Birkaç gün önce gazetelerde Ali Şen'in KKTC'ye giden uçağıyla ilgili haberler yer aldı. Kıbrıs Rum kesimi onun uçağını ABD uçağı zannederek telâşlanmış ve Atina'ya gizli kripto göndererek "ABD Ercan Havaalanı'nı kullanmaya başladı" demiş.
Telâşlarının tek nedeni "Acaba Amerika Kuzey Kıbrıs'ı tanımaya mı karar verdi?"
Her fırsatta Türkiye'nin AB üyeliğinin önüne "Biz veto ederiz" engelini süren ve her istedikleri yapılıncaya kadar bu tutumu devam ettireceğinin işaretlerini veren bir Güney Kıbrıs var ortada. Kısacası ciddi bir Kıbrıs sorunu..
Öte yandan "azınlık hakları" ana teması altında Avrupa Birliği'nde yeterli kulisi yapan Kürt sorunu.. Diğer azınlıklar yeni bir hak talep etmediği için tek bir azınlığın AB de Türklerle birlikte asli unsur" olma hakkına kadar gidecek olan, içeriği tam tarif edilmediğinden nelerle karşılaşılacağı da bilinmeyen bir Pandora Kutusu...
Ve tabii Ermeni meselesi.
Dün Ertuğrul Özkök "Ermeni Diasporası Dışişleri'nde" başlığıyla verdiği Abdullah Gül'ün Ermeni diasporasının en önemli gazetelerinden Armenian Reporter'la yapacağı röportaj' haberinde, geçen hafta Erivan'dan gelen bilgiye göre Ermeni hükümetinin yeni bütçeye 'soykınmın tanınması' için harcanmak üzere para koymadığını ancak Ermenistan Dışişleri Bakanlığı'nın 'soykırımın uluslararası planda tanınması politikalarında da bir değişiklik bulunmadığını açıkladığı' anlatılıyordu.
Bundan ne anlıyoruz; Ermenistan bize ve dışarıya karşı 'Ben bu konuda özel çaba harcamayacağım' mesajını verirken diğer tarafta diasporanın çabalarını da sessizce onaylamaya devam ediyor.
Demek ki öncelikle Dışişleri'ni ve özellikle Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ü ilgilendiren, acil çözüm bekleyen çok ciddi sorunlarımız var. Ama Dışişleri Bakanımız günlerdir yapmayı sürdürdüğümüz uyarılara rağmen bu sorunlarla ilgilenmek yerine neyle ilgileniyor; laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğu gerekçesiyle kapatılan Fazilet Partisi ile.
Bu konunun ilgisini bu ölçüde çekmesinin, en önemli görevlerinin üstünde bir öncelik kazanmasının nedenlerini araştırmak benim işim değil. Herkes o nedenler hakkında kendi yorumunu yapabilir zaten.
Hesap her zaman kolay değil!
Kendisi ise bu konuda uyan yapan ve "Dışişleri Bakanı'nın böyle bir müdahalesinin hukuken de yanlış olacağını" söyleyen bürokratlarına "Siz talimatıma uyun, dediğimi yapın. Hesabını ben veririm" demiş.
Hesabı hazır olmasa demezdi herhalde.
Benim burada asıl merak ettiğim ülke sorunlarıyla ilgili hesaplar. Yarın Avrupa karşımıza iyice büyütülmüş Kürt ve Ermeni sorunlarıyla, Kıbrıs'la ilgili dayatmalarla çıktığında, istenen haklar tazminata veya toprak talebine kadar geldiğinde o hesap nasıl verilecek?
Öyle ya, Avrupa üniversitelerinin 'Uluslararası ilişkiler' veya 'siyaset' derslerinde kullanılan Türkiye haritası malûmumuz. Bu hesapça sorunlar karşı tarafın sadece "sözde" kelimelerinin kaldınlmasını istemesiyle ve kabul ettirmesiyle de bitmeyebilir.
"Tarih, sadece tarihçilere bırakılmayacak kadar önemli" olduğuna ve karşı taraf bunu unutmadığına göre acaba Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Avrupa'da ABD'de konsolosluklarımızın, sefaretlerimizin ve diğer görevlilerin ne gibi çalışmalar yürüttüğünü(!) izliyor mu?
Gerekli kitapları bastırıp gerekli yerlere göndermeyi düşünüyor mu? Diplomatik görüşmelerde gerekli açıklamaları yapıyor mu?
Yoksa şu sıralar yalnızca FP ile mi meşgul, merak ediyoruz!
Dışişleri Bakanı'nın görevi bu mu?
Birkaç gün önce gazetelerde Ali Şen'in KKTC'ye giden uçağıyla ilgili haberler yer aldı. Kıbrıs Rum kesimi onun uçağını ABD uçağı zannederek telâşlanmış ve Atina'ya gizli kripto göndererek "ABD Ercan Havaalanı'nı kullanmaya başladı" demiş
Haberin Devamı

