Diyanet sorumluluğa ortaktır!

Cuma günü başladığım yazıya devam ediyorum. Ben “Kur’an’da saçı örtmekle ilgili bir emir nerede var” sorusunu (Nur ve Ahzab surelerini kastederek soruyorum sevgili okurlar, bunları yazıp yazıp bana göndermeyin lütfen) Ahmet Hakan’a daha önce 2 kez sordum; ortak bir röportajda ve televizyonda...

Haberin Devamı

Cuma günü başladığım yazıya devam ediyorum. Ben “Kur’an’da saçı örtmekle ilgili bir emir nerede var” sorusunu (Nur ve Ahzab surelerini kastederek soruyorum sevgili okurlar, bunları yazıp yazıp bana göndermeyin lütfen) Ahmet Hakan’a daha önce 2 kez sordum; ortak bir röportajda ve televizyonda... Yine “ilkeler bazında” konuşabileceğini söyleyerek cevaplamadı.

Eğer herkes kutsalı (hatırlatalım, burada “kutsal” olarak Kur’an’dan söz ediyoruz) kendine göre yorumlama hakkına sahipse her konuda görüşü olan ve sık sık din, türban yazan Ahmet Hakan’ın bu sûrelerle ilgili olarak neden kendine göre bir yorumu yok (veya belirtmekten neden ısrarla kaçınıyor?)

Yok, çünkü din kitaplarını, herkesin kafasına göre yorumlaması mümkün değildir, olacak iş değildir. Dün de yazdığım gibi, ancak dini ve Arapçayı en iyi din alimlerinin yorumlarını inceleyerek doğru anlamaya çalışabilirsiniz.

Ki benim bütün yapılmasını istediğim de bu... En iyi yorum hangisi ise bize oradan “bu emrin” gösterilmesi.

Çok basit bir soru sordum; Nerede?

Bu sorunun cevabı da Diyanet İşleri tarafından verilmelidir çünkü öğrenmek herkesin hakkıdır.

Kadınların öncelikle hakkıdır çünkü “türban takan dindar, takmayan dindar değil”den başlayıp “takan namuslu takmayan ...”a varan bir dizi çağdışı ayırıma uğrayan onlar... Erkekler de öğrenmeli, çünkü kadınlara türban baskısı yapan da genellikle onlar. (Yalnız “Nasıl Örtündüler” kitabında bazı kadınların da bu baskıyı görev gibi kapı kapı gezerek yaptığı anlatılıyor.)

Türban baskısı yaşamayan ve yapmayanlar ise dinin siyasete alet edildiği ve sonunda rejim haline getirildiği ülkelerdekine benzer şekilde, Erbakan’dan bu yana “kadın/türban/tesettür” dinleyip duruyorlar.

Sanki din, inanç bir tek “kadının saçını örtmesine” endekslenebilirmiş gibi ne tarafa dönseniz bu konuyla burun buruna geliyor, dindar/dindar değil ayırımcılığıyla karşılaşarak haksızlığa uğradığınız bir yana, yaşadığınız ülkenin giderek Suudi Arabistan’a, İran’a, Afganistan’a benzediğini görerek ümitsizliğe kapılıyorsunuz.

Öğrenelim o zaman... Prof. Ali Bardakoğlu en iyi din alimlerini görevlendirsin ve bize söz konusu ayetleri kelime kelime açıklayarak anlatsınlar.

Örneğin Nur Suresi’nde “ayıp yerleri örtme” anlamındaki “ferclerini koruma”nın nasıl tepeden tırnağa tesettüre dönüştüğünü, türbana ve tesettüre dair kesin bir hüküm varsa nerede olduğunu, ayetlerin geliş nedenleriyle birlikte yorumlanması gerekip gerekmediğini, “kadınlar gizledikleri ziynetleri bilinsin diye ayaklarını vurmasınlar” sözüyle “ziynet”in açıkça anlatılmış olup olmadığını, “söyle” ve “ey inananlar” hitapları arasındaki farkı, “hımar”ın net kelime karşılığının “başörtüsü” olup olmadığını (ve Arapça’da başörtüsü için kullanılan asıl isimleri) açıklasınlar.

“Başörtüsü” olarak kullanılsa bile “yakalarının üstüne salsınlar, ziynetlerini göstermesinler” in anlamının nasıl “saçlarını kapatsınlar” haline dönüştürüldüğünü de...

Ahzap Suresi’ndeki “cilbablarını üzerlerine salıversinler. Bu onlar için daha uygundur” cümlesinde “cilbab”ın “dış elbise” olup olmadığını ve “daha uygundur”un emir mi, tavsiye mi olduğunu anlatsınlar.

Eğer emir ise Allah’ın resulünün “biat” eden kadınlardan neden tesettür, başörtüsü şartı istemediğini de açıklasınlar.

Çünkü bunlar anlaşılmadığında iş İran’daki gibi karaçarşafa, saçını gösteren kadınların kırbaçlanmasına kadar varabiliyor.

Laik, yani “insanların dini kendi özel alanları içinde yaşadığı, devlet işlerine dinin karıştırılmadığı” ülkelerde bile bir tek “türban” dan başlanarak harem-selâmlığa, türbansız olanlara saldırıya gelinebiliyor.

Bu nedenle Diyanet’in önce Nur ve Ahzab surelerinin açıklaması, doğru yorumunu yapması, halkı aydınlatması mutlaka sağlanmalıdır.

Aksi takdirde “türban” üzerinden yapılan siyasetin her üç günde bir işgal edilen gündemin, toplumda yaratılan kutuplaşmaların ve değişen Türkiye görüntüsünün sorumluluğunu siyasetçiyle paylaşacaklar!

DİĞER YENİ YAZILAR