Ben günün olaylarını, övünmek gibi olmasın ama en iyi VATAN'dan takip ediyorum. Herhalde bu gazetenin iki yıl gibi kısa bir sürede büyük gazeteler arasına girmesinin, uzun yıllar 'tiraj alan' gazetelerin çoğunu geçerek en köklü iki gazeteyi de "tedirgin eder" duruma gelmesinin, "bağımsız ve iktidar pohpohlamayan" özelliği yanında bir sebebi de bu...
Geçen Perşembe günü de benim yorum yapmak için ilgimi çeken haberlerin tümü VATAN'daydı.
İşte bunlardan biri: Diyanet işleri, özürlü bebeklerin kürtajla alınmaması gerektiğini belirten bir yazı yayımlamış.
Yazıya göre bebeğin özürlü olması, ensest ilişkiden gebe kalınması, tecavüz bebekleri veya anne sağlığının tehlikede olması gibi gerekçelerle kürtaj savunulamazmış.
Açıklamalar iki kelimeyle "dehşet verici" bir anlamsızlık içeriyor. İleri sürdükleri nedenlerin biri örneğin;
"Hangi anne baba evinde yaşayan özürlü çocuğunu öldürmeyi düşünebilir?".. 'Tecavüz bebekleri babalarının suçunun cezasını çekmek zorunda mıdır?"
Diyanet yukardaki ilk kararı verirken önce özürlü doğan ve bu nedenle yaşamı boyunca kendisi acı ve sıkıntılarla boğuştuğu gibi aynı acılan ailesinin de paylaştığı insanlarla konuşmalıydı. Acaba, henüz iki-üç aylıkken (ki amnio sentez testiyle çok daha önce anlaşılabiliyor) özür anlaşılabilse ve doğum önlenseydi, onlar da bunu tercih ederler miydi?
Doğrusu bu olmasa, tıp özürlerin ilk birkaç haftada belirlenerek bebeğin alınmasını neden gerekli görüyor? Bilim bir yana atılarak her şey, dinin birileri tarafından kendi istedikleri gibi yorumlanmasıyla kararlaştırılabilir mi?
"Ensesi, tecavüz ve anne sağlığının tehlikede olması" nedenlerinin geçerli sayılmaması ise tümüyle insan haklarını hiçe sayan bir yaklaşım... Kendi rızası dışında şiddete uğrayarak hamile kalan, bu nedenle yaşamı işkenceye dönen genç kız ve kadınları bir de kendilerine olayı her an hatırlatan çocuğa mecbur etmek, ensest veya tecavüz çocuklarının da aynı mağduriyeti hayat boyu taşımasını sağlamak insani değil olsa olsa gaddarca bir tekliftir ve kabul edilir tarafı yoktur.
O zaman Diyanet neden kabul edilemeyecek yorumlarda bulunuyor, sormak lâzım...
Zaten asıl sorun da bu; kimse hiçbir şey sormuyor ve tepki göstermiyor!
Kadınsız Türkiye!
Antalya'da Mayıs ayında yapılacak olan "19. Alman-Türk Gazeteciler Semineri" için bir davet geldi. "Avrupa Birliği"nden "Dün, Gelenek ve Modern Toplum" a, "Türkiye ve Almanya'deki Basın Özgürlüğü"ne kadar çeşitli konuların tartışılacağı bir semineri izlemek isterdim... Ama kaçıracağım ne yazık ki...
O tarihte yurtdışında olacağım için üzülürken konuşmacıların listesini de inceledim. Almanlardan "muhabir" olarak kadın konuşmacılar var ama bizden "yazar" olarak bile tek kadın yok.
Prof. Dr. Nilüfer Narlı tek Türk kadın konuşmacı. Düzenlemeyi erkekler yaptığında (parlamento, medya, yönetici kadroları vb.) bu durumu kadınlara zorla dayatıyorlar ama seminerin "proje koordinatörü" kadın ise ve buna rağmen aynı tablo ortaya çıkıyorsa söylenecek şeyler olmalı diye düşünüyorum.
Bu nedenle telefon ederek sordum. Durumu kendilerinin de fark ettiğini, kasıt olmadığını ve erkek konuşmacılardan "gelemeyecek" olanların yerine kadınları çağıracaklarını söylediler.
Öncelik erkeklerin demek ki... Türkiye'nin kadın gazetecileri, kadın siyasetçileri ancak kadın örgütlerinin panellerine konuşmacı olarak katılacaklar demek ki...
Siyasetçi grupları yurtdışı seyahati yaparken erkek erkeğe gidecek kadınlar da yalnızca liderlerin, bakanların eşleri olacak demek ki.
Gazetelerin birinci sayfasında (bu gidişle sonsuza kadar) yalnız erkek yazarların yazıları anons edilecek ve onların kazancı da hep kadınlardan daha fazla olacak demek ki...
Ben bu oyunda yokum arkadaşlar. Benden destek beklemeyin... Seyahatte olacağım. Durum sürecek olursa daha da uzun bir seyahate çıkmam veya görev değiştirmem bile söz konusu olabilir.
Yine Türkiye'nin hizmetinde ama belki başka bir görevde...Belki sonucu daha fazla etkileyebileceğim bir yerde.
Sıktı artık zira...
"Önceden haber vermedi" denmemesi için tarihe bir not olarak (!) kaydetmiş olayım.
Diyanet'in "özürlü bebek" yorumu
Ben günün olaylarını, övünmek gibi olmasın ama en iyi VATAN'dan takip ediyorum. Herhalde bu gazetenin iki yıl gibi kısa bir sürede büyük gazeteler arasına girmesinin, uzun yıllar 'tiraj alan' gazetelerin çoğunu geçerek en köklü iki gazeteyi de "tedirgin eder" duruma gelmesinin, "bağımsız ve iktidar pohpohlamayan" özelliği yanında bir sebebi de bu...
Haberin Devamı

