

Ülkesini seven iş adamlarının, büyük sanayi sahiplerinin, özel sektörün bu bölgelerin kalkınması için yatırımlarını yönlendirmesi şart.

Ama terörün bu yatanları engellemesine seyirci kalmamak, terör örgütlerine ve bölücü yaklaşımlara prim vermemek görevi de o bölgenin vatandaşlarına ve tüm vatandaşlara düşüyor.

Yalnızca devleti suçlamak, kışkırtmalara aldanmak ve terör örgütlerinin bile halk temsilcisiymiş gibi ortaya çıkışına izin vermek vatandaş kolaycılığı oluyor.

Tartışmasız hepimiz dikkatle izlemek ve ülkemizin bütünlüğünü korumak zorundayız.

DİĞER YENİ YAZILAR