İki gün önce Fox TV’de izlediğim Ahmet Çakar’la Şansa Bak programı yazmak isteyip yazamadığım bir konuda yeniden rahatsızlık hissetmeme neden oldu.
Zevkle izlenen güzel bir program ve bu programda bol miktarda paraya ya da bir arabaya sahip olma imkanı buluyor yarışmacılar... Son derece özgün bir sunuşla programı yöneten Ahmet Çakar’ın inisiyatifi sonuçta önemli bir rol oynadığı için de bol bol ağlıyorlar. Özellikle çocuklarını ve eşlerini, sonra da borçlarını, düşük yaşam standartlarını anlatıp mutlaka ağlama noktasına gelmeyi bir şekilde başararak Çakar’ın özel yardımlarını alıyorlar.
Birkaç kez izleyince “Eskiden bu toplumun fertleri daha gururluydu, son yıllarda bu da değişti. Kocaman insanlar çocuklarının, eşlerinin düşeceği durumu da umursamadan nasıl bağıra bağıra (bazıları öyle) ağlıyorlar” diye düşünüyorsunuz doğrusu... Herkesin borçları olabilir, herkes çok zor dönemler yaşayabilir (ki Türkiye’de milyonlarca insan bu durumda) ama para için herkesin önünde ağlanmaz.
Birçok ülkede başkasının önünde ağlamak “bağışlanmaz bir hata, zayıflık işareti” olarak değerlendirilir. Ayrıca Türkiye’de çok daha fakir aileler, okula gidecek ayakkabısı olmayan ve tek çift ayakkabıyı kardeşleriyle paylaşan öğrenciler yaşıyor, ağlamayı düşünenlerin bu gerçeği de unutmaması lazım.
Gelelim bu yazıya neden olan o akşamki yarışmacıya... ODTÜ mezunu olan, mastırını da Boğaziçi Üniversitesi’nde yapan yüksek mühendis genç adam işsizdi.
Durumu en az “ağlayan işsiz ve borçlu kadın yarışmacı ve parasızlık nedeniyle eşi ile çocuğundan ayrı kalmak zorunda kalan baharat satıcısı” kadar üzücüydü... Hayatının en güzel yıllarını gece gündüz çalışarak geçiren, en iyi üniversitelerde parlak gelecek hayalleriyle okumuş ve sonunda kendini geçindirecek bir iş bile bulamayarak para için yarışmaya girmek zorunda kalmıştı.
NAYLON ÇADIRLARDA
Onun durumundaki yüzlerce genç üniversite mezunundan her gün “işsizim ve ne iş olursa yaparım” diyen mektuplar alıyoruz. Devlet kapısında bir iş bulabilmek için her yere müracaat eden, sınavlara giren ama kazansa bile işe alınmayanlar var aralarında... Bu gençler dışında İstanbul’un göbeğinde naylon çadırlarda yaşayan aileler, boş inşaatlara küçük çocuklarıyla sığınan kimsesiz kadınlar var.
Öte yanda bakıyorsunuz belediyeler milletten toplanmış paraları parti propagandası ve “başkan” propagandaları için ailelerin yeni doğmuş bebeklerine “altın ve zıbın”, istedikleri ailelere istedikleri isim altında yardım, sınıf geçen öğrencilere bisiklet vs. için kullanıyorlar.
Cumhurbaşkanı “Doğu ve Güneydoğu’ya yardım” diyor, bakıyorsunuz anında iktidara yakın dernek ve vakıflardan para yağıyor.
Başbakan “kömür, odun dağıtılacak” emri veriyor anında valiler, kaymakamlar “kömür dağıtıcısı” kesiliyor ve yüzlerce ton kömür istenen kişilere veriliyor.
Neye göre? Verilecek “en fukara, en ihtiyacı olan” aileler neye göre ve kimin kararıyla seçiliyor?
Milletten toplanan trilyonlarca lira adeta padişah emriyle dağıtılır gibi nasıl dağıtılıyor belli değil.
Şimdi TBMM’deki personel ancak “çocukları işe alınarak” emekli edilecekmiş.
Keyfî uygulama başladı mı sonu gelmez tabii... Diğer tarafta sınav kazandığı halde işe alınmayanları bile soramazsınız.
Parti propagandası için saçılan paralarla iş alanı yaratıp çalışarak kazanmaya alıştıracağına, toplumu sadaka kültürüne alıştırmanın nedenini soramadığınız gibi...
Japonlar tam da bu durum için güzel bir söz bulmuşlar:
“Balık vereceğine balık avlamayı öğret!”
Tacizcileri cezalandırın!
Taksim’deki taciz olayını protesto için kadınlar Taksim tramvay durağından başlayan bir yürüyüş yapmışlar.
Bu kadar alenen ve utanmazca, üstelik Türkiye’nin adını kötüye çıkaran bir suçun “ceza şikayete bağlı” denerek cezasız bırakılmasının (komik 57 YTL ile) kabul edilemeyeceğini yazmıştım.
Suçun cinsel taciz dışında “toplu saldırı ve vücut dokunulmazlığını ihlâl” olduğunu ve bunların cezasının şikayete bağlı olmadığını da KADER Başkanı Hülya Gülbahar açıklamıştı. Daha sonra “En az 4 yıl hapis cezası alırlar” diyen hakimler çıktı.
Aynı suça yeltenen ve hatta tecavüzü bile suç saymayan diğer sapıklara örnek olması açısından bu cezanın mutlaka verilmesi gerekiyor.
Bunu yapmak için Türkiye’nin bütün kadınlarının ayaklanmasını beklemesinler.
Taksim sapıkları mutlaka cezalandırılmak zorundadır. Cezalandırmayan hakimler “suçu onaylıyor” göründüklerini unutmasınlar!

