‘Dışarı’ya kurnaz bir mesaj!

Haberin Devamı

Yabancı basın yine kendi “yabancı” gözüyle abuk sabuk yorumlar yapmaya devam ediyor. Bunlar eskiden olayları daha doğru yorumlarlardı ama son dönemde Türkiye muhabirlerinin “Türkiye’de ablukaya alınması ve adeta gözlerinin iktidar biatçısı gazetecilerin gözleriyle değiştirilmesi” sonucunda olayları böyle görür oldular.
Arada kaza olursa doğru gözlem yansıtan bir iki cümle kaçıyor; mesela Guardian’ın başyazısı yine “eski elit, yeni sosyal güç” gibi olup bitenden hiçbirşey anlamadıklarını gösteren tanımlarla bunun bir “sınıf çatışması” olduğunu belirttikten sonra tek bir cümlede doğruyu vurgulamış:
“AKP’nin istediği ılımlı bir İslam modelinde uzlaşmak.”
Ilımlısı devrim polisleri coplamadan kadınları emirlerle, yasaklarla çarşafa sokmak, din-inanç ayırımcılığını had safhada ama çatışmaya gerek kalmadan yapmak, “kadınlar boşanma istemiyorlarsa kocalarının çok eşliliğine izin versinler”i dayatmak, kadın erkek taşıtlarını ayırmak filan oluyor.
Örneğin Malezya bu ılımlı İslâm modelinden şeriata geçti ama daha henüz İran’daki coplama, hapsetme günleri gelmedi. Sadece başı açık kadınlardan para cezası alınıyor ve ihtar ediliyor.
Ama tabii biz bu “korkuları” unutmalıyız, “biz farklıyız, bize olmaz vs...” Uykuya devam.
Yabancı gazetelerin veya AB’nin hiç de umurunda değil Türkiye’ye ne olacağı... Tam aksine ılımlı İslâm olursa “AB şansınız bitti” der, işi de kolaylaşmış olur.

FİLM DEĞİL GERÇEK

ABD’ye gelince... Karışmış bir Türkiye ile daha kolay oynayacağı ve ayrıca onu istediği “şiddet yaşayan İslâm ülkelerine örnek” demokrasinin ‘de’sinin de korunduğu bir hale çevirmek işine pek gelir. Onu bekliyor.
ABD’nin “adamı” ve planları doğrultusunda kullandığı yazarı; Samuel Huntington meşhur “medeniyetler çatışması” tezini Türkiye’nin “AB’ye üye olarak” bozmasını istemediği için bizzat bana (sorum üzerine): “Siz, kültürünüzün, dininizin benzediği Ortadoğu ülkelerine katılmalısınız. AB için milyonda bir şansınız yok” dememiş miydi?
Türkiye’ye rol yapmasınlar, kimse yutmuyor artık, bari açık açık söylesinler. Film çevirmiyoruz, senaryoya gerek yok... Koca ülkenin geleceğiyle oynuyorlar. (Ben Türkiye’nin kesinlikle AB’ye girmesi gerektiğine inanan ve bunun için sonuna kadar çalışacak biriyim, Huntington’a da soruyu bu nedenle sormuştum. Her yazdığınızı “AB karşıtı” diye kullanırlar malumunuz.)
“Ergenekon davası” dedikleri olay (!!) çerçevesinde yapılan son gözaltıların ise tamamen önce “kapatma davasına nispet”, sonra “muhaliflere, eleştirenlere gözdağı vererek korkutup sindirme” olduğu açıkça ortadadır.
Başbakan Erdoğan’ın kısa süre önce Kara Kuvvetleri Komutanı İlker Başbuğ’la görüşme yapması, arkadan emekli orgenerallerin göz altına alınması doğal olarak “başka kuşkular” da yaratmıştır (ne kadar yalanlanırsa yalanlansın...)
Bu kuşkular olmasa bir diğer niyetin “ya darbe veya kapatma kararı alınması” yönünde tahrik olabileceği de düşünülebilirdi.
Zira bu ikisinden herhangi biri AKP’nin gelecek seçimde yine mağdur rolü oynayabilmesi ve daha da büyük bir kesimi buna inandırdıktan sonra “önünde kalan son engelleri” bertaraf etmesine yeterlidir.
Aslına bakarsanız bu son gözaltıların bir noktada yararlı olabileceğini düşünüyorum.
Demokratlık maskesi kullanılarak totaliter uygulamalara ne kadar kolay geçilebileceğini “saf”lara göstermiş oldular.
Tabii dışarıya da “Bakın bize karşı darbe girişimi var, bu yargı darbesi (!) de onun uzantısı” mesajını vererek...
Bir taşla kaç kuş, pes vallahı! Hesaba çalışan “think thank” kuruluşları ve “özel yemek”ler iyi iş çıkarıyor!

*****


Başkomutan ne diyor?

Dün gelen okuyucu yorumları arasında “Bunun kapatma davasından ne farkı var, ona neden itiraz etmediniz” diye soranlar vardı.
Önemli farkı “iddianame”dir. Biri tamamen hukuk sınırları içinde, suçlamaların madde madde yazıldığı bir iddianame ile, diğeri bir seneden uzun süredir “yazılamayan bir iddianameye rağmen” yapılmıştır. Birincide önce “parti kapatma-siyaset yasağı” değil, önce iddianame gelmiştir.
Başbakan “gizli ajandaları olanlar ortaya çıkarılıyor” dedi, iyi de hukukta önce ajandayı göstermek yok mudur? Sinirlendiğiniz kişileri delilsiz tutuklamaya, evini aramaya, özel eşyalarına el koymaya kalkarsanız bunun sonu gelir mi?
Bir de “Başkomutan durumundaki Cumhurbaşkanı, ordusunun emekli orgenerallerinin gözaltına alınmasına ne diyor, sesini hiç duymuyoruz” diyen okurlar var.
Gerçekten de bu durum hem ‘Komutan’lara, hem de Başkomutan’a hakaret gibi gelmiyor mu acaba? Bir gazetede veya bir başka işyerinde bile darbe yaparak yönetim değiştirmek imkansızken orduda nasıl bu kadar kolay olabiliyor ve üstelik emekli generallerin darbe ihtimali konuşuluyor, “kozmik” ve komik belgelerden filan söz ediliyor.
Komutanların otoritesi yok mudur, Başkomutan ne yapar Tanrı aşkına?

DİĞER YENİ YAZILAR