İngiliz Economist Dergisi “Erdoğan’ın kumarı” başlıklı yazıda laik kesimin itirazının yanlış olduğunu çünkü Erdoğan’ın “partisinin dinsel köklerine rağmen Türkiye’nin laik yapısına müdahale etmediğini, güçlü ve kendine güvenen bir Türkiye’nin eşi başörtülü bir cumhurbaşkanını taşıyabileceğini” yazmış.
Tümüyle yanlış bir “dışardan gazel okuma”... Doğru bir tahmini ancak Türkiye’de yaşayıp her gün üst üste gelen rejime çentik atmaları izleyen ve objektif gözle dürüstçe yazan bir gazeteci yapabilir. İngiltere gibi bu tür tehlikelerden uzak, sınırları ve her köşesi en sıkı şekilde korunan, refah ve huzur içindeki bir ülkeden Türkiye tahmini yapmak aslına bakarsanız abesle iştigaldir.
Bu ülkenin kendi yazarları bile olaylar karşısında şaşırıp kalırken ve neye yoracağını bilemezken onların yapacağı yorum da işte ancak bu kadar olabiliyor. Bir kere yazar her şeyden önce laik demokratik bir rejimde dinsel kökenli partilerin din ekseni üzerinde siyaset yapmasının, insanların dinini, inancını oy için kullanmasının kabul edilemeyeceğini bilmiyor.
Toplumun tepkisinin yalnızca, laiklik yorumuna aykırı “türbanlı bir cumhurbaşkanı eşine” değil, rejime sadakatinden şüphe edilen, davranış ve uygulamalarıyla bu şüpheyi her fırsatta pekiştiren birilerinin cumhurbaşkanlığı yetkilerini kullanma ihtimaline olduğunu da bilmiyor.
Laik yapıya elden gelen müdahalelerin yavaş yavaş yapıldığını, bunlar bittikten sonra İslâmi bir rejim dönüşümünün ise hızla olaca-ğını, tarikat ve cemaatlerin ülkeyi bir ucundan diğer ucuna kapladığı gibi siyasette bile etki göstermeye başladığını farketmiyor.
“Laikliğin tanımını değiştirmek” bu dönemde sık sık söylendi. “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” sözünün duvarda kalmayacağı, gerçekleşeceği de... Ki bundan anlaşılan tek şey “çoğunluğun (veya azınlığın) istediği olacak”tır. Yani demokrasi değil, çoğunluk veya azınlık baskısı...
“Cumhuriyet’in değerleriyle halkın değerlerinin buluşacağı bir cumhurbaşkanı” sözüyle aynı şey kastedildi; laiklik tanımının değişmesi...
Türkiye’de halkın değerleri zaten cumhuriyetin değerleriyle örtüşür. En azından AKP iktidarına kadar böyleydi. Ve ayrıca, burada sorulması gereken; “acaba laik rejime tümüyle müdahale, istenmediği için mi edilmedi yoksa tüm kurumlar elde olmadığı için mi” sorusudur. Bu nedenle, istenmeyen adımlar Erbakan’ın dediği gibi “çikolata kağıdına sarılı” olarak atılıyor.
Economist yazarı dışardan gazel okuyacağına buyursun burada ülke vatandaşı gibi yaşayarak yazsın, bakalım aynı iddiayı sürdürebilecek mi?
(Not: Eğer yazar küçük bir ihtimalle Türkiye’den yazıyorsa ona da ancak “uyuyor mu acaba” denebilir.)
Bir reklâm metodu!
Hem araştırmacı, hem milletvekili olan Bülent Tanla aylar önce bu yılın ilk “Her Açıdan” programına konuk olmuş ve Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığına aday olmayacağını kesin bir dille söylemişti.
Bu tahmininde hâlâ ısrar ediyor ve nedenini de şöyle açıklıyor:
“Yaptığı şey aslında bir yandan partide çıkacak karışıklığa engel olurken bir yandan da reklâmcıların pek iyi bildiği ‘Teaser’ metodunu kullanarak ilgi patlaması yaratmak. Önce uzun süre merak uyandırır, sonra açıklayınca herkesin koşmasını sağlarsınız... Aday olmayacağını bu kadar uzun süre ve tartışmalardan sonra açıkladığında takdir toplayacak ve partisini güçlendirecek. Yani hesap gayet ustaca yapılmış.
Böylece kendisi yerine gelecek ve sözünden çıkmayacak aday da fazla itiraz almayacak ve yasama, yürütme, cumhurbaşkanlığı, Meclis başkanlığı elinde olacak.
Tek başına iktidar için 276 milletvekili yeterli. Aslında bütün yapacağı bu rakamı tutturmak... Onun için CHP çok dikkatli olmalı. Öne geçmeye çalışırken arkasından gelen partilere de fırsat vermeli.
Çünkü bu plân ancak 4 partili bir meclisle bozulabilir. Koalisyon yaparak tek parti iktidarını önlemezse Türkiye’nin dengelerinin değişmesi son derece kolay olacaktır.”
Ne dersiniz, gayet akla yakın bir açıklama değil mi?
Dışardan gazel okumak!
İngiliz Economist Dergisi “Erdoğan’ın kumarı” başlıklı yazıda laik kesimin itirazının yanlış olduğunu çünkü Erdoğan’ın “partisinin dinsel köklerine rağmen Türkiye’nin laik yapısına müdahale etmediğini, güçlü ve kendine güvenen bir Türkiye’nin eşi başörtülü bir cumhurbaşkanını taşıyabileceğini” yazmış
Haberin Devamı

