Diyanet Başkanları’nı ekrana davet ediyorum!

Haberin Devamı

Dün VATAN’da yer aldı; Diyanet İşleri Eski Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz “Başörtüsü Müslümanlığın olmazsa olmaz şartı değil. Öyle olsaydı başı açık kadınların Müslümanlıkla âlakası olmazdı. Bu kabul edilebilir bir şey değil” derken, Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu “Dinimiz kadınların yüz ve elleri hariç örtünmesi prensibini koymuş” diyor.

Sayın Bardakoğlu’nun ifadesinde “prensip” kelimesi dikkat çekici... Zira dinde prensipler değil “şartlar, emir veya tavsiye”ler vardır. Ayrıca Nur Suresi 31. Ayet’te “yüz ve elleri hariç” diye bir ifade geçmiyor, “kendiliğinden görünenler dışında”, “ferclerini (ayıp yerlerini) saklasınlar, ziynetlerini göstermesinler” ifadesi var.

Ve tabii Kur’an ayetleri yorumlanırken “indiriliş nedenleri, ‘söyle’ veya ‘ey inananlar’ hitabıyla başlama farkı, emir ifadesi olup olmadığı” büyük önem taşıyor. Örneğin Nur 31’de “baş ve saç” kelimelerinin geçip geçmediği, “hımar, humur” kelimesinin başı örtme anlamına gelip gelmeyeceği son derece önemli.

İlahiyat profesörleri bunlar incelendiğinde başörtüsünün emir olmadığını, Hz. Peygamber’in kendisine biat eden kadınlardan da bu şartı istemediğini, tesettürün-türbanın “sahabe”lerden bugüne bir gelenek olarak, özellikle Arap ülkelerinde sürdürülerek geldiğini defalarca açıkladılar.

Buna rağmen ısrarla “başörtüsü din emridir veya prensibidir” dendiğine göre ben “her ikisinin kızları da başlarını açarak üniversiteye gitmiş olan” iki Diyanet İşleri Başkanı’nı televizyonda; benim hazırladığım Her Açıdan programında bu konuyu birlikte anlatmaya davet ediyorum.

“Diyanet TV”yi beklemelerine gerek yok, bu program onlara açık, madem ki konu neredeyse bir rejim bunalımı haline geldi ve türban “Müslüman kadın için şarttır” dendi, bu nedenle türbansız kadınların inancı da tartışmalı hale getirildi, Diyanet İşleri Başkanları gazetelere yaptıkları açıklamaları televizyonda da yapmalıdırlar.

21. yüzyılın daha gelişmiş bilgi ve akıl düzeyiyle “Kuran’ı 1400 yıl öncesinden daha doğru” yorumlamak mümkün olmalı. Bu durumda “1400 yıllık gelenek” diyerek işin içinden sıyrılmak kolaycılıktır.

Yorumları çatıştığına göre kelime kelime açıklasınlar da önce biz kadınlar anlayalım. (Her ne kadar türban çabası siyasetçi erkeklerin sorunu gibi görünüyorsa da...)

Türkiye’nin geldiği nokta “kenara çekilebilecekleri” bir nokta değildir, kararlarını bekliyoruz.

*****


Erkekler de din haklarını istiyor!

Çok sayıda telefon ve mail geliyor erkeklerden... Bir kısmı “Madem ki Kur’an’da emir olmadığı halde, bunu Diyanet İşleri Eski Başkanı da dahil birçok ilahiyatçı, din adamı açıkladığı halde ‘emirdir’ diyerek türbana izin veriliyor, o emirse Kur’an’ın başka emirleri de var; biz de birden çok kadınla evlenmek istiyoruz, tez bu kararı da çıkarsınlar” diyor... Bir kısmı “Bundan sonra karılarımız, kızlarımız eşit miras hakkı isteyemez, biz istediğimiz zaman boşanmış sayılırız, şahitlikleri de iki erkeğin şahitliğine eşit olacak” diyorlar...

Bazıları ise “madem ki dinimizi yaşayacağız ve baş örtmek bir din hakkı ve özgürlüktür, kadınların başını örtmesi özgürlükse biz de sarıkla özgür olacağız, erkeklere de özgürlük hakkı tanısınlar” diyor.

Bütün bu söylediklerinin de Tayyip Erdoğan ve Devlet Bahçeli tarafından kadınların türbanı konusundaki ısrarla savunulmasını ve Anayasa’da değişiklik yapılmasını istiyorlar.

Onların haksız olduğunu kim iddia edebilir? Haklı olduklarına göre bakalım Erdoğan ve Bahçeli en kısa zamanda hemcinslerinin insan haklarını da kadınlarınki gibi heyecanla sağlamaya çalışacak ve Anayasa’ya ilave edecekler mi, göreceğiz.

Bunu yapmadıkları takdirde kendileriyle ve bugüne kadar sürdürdükleri siyasetle çelişkiye düşmüş olacaklar!

DİĞER YENİ YAZILAR