Halkın Kemal Kılıçdaroğlu’na duyduğu sevgi boşuna ortaya çıkmadı. Dürüstlüğü, sükûneti, sağduyulu olmaya, hiçbir şart altında fevri davranmamaya gösterdiği özen böyle siyasetçilere özlem duyan toplumda ona karşı haklı bir sevgi ve saygı yarattı. Nitekim CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in Meclis’te yaptığı konuşmada Şeyh Sait isyanının yanında Dersim isyanının bastırılışını da söylemesi üzerine 10 gündür sürdürülen tartışmaların, özellikle medyanın bir kesiminde tümüyle CHP düşmanlığına ve aynı zamanda siyasi getirisi yüksek olacak bir Alevi vatandaşları kışkırtma faaliyetine dönüşmesi üzerine yine akılcı, sağduyulu bir açıklama yapmış.
“CHP’lilerin tahriklere kapılmaması, yandaş medya tetikçiliğine karşı uyanık olması gerektiğini” söylerken “partisine yönelik sistemli saldırının ‘yaratılan korku-sindirme operasyonunu gizleme’ amacıyla yapıldığını, CHP’de biat kültürü olmadığı için partililerin ve yurtseverlerin düşüncelerini özgürce açıklayacaklarını” da belirtmiş.
Kılıçdaroğlu, bir Tuncelili olarak elbette Dersim isyanında ve bastırılması sırasında ortaya çıkan can kaybı ve acıları en iyi bilenlerden biridir ve Öymen’in Dersim’den söz etmekle hata yaptığını da açıklamıştır. Ama öte yanda, “yandaş medya” dediği kesimin ve bazı partilerin on gündür bu konuşmayı iyice istismar ettiğini fark ettiği de son açıklamasında görülüyor.
Fırsattan faydalanmak isteyenler arasında neredeyse Atatürk’ü yargılayanlar (fırsat bulsalar bir mahkeme de onun için kuracaklar), “Atatürk’ü Koruma Kanunu da kalksın” diyenler, Onur Öymen’in “Dersim’de olanlar bugün de tekrarlansın” dediği (‘ima etti’ filan da değil, ‘böyle dedi’ diyor) yalanını öne sürenler var.
Bir süre sonra hepsini toparlayıp “Türkler durup dururken Ermeni, Kürt, Alevi soykırımı yaptılar” dediklerini duymak da mümkün... Olayların tümüne bakıldığında bu çabada olanların “din, dil, mezhep, ırk” artık ne bulurlarsa, kendi siyasi (ve diğer) çıkarları uğruna toplumu acımasızca ayrıştırmayı, bölmeyi hedefleyen bir kitle olduğu açıkça ortadadır.
Acımasızlığın boyutu başlı başına bir acı...
TARAF’IN ACIMASIZLIĞI, DERSİM’DEN MEKTUP!
Şimdi aynı acımasızlığın net bir örneğini birlikte okuyalım...
Geçen Pazar (15 Kasım) Taraf gazetesinin “Dersim” konusunda CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu’na da bir suç sıçratma ve onu da yıpratma konusundaki gayretini yazmıştım.
Kılıçdaroğlu’nun uzun yıllar önce eski Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil’le yaptığı “Dersim olayları” ile ilgili röportajı öyle kasıtlı başlık ve spotlarla hem birinci sayfadan, hem de iç sayfada vermişlerdi ki dayanılır gibi değildi. Bu röportajı onlara Tunceli eski Baro Başkanı Avukat Hüseyin Aygün’ün hatırlattığını da müthiş haberlerinin (!) girişinde belirtmişlerdi.
Bu yazıdan hemen sonra Hüseyin Aygün yanına da “Dersim” den gönderdiğini belirterek bana bir mektup göndermiş.
Bu mektuptan bazı cümleler şöyle:
“Ruhat Hanım merhaba, bugünkü yazınızı (15 Kasım) okudum. Taraf’ın haberi veriş şeklini haklı olarak eleştirmişsiniz... Dersim 1938 olayının kanlı olduğu ve onbinlerce insanın öldüğü hemen herkesçe kabul edilmektedir. Kemal Kılıçdaroğlu ise bu olaya duyarlı ve geçmişte somut şekilde ilgilenmiş bir siyasetçidir. Duyarlılığı İ. Sabri Çağlayangil ile yaptığı 1987 tarihli röportaj ile de sabittir.
Kemal bey bu ses kaydını araştırmacılara 1-2 yıl evvel vermiş, araştırmacılar da internete koymuşlardır. Yani Kemal Kılıçdaroğlu bu röportajı zaten aleniyete çıkarmış ve araştırmacıların ilgisine sunmuştur (...) Taraf, olayı AKP-CHP kapışmasının bir parçası haline getirerek sunmuş (...) Taraf’ın yaklaşımı Kemal Bey’e de haksızlıktır. Zira Kemal Bey bu röportajı gizlememiştir (...) Kemal Bey’in hemşehrisi bir hukukçu ve Dersim araştırmacısı olarak bunları bilmenizi istedim.”
İşte Taraf’ın “bir bilinmeyeni açıklıyor” gibi; “Dersimiz Kılıçdaroğlu”, “O röportajı Kılıçdaroğlu yapmış” başlıklarıyla alenen suçlayarak verdiği, provokasyon ve karalama amaçlı haberin yanlışlığı “haberi veren araştırmacı” tarafından da böylece açıklanmış oluyor. Üstelik “olayı AKP’ye yaranmak için, CHP aleyhine saptırdıkları” imasıyla birlikte...
“Sabıkaları” giderek artıyor, ya bu çirkin tarzı ya da gazeteciliği bırakmaları iyi olmaz mı acaba?
Din, dil, ırk, mezhep... Nereden bölebilirsen!
Haberin Devamı

