Emin Çölaşan'ın 7 Eylül Çarşamba günkü "Ayıptır yahu, utanın" başlıklı yazısı bence gazetenin manşeti olmalıydı. Evet gerçi manşetlerindeki Devlet Bakanı M. Ali Şahin'in "şeriatçı göstericiler ve Cumhuriyet" hakkındaki sözleri de çok önemliydi; din istismarının nerelere vardırılabileceğini, öte yanda Cumhuriyet'in insanlara sağladığı din, inanç özgürlüğünün ne kadar değerli olduğunu anlatıyordu. Ama gazilerin dinlenme tesisine yapılan da en az onun kadar rahatsız edici...
Çölaşan, İstanbul Darıca'da gazilerin ve şehit ailelerinin yararlandığı, Emekli Sandığı'na bağlı dinlenme tesisinin "özelleştirme kapsamında" satışa çıkarıldığını anlatıyor ve "İnsaf diyor "Hükümet bu kadar mı parasız kaldı?"...
Yazının üzerinde kullandığı, bacaklarını kaybetmiş, yanlarında takma bacaklarıyla şezlonglarda oturan gazilerimizin fotoğraflarına bakan herkesin içi sızlar. Herkes aynı "İnsaf'ı çeker. Devlet, verdiği üç kuruş maaşla zar zor geçinen gazilerimizin ve şehit ailelerinin gelirinin arttırılması, onlara her türlü rahatlatıcı imkânın sağlanması için yıllardır yazılan yazılara tepki vermezken bir de üstüne mevcut imkânlarını alıyor.
Devlet bu kadar fakirse neden hâlâ her bakanlıkta bürokratlara bile çifter çifter lüks makam araçları veriliyor?
Neden siyasetçiler sürekli yurtdışı resmi seyahatlere aileleriyle giderek turistik gezi yapıyor?
Koskoca AKM binasının onarılması mümkünken neden sebepsiz yere yıkılma karan alınıyor?
Bir yanda israf, öte yanda bu ülke için uzuvlarını, evlatlarını feda eden insanlar üzerinden ekonomik kazanç planları!
Gerçekten devlet bu kadar acizse anons ederek bir kampanya başlatsın. Zerre kadar şüphe yok o dinlenme tesisinin parası bir haftada toplanır.
Bunu yapmıyorsa diğerini de yapmamalı. Dilensek bile hakkı yok!
Dünyanın en iyi doktorları!
İki gün süren "Amerika Türk hastalan mı çalacak" başlıklı estetik-plastik operasyonlar konulu yazımdan sonra Prof. Dr. Onur Erol'dan bir e-mail geldi. Önce Vıyana'da yapılan 10. Avrupa Estetik Kongresi'ne katlan Erol, hemen arkasından Dünya Estetik Cerrahi Derneği'nin toplantısında davetli konuşmacı olduğu Sırbistan'dan yazmış maili.
"Yazımm sebebi şu bizim çılgın Türkler" diyor ve bakın nasıl açıklıyor heyecanını: "Avrupa Plastik Cerrahi Kongresi 4 yılda bir yapılıyor, bu yıl Türkiye'den tam 40 plastik cerrahi uzmanı ve asistanı katilmiş. Hem de Türkiye'nin her yerinden ve sadece üniversite hastaneleri değil, çoğu devlet hastanelerinden... Daha önemlisi Türkler 42'si sözlü bildiri, 57'si poster olmak üzere toplam 99 bilimsel katkı yaparak!.. Bu durum beni çok mutlu ederken diğer ülkelerin plastik cerrahlarının hayret ve takdirlerini ifade etmeleri daha da çok hoşuma gitti ve beni gururlandırdı.
Çanakkale'de Tıbbiye'de okuyan talebelerimizin hemen hemen tümünü kaybetmiş bir ülke olarak, ATATÜRK'ün tohumlarını atmış olduğu muasır medeniyetler seviyesine gelme çabalarının sıfırdan başlayıp bugünlere gelmesi ve nasıl başarılı olduğunun kanıtlarıyla görülmesi ne kadar hoş değil mi? Bunu küçümsemek kendini yok saymaktır.
Genç plastik cerrahlarımızın bu başarısını yürekten kutluyorum. Türk hekimleri dünyadaki en iyi hekimler arasındadır, bunu hiç unutmayalım, kendimizi küçük görmeyelim. Selam ve saygılarımla... Prof. Erol".
Benim Türk doktorlarla Amerika'dakileri karşılaştırdığım ve Atatürk'ün "Beni Türk hekimlerine emanet ediniz" sözüyle bitirdiğim yazı ve üstüste katıldığı kongrelerde gördüklerinin birleşik etkisi altında bugünün "çılgın Türkler"ini anlatmış.
Eminim bunları duymak sizin de en az onun kadar gurur duymanıza neden olmuştur.
Bacaklarımızdan yapışıp bizi geriye çekmek isteyenler olmasa her alanda yakalayacağız şu "muasır medeniyeti" ama kurtulamıyoruz bir türlü... Buna rağmen başanlı olan doktorlarımıza bizden de tebrikler, teşekkürler!
Dilensek bile olmaz!
Emin Çölaşan'ın 7 Eylül Çarşamba günkü "Ayıptır yahu, utanın" başlıklı yazısı bence gazetenin manşeti olmalıydı. Evet gerçi manşetlerindeki Devlet Bakanı M. Ali Şahin'in "şeriatçı göstericiler ve Cumhuriyet" hakkındaki sözleri de çok önemliydi...
Haberin Devamı

