Birkaç gün önce Diyanet İşleri Başkanlığı’nın internet sitesinde “Gayrimeşru kazançla alınan kurban kesilmişse geçerlidir” gibi bir bilgi çıkması üzerine tepkilerimizi yazmıştık.
Dün Diyanet İşleri’nden gelen cevap yazısı Başkan Ali Bardakoğlu’nun kendi ağzından internet sitesindeki açıklamayı yalanlıyordu.
Bardakoğlu Perşembe akşamı Star Haber’de yaptığı konuşmada şöyle diyor:
“Haram para ile kurban kesilir mi? Haram ile ibadet olmaz. Hiçbir zaman haram para ile kurban olmaz. Lütfen ibadetlerimize haramı bulaştırmayalım, vatandaşlarımız yanılmasın. Din İşleri Yüksek Kurulumuzun açıklaması haram para ile kesilen kurbanın caiz ve doğru olduğu anlamında değildir.”
Şimdi bu kadar yanlış buldukları bir olay daha önce nasıl o şekilde yazılmıştır, Yüksek Kurul ne demek istemiştir, o anlaşılamadı.
Bu arada Diyanet İşleri’nin kesilecek kurbanların ancak uzman kasaplar tarafından kesilmesi, hayvanların acı çekmesine izin verilmemesi konusunda da her Kurban Bayramı öncesinde televizyon ve yazılı basın yoluyla duyuru yapması gerekiyor.
Kurban kesiminin bir anlamı da “et yiyemeyen fakir insanlara bu imkânın sağlanması”dır. Ama bir yandan iyilik yaparken diğer yandan bir vahşet tablosu yaratmak, hayvanlara acı çektirmek de herhalde sevap getirecek bir durum değildir.
“Aydın” isimli okurumuz bakın ne yazmış:
“Mekke’de Hac zamanı binlerce koyun, deve kesenleri gördüm. Hayvanların üç ayağı bağlanır, Arap eline aldığı kocaman bıçağı ‘Allah’ın adına’ hayvanın boynuna bir saplar ki, kan oluk oluk hayvanın boynundan bir fışkırır ki görülmeye değer. Hayvan değil mi can çekişir, ayaklarını sağa sola sallar. Kıpkırmızı kan aktıkça onu bıçaklayan bıyıklı, esmer yaratık hayvanın kanını alır, altın dişlerini göstererek sırıtır ve etrafındakilerin alınlarına nişan diye sürer. Milyonlarca hayvan bu şekilde kesilir ve çukurlara gömülür.”
Ben de dahil kimbilir kaçımız çocukluğumuzda önce bahçelere bağlanan, bizim günlerce sevdiğimiz koyunların Bayram günü kesilip ağaçlara asıldığını ve masalarımıza yemek olarak döndüğünü gördükten sonra hayatımız boyunca koyun eti yememişizdir.
Keşke buna kökten bir çözüm bulunsa... Kurban paralarının hepsi yardım olarak bağışlansa... Düşünmek bile insanın içini eziyor!
Nüket Duru kendi reklamını mı yapıyor?
Bu reyting konusu var ya gerçekten korkunç. Ve ben TV programları ve programcılığı sadece reytinge ve reklâma endesklendiği sürece Türkiye’de asla düzgün, kaliteli yayıncılık yapılamayacağına inanıyorum.
Zira izleyici yıllardır medyatik yüzlere ve olaylara şartlandırılmış. Yıllardır onlara gece gündüz (Pavlov’un deneylerindeki sistemle) aynı yüzler, benzer olaylar izletilmiş ve bunlara reaksiyon vermeleri sağlanmış. Bunun dışına çıktınız mı ne yaparsanız yapın programın karşısına konan ünlü bir yüz veya bir sanatçı hikâyesi onları daha çok cezbediyor MAALESEF.
Dün bu durumun da bazıları tarafından nasıl kurnazca kullanıldığını bir kez daha yakından gördüm.
Nüket Duru müziğini beğendiğim bir sanatçıdır. Son zamanlarda Neco’nun eşi Oya Özyılmazel’e bir arkadaş olarak verdiği destekle de dikkatimi çekmişti. Günlerdir “kadınların bu tür bir ayrılık olayında güçlü de olsalar, tanınmış da olsalar kolayca mağdur durumda bırakıldıkları” konusunu yazmak isteyip yazamamıştım, acaba programda hem Nüket Duru’dan şarkılar dinleyip hem de olayın doğrusunu anlayabilir miyiz diye düşünerek onu “Her Açıdan”a davet ettim. Kendisi de böyle bir fırsatın ciddi bir programda verilmesinden mutluluk duyduğunu söyleyerek kabul etti. Biz de TV ve basın anonslarımızı ona göre hazırlayarak gönderdik. Birkaç gündür defalarca telefonla konuştuk, dün sabah tekrar konuştuk.
Bu arada ben, programa çıkmadan önce artık medyada konuşmaması gerektiğini iki nedenle söyledim:
1- “Her Açıdan” bir magazin programı değil, sakız gibi uzatılan, kapı kapı dolaşılarak anlatılan ve reklâma çevrilmiş konuları ele almaz.
2- Zaten aynı hafta içinde başka programlara katılmış, her fırsatta ortaya atılan konukları da davet etmez.
Durum böyleyken dün bir baktık Nüket Duru bir canlı yayın kadın programında konuşuyor. Anlatıyor da anlatıyor.
Öyle anlatıyor ki olay “Neco-Oya” olayı olmaktan çıkmış, Nüket Duru’nun reklâm olayına dönüşmüş.
Anında telefonu elime aldım ve asistanına Pazar günkü davetimizden vazgeçtiğimizi bildirdim.
Ondan önce katılmasını düşündüğüm ve Ankara konseri ile Cumartesi akşamı Plaza Otel’deki şovu nedeniyle gelmesinin zor olduğunu söyleyen Erol Evgin’i arayarak durumu anlattım.
Beni iyi tanıdığı için ne demek istediğimi de gayet iyi anladı ve tüm yorgunluğuna rağmen programa gelip bize dün çıkan yeni albümünün güzel şarkılarını dinleteceğini söyledi.
Olay bundan ibaret, umarım karşısındaki insanları saf yerine koyarak her olayı reklâma çevirenleri anlamamıza biraz yardımcı olur.

